/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

2 Ocak 2014 Perşembe

Diyetimi bozdum uleyn: CEVİZ AĞACI

   Ne zamandir boş zaman bulup yazamadigim bu yazımda sizlere Koşuyolu'ndaki Cevizağacı'ndan bahsetmek istiyorum.  Başlıktan da anlayacağınız gibi geçen cumartesi Ceviz Ağacı'ndaydık. Kadıköy'de oturmama rağmen Koşuyolu çok uzaktaymış gibi geliyor bana, orada bir mahalle var uzakta gitmesek de görmesek de triplerine giriyorum her seferinde ismini duyunca. Allahtan arkadaşlık müessesesini sağlam tutmuşum da buluşacağımız zaman kapıdan alıp geri bırakan arkadaşlarım var. Ancak bu şartlar altında gidebilirim Koşuyolu'na.
   Kötü bir hafta ve iğrenç bir cumartesinin ardında cumartesi gecesi sakin ve keyifli idi. Bu ara en çok ihtiyacım olan şey buydu sanırım. İçeride mi otursak dışarıda mı karar veremeyince içeri bir göz atalım da olmadı dışarı çıkarız diye bir girdim giriş o giriş. Tanrıım! Manolya in Wonderland mı desem Hansel ve Manolya mı? Pastahane kısmından girmişim içeri, tek tek bütün tatlıları inceledim. Önce gözümü doyurdum. O kadar güzel gözüküyordu ki tatlılar hepsini yiyip midemi de doyurmak istedim ama diyetteydim. Dim... Önce irademi korudum. Hansel ve grateldeki gibi şekerden evler bile vardı. Yeni yıl için çok güzel pastalar ve kurabiyeler yapmışlar.  Ev partileri için harika ikramlar bulabileceğiniz gibi tatlı jestler için de müthiş bence. Ben ağzımın suyu akarak izlerken o tatlıları kötü kalpli cadı "Efendim tadına bakmak ister misiniz?" dedi. Diyetteydim.  Irademe sahip çıktım, çıktım da nereye kadar.  Menü önüme gelene kadar.
   O kadar başarılı bir menü hazırlamışlar ki çok tok bile olsanız mutlaka bir şeyler yersiniz. Ben kahvaltıları falan hızlıca geçtim. Salata yiyecektim. Dedim ya diyetteydim. Başka neler varmış burada diye göz ararken o da ne Fesleğenli Makarna!  Makarna yemeyecektim tabi ama fesleğen... Neyse bir kereden bir şey olmazdı.  Bir ya da iki sayfa daha geçtim ana yemeklerde ne göreyim Beğendili Piliç!  Olmuşken tam olsun dedim. Lezzetli ve doyurucuydu ya da şöyle söyleyeyim yoğunluktan dolayı servis yavaş olduğundan sipariş gelene kadar ben küçük ekmeklerden birini bitirdiğim için yemekle fazlasıyla doydum. Midemde tek bir lokmaya bile yer kalmamış olsa da gözüm hala tatlılarda idi. Hangisini yesem diye düşünürken de bir yandan dışarıda yapılan wafflein kokusuna karşı koyamadım. Ballı waffle söyledim ama o kadar çok doyduğumdan mı bal fazla geldiğinden mi bilmem bitiremedim. Arkadaşım Royal ismindeki pastadan söylemişti.  Ne kadar gözüm kalsa da o kadar şey yedikten sonra bir de onun tadına bakamayacaktım ama bizi elleriyle besleyince dayanamadım. Görüntüsü kadar tadı da harika.  İçeriyi gezerken şeker hamurundan pastalar dikkatimi çekti. Organizasyon ile uğraştığım için ve bu yüzden çok fazla doğum gününe, özel kutalamaya katıldığım için artık insanların hayran kaldığı pastalar benim için sıradandı ama Ceviz Ağacı'nın şekilleri baya iyi. Üstelik arkadaşımın erkek kardeşinin 18. Yaş günü pastasını buraya yaptırmışlar ve çok memnun kalmışlar. Eğer yakınlarda iseniz özel günler için gönül rahatlığı ile sipariş verebilirsiniz.
   Bir daha Koşuyolu'na gidersem mutlaka tekrar uğrayacağım mekanlar listesine girdi Ceviz Ağacı  ve bir daha diyete girersem asla uğramayacağım mekanlar listesinde 1 numaraya yerleşti.
Devamını oku »

