/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

28 Ocak 2014 Salı

The Great Gatsby (Muhteşem Gatsby)



   Amerikalı yazar F.Scott Fitzgerald'ın romanından uyarlanmış bir film olan Muhteşem Gatsby bana neden daha önce izlemedim ki dedirtenlerden. Aynı roman daha önce de uyarlanmış ama ben 2013 yapımını izledim. Filmin başrollerinde Leonardo DiCaprio, Tobey Moguire ve Carey Mulligan bulunmakta. Carey Mulligan... Sevsem mi nefret mi etsem bilemediğim bir oyuncu. Bebeksi yüzü, gamzeleri ve kısa saçın ona bu kadar yakışması sevmem için yeterli sebepler iken Wall Street'te Shia LaBeouf ile Driver'da Ryan Gosling ile şimdi de burada Leonardo DiCaprio ile oynaması nefret etmem için yeterli sebepler.


   Film benim için bitmek bilmedi. Bunun sebebi hayal edebileceğimin de üzerindeki zenginlik ve ihtişamı gözler önüne sermesi idi. Çoğu sahnesine tepkim ''ohaa!'' şeklinde oldu. Adından da anlaşılacağı üzere film Gatsby'nin muhteşem, zengin ve ihtişamlı hayatını anlatıyor. Bu kadar zengin olunca tabi içkinin su gibi aktığı karnaval tadında partiler düzenliyor ancak bu partilerin amacı eğlenmek değil. Olur da bir gün sevdiği kız gelirse diye. Biz bunları izlerken bu hikayeyi bize komşusu aynı zamanda sevdiği kız Daisy'nin kuzeni Nick anlatıyor. Aslında tam bir yeşil çam filmi tadında fakir ama gururlu bir genç zengin ve güzel bir kız ancak göz kamaştırıcı. Filmden Amerika'nın zengin sınıfının yaşamlarını, eğlencelerini ve yozlaşmış ahlak anlayışını gözlemleyebiliyoruz.


   Film eski bir tarihi anlatsada şarkılar günümüze ait. Çoğu eleştirmen bunu filmin doğasına aykırı bulsa da ben filmi daha izlemeden şarkıları dinledim klip klip kafamda birleştirdim.


   Olumsuz yapılan tüm eleştirileri göz ardı ettim çünkü bir adamın aşkı için neler yapabileceğini anlatıyordu film ve benim aşka olan inancımı tazelemeye yetti. Bence olumlu ya da olumsuz yaptığı her şey takdir edilmeli çünkü aşk yani sonuçta.

Devamını oku »

24 Ocak 2014 Cuma

GALATA KULESİ

   Benim için İstanbul'un hatta dünyanın en önemli simgelerinden biri Galata Kulesi. İstanbul'a aşık olmamın da en önemli sebebi. Galata Kulesi'nden İstanbul'u izlemek kadar İstanbul'dan Galata Kulesi'ni izlemeye de bayılıyorum. Dün aslında Beşiktaş'ta kahvaltı edelim diye çıktık ama bir de baktım ki ben yine Galata Kulesi'nin tepesindeyim.


   Önce kahvaltıdan bahsetmek istiyorum çünkü hem çok lezzetli hem de çok ucuzdu. Kahvaltımızı Beşiktaş'ta Faruk Cafe'de yaptık. Sokak boyu sıralanmış kahvaltıcılardan burayı tercih etme sebebimiz arkadaşlarımın daha önce deneyip çok memnun kalmalarıydı. Kahvaltı dediğime bakmayın gittiğimizde saat üçtü. Ucuz bir menüye sahip olmalarının yanında o kalabalığa rağmen servis de gayet hızlı. Bu kahvaltı tabağı, menemene ve +1 çaya sadece 10 TL ödedim.


   Aslında kalktıktan sonra Pasta Sanatı'na gitmeyi düşünüyorduk ancak kahvaltı ile öyle çok doymuştuk ki bu yüzden hazır bu tarafa geçmişken bir şeyler yapalım dedik ve Karaköy'e geçtik. Sanırım daha mutlu olamazdım. Karaköy İstanbul'da en sevdiğim semt sanırım. Bazen Kadıköy ve Karaköy arasında kararsız kalsam da Karaköy her zaman daha ağır basıyor. O tarihi binalar, semtin atmosferi, ve çevredeki turistler bana başka bir ülkeye gelmişim de her şeyden uzaklaşmışım hissi veriyor.


   E buraya kadar gelmişken Kule'ye çıkmasak olmazdı. Kuleyi ziyaret ücreti 6,5 TL. O eşsiz manzara paha biçilemez ;) Neredeyse tüm İstanbul'u izleyebiliyorsunuz. Üstelik biz bir de güneşin batışına denk geldik tek kelimeyle büyülendik.