26 Aralık 2013 Perşembe

Başka Çarşamba

   Başka sinema Kadıköy'e geldiğinden beri gidip izlemek istiyordum aslında ama kurstu okuldu derken fırsat bulamadım fırsat bulduğumda bilet bulamadım. Ne peki bu Başka Sinema? Başka sinema bağımsız filmlerin dağıtımcısı M3 film ve Kariyo&Abbay vakfı işbirliği ile hayata geçirilmiş.O sabırsılıkla beklediğimiz, çok izlemek istedğiğmiz ama kaçırdığımız bağımsız filmlere artık yıl boyu erişebileceğimizi öğrendim. Nerdeymiş bu Başka Sinema derken web sitelerinde ''BAŞKA SİNEMA, 1 Kasım 2013'ten itibaren Beyoğlu Beyoğlu, Altunizade Capitol, Kadıköy Rexx ve Ankara Büyülü Fener Kızılay sinemalarında yepyeni programı,sıra dışı seans akışı, sürpriz gösterimleriyle hayata geçiyor.'' yazısını görünce çok mutlu oldum. Hemen Kadıköy Rexx sinemasının programına baktım. Programa baktığınızda sizi dolu dolu bir programın beklediğini göreceksiniz. Biz de kızlarla kasım ayı programından Başka Sinemanın ilk belgeseli ''Benim Çocuğum''u seçtik. Malesefes gittiğimizde bilet kalmamıştı. Sonrasında da bir türlü programımda yer açamamıştım ta ki bu akşamki kısa film gecesine kadar. Başka sinemada çarşambalar özel. Sürpriz filmler, belgeseller ya da böyle kısa filmler yayınlanıyor. Biletler gösterimin olduğu gün satılsa da bilet bulmanız açısından sabahtan alsanız daha iyi olur. Neyse bugün biletlerimizi aldım. Akşam gittik gösterimimize.

İşte Kısa Film Gecesi'nde gösterilen filmler:
Buhar (2012)
Türkiye / Abdurrahman Öner / 12’
12 dakikalık tek plandan oluşan “Buhar”, bir evliliği yemek masasında metaforik bir anlatım eşliğinde sorguya yatırıyor.
Oyuncular: Banu Fotocan, Reha Özcan

Bir Kurabiye Masalı (2012)
İlkyaz Kocatepe / Türkiye / 15’
Hazırladığı şans kurabiyeleri ile aşık olduğu kadına ulaşmaya çalışan genç bir adam, farkında olmadan kendisininkiyle beraber çalıştığı kafedeki diğer insanların hayatlarını da değiştirecektir.
Oyuncular: Gülsüm Alkan, Furkan Andıç, Ayça Erturan, Şener Savaş, Şevket Süha Tezel

Yüksük (2012)
Enes Yurdaün / Türkiye / 16’
Yaşlı kadın gündüzleri sıradan yaşamını sürdürürken, geceleri duyduğu bir ses yüzünden uyumakta güçlük çekmektedir. Fakat şimdi, geceleri uykusunu kaçıran sesin peşine düşme vaktidir.
Oyuncular: Nusret Safayhi

Mod (2013)
Türkiye/ Deniz Tarsus/ 10’
Bir gün, bizi dünyaya bağlayan iyi, güzel ve yaşamsal olan her şey yok olduğunda, o hep devam edeceğini sandığımız denge bozulduğunda ne hisseder, ne yaparız? Deniz Tarsus'un filmi, böylesi bir atmosfer yaratıyor ve insanın umuda, iyiliğe dair arzusunun izini sürüyor bir düş makinasının ucunda. Eluard'ın dediği gibi belki de, kim bilir: “birleştirilmiş bin acı/en büyük düşü kurabilir”
Oyuncular: Ali Düşenkalkar, Övez Muradov, Gökşin Kes, Özlem Kocahaliloğulları, Hakan Küçükyılmaz

Fazla Mesai (2012)
Gürcan Keltek/ Türkiye/ 20’
Bugünün İstanbul’unda çalışan sınıfın hayatları, beklentileri ve umutları konu ediniyor. Çeşitli niteliklerde, cinslerde, çeşitli sınıflara, kimliklere ve/ veya ekonomik durumlara sahip çalışanlar, şehirden ve iş hayatlarından ne oranlarda beklentilerinin, hayallerinin karşılıklarını bulabiliyorlar ya da adeta fabrika görünümünde olan şehir tüm bu kesimleri bir “üretim süreci” nden geçirip “tek tip model”, “ideal nitelikte insanlar” yaratabiliyor mu…
Oyuncular: Okan Ürün, Ebru Ojen Şahin, Cihan Ocak