   Hiç inmek istemesek de bütün geceyi orada geçiremeyeceğimiz için mecburen indik. Günün kahvesini içmek için tercihimiz Konak Cafe oldu. Mekanın terası gerçekten çok güzel neredeyse Galata Kulesi kadar... Üç tarafı da manzara ile çevrili. Galata Kulesi'nin dibinde bir tarafı Boğaz Köprüsü'ne diğer tarafı ise Topkapı Sarayına bakıyor. İşte Konak'tan Galata Kulesi manzarası.


   Konak Cafe'ye alternatif olarak daha önceki gezilerimden yola çıkarak size Pepo Cafe'yi de önerebilirim. Gerçekten çok sıcak güzel bir ortamı var ve çalışanları güler yüzlü. Ancak asıl favori mekanım Lavazza Galata. Galata kulesinin tam karşısında ve kahveleri alışılagelmiş şekilde. Ben fincanın yarısına kadar telve olan Türk kahvelerini pek sevmem ancak Lavazza'nınki ideal. Fiyatları da diğerlerine göre daha uygun.
   Eğer siz de AVM'lerde buluşmaktan sıkılır da dışarıya bir göz atmak ister iseniz önce buradan başlayabilirsiniz. 

Devamını oku »

19 Ocak 2014 Pazar

BEN YAPTIM: Planes konseptli doğum günü partisi

   Daha önceki yazılarımda kız anneleri için parti konsepti fikirleri vermişim. Bugün ise erkek annelerini düşünerek katıldığımız bir organizasyondan fikirler paylaşmak istedim.
   Bugün Bostancı Değirmen Pastahanesinde Ahmet Barış'ın 6 yaş partisini kutladık. Eğer Bostancı yakınlarında iseniz doğum günü partileriniz için Değirmen'in üst katı gerçekten ideal. Çocuklar için oyun alanı geniş ve misafirlerinize hazırladıkları menüler lezzetli. Size hiç stres yapmadan sadece misafirleriniz ile ilgilenmek düşüyor.
   Ahmet Barış için seçilen konsept Planes idi. Çocuklar için hazırlanan masada planes örtü, tabak, bardak ve peçete kullanıldı. Masaya Happy Birthday yazan renkli süslerden ve parti düdüklerinden serpildi.

Çocuklar için geniş br oyun alanı ayrılmıştı. Bu alanda istedikleri gibi koşup oynadılar. Alan Planes baskılı renkli balonlarla süslendi.


Ahmet Barış ve arkadaşları  için hazırlanan pinyata da tabi ki yine Planes baskılıydı.


Genelde doğum günleri gibi özel günlerde fotoğraf çekmek her anne için zordur ama erkek anneleri için daha zor. Çocuklar fotoğraf çektirmekten sıkılır, bir türlü istediğiniz pozu yakalayamazsınız. Ancak Ahmet Barış ve arkadaşlarının anneleri pek zorlanmadı. Ahmet Barış'ın 6. Doğum günü partisini ölümsüzleştirmek için Planes baskılı resim çerçevesi kullanıldı. Çocuklar fotoğraf çektirirken çok eğlendi.


Devamını oku »

16 Ocak 2014 Perşembe

Eminönü

   Bugün aslında iş için Eminönü'ne gitmem gerekiyordu. Giderken çok üşendim ama iyi ki gitmişim dedim. Ben daha önce Eminönü'ne gitmediğim için haliyle gideceğim mekanı bulmam pek kolay olmaz sanıyordum ama öyle olmadı. Nasılsa vaktim var diye Kapalıçarşı'dan başladım gezmeye. Tanrım insan her şeye mi özenir yahu. İnanır mısınız bakır kahve fincanı takımına özendim de almamak için zor tuttum kendimi. Kapalıçarşı'dan çıkınca aradığım dükkanı buldum. İşlerimi hallettikten sonra ara sokaklarda dolanırken kendimi Mısır Çarşısı'nda buldum. Eğer bir yabancı olsaydım döndüğümde en çok Mısır Çarşısı'nı anlatırdım sanırım. Renk renk baharatlar, meyveler, lokumlar... Değişik değişik kokular... Kendimi kaybetmem uzun sürmedi.


   Aklınıza gelebilecek her meyveyi kurutmuşlar. Sanki bütün meyveler kuruyormuş da önceliği kavuna vermişler. Üstelik hepsi inanılmaz lezzetli. Hatta kavun ve kivi bana jelibon gibi geldi. Bence çocuklara sağlıksız jelibonlar yerine bu meyve kurularından alabilirsiniz. Ben hepsinden yaklaşık bir kilo yedikten sonra karışık ve kavun almaya karar verdim.