Ali Ata Bak (2011)
Türkiye / Orhan İnce / 12’
Ali Ata Bak, ülkemizde yıllardır tartışma konusu olan ana dilde eğitime bir eleştiri niteliğinde. Eğitim sistemin empatiden uzaklığı, kendi halinde doğru şeyleri yapmaya çalışan küçük bir çocuğun gözlerinden anlatlıyor.
Oyuncular: Yunus Tanrıverdi - Ferzende Tanrıverdi - Helin Güneş Açar

   Hepsi çok güzeldi ama en çok Bir Kurabiye Masalı'nı ve Ali Ata Bak'ı sevdim. Ülkenin ve benim gündemim karma karışık olduğundan, sokaklara gaz bombaları atılırken polis görünce yolumuzu değiştirir hale geldiğimizden, dizginleyemediğimiz duygulardan, gizleyemediğimiz kalp kırıklıklarından gece tatsız da bitse Başka Sinema fikrini çok sevdim sanırım Başka Çarşamba'nın müdavimi olurum.
Devamını oku »

16 Aralık 2013 Pazartesi

Bir Kitap Bir Film: GERMİNAL


   Dün muhteşem bir gün geçirdiğim için akşam kitap biter bitmez yazmak istediğim bu yazıyı günün yorgunluğundan yazamadım. Sonunda bitti! Aylardır okuduğum daha doğrusu okumaya çalıştığım kitabı bitirdim. Aslında kitap okumayı çok severim ama okul, kurs, koşturma, kavga, ayrılma, barışma, insanlar, İstanbul, yolculuk derken çok fazla zaman ayıramadım bu kitaba. Her gittiğim yede benimleydi ama kitap en iyi arkadaş derler ya doğru. Yeni döneme başlamanın heyecanında da, ilk kez yemek yaparken de, eve dönmesini beklerken de, İstanbul'un trafiğinde de, her şeyi bir kenara bırakıp hatta elimin tersiyle itip nefes almak için bu şehirden kaçarken de, diğer en iyi arkadaşım annem saçlarımı okşayıp beni sakinleştirmeye çalışırken de bu kitap hep elimdeydi. Az az, sık sık okudum onu. O kadar çok yanımda taşımışım ki onu bir dünya fotoğrafımız olmuş birlikte. Bir de kitaptan vize ve finalde sorumlu olunca keyif gibi gelmedi bu kitabı okumak ama bittiğinde iyi ki okumuşum dedim.
  Germinal'e eylül sonunda Sosyal Politika hocam Berna Güler Müftüoğlu tavsiyesiyle başladım. Aralık olmuş anca bitti. Böyle söyleyince baya seviyormuşum kitap okumayı. Vizede bir sorunun bu kitaptan geldiğini öğrenince baktım bitecek gibi değil filmini izledim. Filmi de kitap kadar etkileyiciydi. Hayatımda hiç bir zaman başladığım bir kitabı yarım bırakmadım gerekirse beş ay yanımda taşıdım yine de bitirdim o kitabı bu kitap da böyle oldu. Aman canım filmi izledim okumasam da olur demedim. İnat ettim okudum. 

   Emile Zola'nın bu kitabında 1960'larda Fransa'da bir maden işletmesinde gerçekleşen gerçek bir grev ve bu işçilerin hayatı anlatılıyor. Kitap sonunda sosyalist ve yenilikçi görüşlere umut aşılıyor. Beni tanıyan herkes bilir kapitalizme eğilimim her zaman daha fazladır. Yine de bu kitabı okuyunca insan bir durup düşünüyor. Okuduktan sonra Berna hocanın Bir Kesit Tek Gerçek makalesini okuyunca 20.yy Fransası ile 21. yy Türkiyesi arasında çok fark olmadığını gördüm. Bu insanların hayatını okuduğunuzda kendi insanlığınızı sorgulayacaksınız. Eğer hala biraz vicdanınız varsa...

Devamını oku »

13 Aralık 2013 Cuma

Düğün Dernek

   Bugün ne dolu bir günmüş. Nefes almak için koşmak gerekiyormuş. Dersten çıktıktan sonra oda arkadaşımın günlerdir izlemek için benim boş zamanımı beklediği filmi bugün izleme fırsatı bulduk. Buluşup yemek yedikten sonra Rexx'e koştuk son seansa yetişebilmek için ve son seans olmasına rağmen çok kalabalıktı salon.
   Film Sivas'ta gerçekleşemeyen bir düğünü konu alıyor. Düğün bizim kültürümüzde çok önemlidir. Hatta o kadar önemlidir ki düğün hayal edildiği gibi yapılsın diye bir çok fedakarlık yapılır. Ama bu düğünde işler rayından çıkıyor. Tabi ondan sonrası absürd komedi.

   Bence film kafanızı boşaltıp gülmek için ideal bir seçim olur. Kadrosu çok başarılı Ahmet Kural ve Murat Cemcir'i ailecek severek ve bol bol gülerek izliyoruz. Rasim Öztekin'in oyunculuğuna da yorum yapmak benim ne haddime. Filmde bazı yerlerde argolar da var ama rahatsız edecek düzeyde değil yani insanları basit argolarla güldürmeye çalışmamışlar. İnsanların yaptıkları yorumlardan İşler Güçler ile kaşılaştırıldığını duydum. Ancak ikisi çok farklı işler ve bence karşılaştırılmaması gerekiyor. Benim tek hoşlanmadığım şey fragman çok yoğundu ve filmdeki tüm can alıcı noktalar zaten fragmanda vardı ve keşke fragmanı izlemeden gelseydim dedim.
   Biz beğendik tavsiye ederiz, İyi seyirler...
Devamını oku »

Polka'fe

  Kadıköy'de en sevdiğim mekandan bahsedeceğim şimdi size Polka. Müthiş bir yer ev gibi. Huzurlu, sakin sessiz ve müzikleri harika. Bir gün tesadüfen keşfettiğim mekanda beni çeken önce dekorasyonu olmuştu. Oturduktan sonra birden tatlı bir müzik duydum. İçeride canlı müzik yapıyorlardı. O kadar tatlıydılar ki. Hangi günler çalıyorsunuz diye sorduğumuzda kendi kendilerine çaldıklarını söylediler. Ev gibi değil mi gerçekten.



Bugün kurstan arkadaşlarımla uğradık ve neden daha sık gelmiyorum ki diye sordum kendi kendime. Müzikleri güzel olduğu kadar yemekleri ve tatlıları da çok güzel. Bugünkülerin sanırım hepsini denedik ve hepimiz beğendik. 



Şu havalarda bayılarak tavsiye edebileceğim içecek ise kış çayları bugün denedim gerçekten çok başarılıydı. Havalar ısınınca da ev yapımı ıce tea'sini denemenizi şiddetle öneririm.


Yemek için bir şeyler isterseniz de gömlekli tavuk tavsiye edebilirim. Üstelik gayet doyurucu. Porsiyonları tam kararında. 
    Müzikleri arkadaş sohbetleri için oldukça ideal. Hatta bence tek başınıza da gidip elinize kitabınızı alıp İstanbul'un kalabalığında başka alemlere dalıp kendinize biraz zaman ayırabilirsiniz. Çok da güzel olur sanırım bundan sonra sık sık yapacağım bunu. Aslında bunlar size değil kendime tavsiyeler. Umarım siz de seversiniz. Eminim seversiniz.
Polka Cafe Menu, Reviews, Photos, Location and Info - Zomato
Devamını oku »

9 Aralık 2013 Pazartesi

Jamie's İtalian

Hastayıaam, ölüyoruuamm diye bütün haftayı yatakta geçirince ve uzun zamandır görüşmediğim insanlar listesi yaptım.Önce İrem'i aradım. İrem'le en son görüştüğümüzde kar yağıyordu. Hemen öğle yemeği için sözleştik. Onun tavsiyesi ile Zorlu Center'daki Jamie's İtalian oldu buluşma noktamız. Aslında pazar günü buluşmayı düşünüyorduk ama cuma, cumartesi ve pazar yerleri olmadığını öğrendik. Annem sağ olsun o kadar çok izlemiştim ki Jamie'yi illa da oraya gitmek istiyordum. Annem o kadar izledi izledi bir kez bile yapmadı o yemekleri yazıklar olsun.


Ben Karidesli Linguine söyledim. İçinde sarımsak olduğu halde hiç sarımsak soğan yemeyen beni bile rahatsız etmedi.

Anlatmaya dilim de midem de varmıyor ama İrem tercihini Kara Melekten yana yaptı çok da beğendiğini söyledi. Tabi ZEVKLER ve RENKLER tartışılmaz ama ben görüntüsünü beğenmedim tadını hiç sevmedim.


Üç farklı lezzette Ispanaklı ve su kabaklı, Ricotta peynirli ve patlıcanlı, kurutulmuş domatesli Cannelloni çok başarılıydı sebze sevmeyen ben bayıla bayıla yedim.


Ve son olarak tatlııı =) Ben tercihimi Tiremisudan yana kullandım. ikimiz de tatlılarımızdan memnun olarak ayrıldık.
Bana sebzeyi balığı böyle yedir annee! Sebze yemiyorsun, balık yemiyorsun deme bak adamlar yapmış olmuş

Devamını oku »

7 Aralık 2013 Cumartesi

Senelerce Oynadım Bugün Ağladım

   Ben Meriçliyim. Meriç Edirne'nin çok küçük bir ilçesi. Meriç nehri kıyısında bir çok köyü var Yunanistan köylerine komşu. Bir de türküsü var bu küçük ilçenin. Babuba... Babuba ''Be Baba'nın'' bizim şivemize çevrilmiş hali.
   Anlatılana göre Edirne'deki köylerden birinde Eyüp diye bir genç varmış. Bu genç ağanın kızına aşıkmış kız da ona. Ama çocuk fakir olduğu için kızın babası vermek istememiş kızını Eyüp'e.  Yunan köylerinin birindeki bir ağanın oğluna vermiş kızını. Eyüp de karşı kıyıya giden aşkının ardından bu türküyü söylemiş.

   Bu türkünün hikayesini dedem çok küçükken anlamıştı. Meriç kıyısına pikniğe gitmiştik. Hep merak ederdioradaki insanlar da bizim gibi mi acaba diye. Ben de evleneceğim Yunanistan'dan biriyle demiştim dedem hikayeyi anlattığında. Hep masal gibi bi aşk düşlemiştim çünkü. Herkes prenses olurken ben gelin olurdum. Benim için gelin kutsal mertebe gelinlik kutsal kıyafetti. Bir de Yunan erkekleri çok yakışıklı değil mi ya. Mesela Yabancı Damat'ta oynayan Özgür Çevik. Biliyorum o Trakyalı ama benim için her zaman Niko olarak kalacak.
   Bu türkünün bendeki yeri çok farklı adeta benim için bir ninni kim bilir kaç Trakya düğünde annem ortada göbek atarken ben bu şarkı eşliğinde uykuya daldım anneannemin kucağında, bir de halk oyunları oynamıştım ilk okulda tam üç yıl aynı şarkı, aynı kostüm, aynı kareografi hep eğlenceydi benim için bu türkünün anlamı hep mutluluktu, hep aileydi, hep çocukluktu.   
   Ta ki bu güne kadar. Bugün Youtube'da tesadüfen karşılaştım bu türküyle. Tıklamaz olaydım. En sevdiği müzik sesi klarnet olan bir kızım zaten. Başındaki klarnet sesiye boğazım düğümlendi. Zaten sevdiğim, iki gözüm, yunan heykeli gibi adam ellere yar olmuş. Annemi de özledim, kardeşimi de özledim. Babamı bile özledim keşke anlatabilseydim ona yaşadıklarımı ama çok uzun süredir o ilişkide bir baba kız değiliz. Gözlerimin karesi kırmızılar olana kadar ağladım ben de. Buraları sevmiyorum yalnız olunca. Yarın yine pazar. Ne mi yapacağım? Saçmalamayın ya tabi ki bütün gün yataktan çıkmadan onun üstünde sunday yazan çorabının aynısını giyip bende kalan aşk filmlerini izlemeyeceğim. Arkadaşlarımla buluşurum Bağdat Caddesinde kahvaltı, alışveriş falan... Belki akşam da Zonguldak'taki maden işçilerinin hayatını anlatan bir belgesel izlerim. Dünyanın sonu değil sonuçta. Size de iyi pazarlar şimdiden
Devamını oku »