   Tam üç kez beni durdurup abiye mi lazım gelinlik mi diyerek bunları düşünemeyecek kadar yalnız olduğumu yüzüme vurmaları hoş değildi ama olsun. Gerçekten insan oraya gidince her şeye, gerekli gereksiz her şeye özeniyor yahu. Çocukluğumdan beri pek komik bulduğum hani şu yeni gelinlerin giydiği beyaz, topuklu, tüylü terlikler var ya onları inceliyordum yemin ederim. 


   Kendimi daha fazla tutamam diye Kadıköy'e dönmeye karar verdim. Ancak ne mümkün çeşit çeşit telefon kabı içinden seçim yapmam çok zordu tam beş tane seçsem de bir tane aldım çünkü beğendiğim kapların telefonuma uygun olanı yoktu. 


   Kadıköy'e döndüğümde yorgun ama çok mutluydum. Vapura binmeyi o adar çok özlemişim ki vapurda fotoğraf bile çektim. Kendimi double şımartmak için bir demet de nergis aldım iskeleden. Daha detaylı bir Eminönü gezisi için ise sınavlarımın bitmesini sabırsızlıkla bekliyorum.


Devamını oku »

13 Ocak 2014 Pazartesi

Modern Tıpçı Çekilişi

   14 Şubat'a kadar ne olacağı belli olmaz tabi ama eğer siz de yalnızsanız ve kitap en iyi arkadaşsa Modern Tıpçı Çekilişi'ne katılın sizde. Ay ilk kez bir çekilişe katılacağım çok heyecanlıyım. Çünkü Mor Salkımlı Ev'i okumaya karar vermiştim tam da o kitap benim olmalı.


Devamını oku »

BEN YAPTIM: Monster High Konseptli Kareoke Parti Fikri

 

   Daha önce Kız annelerine parti konsepti yazımda Monster High'dan bahsetmiştim. Monster High kız çocukları arasında bu ara en popüler çizgi dizi hal böyle olunca da Asya'nın doğum günü partisi için de Monster High seçildi. Asya yedi yaşına bastı ancak doğum gününü on yedi yaşındakileri bile kıskandıracak bir şekilde Kareoke ile kutladı. Kareoke odasının kapısında ise bu Asya'nın fotoğrafının basılı olduğu bu afiş vardı.


   Mekan olarak Ataköy Atrium Avm'deki Teras Cafe'nin Kareoke odası seçildi. Eğer bu tarafta iseniz kareoke için Kadıköy Rexx'in oaradaki Kahverengi Cafe'yi deneyebilirsiniz. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım sınıfça gitmiş ve keyifli saatler geçirmiş. Çocuklar için organizasyon yapıyorlar mı bilmiyorum ancak büyükler için denenebilir. Teras Cafe'de çocuklar için ortada bir masa, büyüklere ise kenarlara koltuklar hazırlanmıştı. Fotoğrafta pek belli olmasa da yerlere konsepte uygun olarak siyah, mor ve koyu pembe balonlar serpiştirilmişti. Mekanın tek eksisi servisin yetersiz kalması idi.


Çocukların masasının yakından görünümü. Mekanın sandalyelerinde mor renkli süsler kullanılmıştı.


Masa örtüsü, tabak, bardak, peçete ve çatallar da konspte uygun olarak seçilmişti.


Asya'nın annesi çocukların peçetelerindeki ''7. Yaş Doğum günü Partime Hoş Geldiniz'' detayını büyükler için de kullanmıştı.


Artık bizim de bir doğum günü geleneğimiz haline gelen pinyata da yine Monster High baskılı idi.


Ve Asya bu harika resim çerçevesi ile partisine katılan herkesle fotoğraf çektirirken çok eğlendi.
Devamını oku »

12 Ocak 2014 Pazar

Amour (AŞK)

  Bu akşamın filmi Haneke'nin Amour'u idi. Başrollerinde Jean-Louis Trintignant, Emmanuelle Riva, İsabelle Huppert bulunuyor. 4 dalda Oscar alan film aynı zamanda Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülü almış. IMDB puanı da hiç fena değil.
   80'li yaşlarında bir çiftin hayatlarını anlatıyor. Emekli iki müzik öğretmeni olan George ve Anne'ın kendileri gibi müzikle uğraşan bir kızları vardır. Bir gün Anne kriz geçirir ve bu aşkları için büyük bir sınavdır.

   Film durağan sıradan giderken birden pat diye bir şey oluyor ve odaklanıveriyorsunuz filme tekrardan. Bazı sahneleri gerçekten film bittikten sonra tekrar tekrar düşündüm. En fazla da güvercin sahnesini ve kızının geldiği sahneyi. ''Ee sonra ne oldu? Bu şimdi neden böyle oldu?'' diyor insan. Başlarken ve biterken alışık olduğumuzun aksine müzik çalmıyor. İlk kez Haneke izlediğim için şaşırdım tabi ki ama öğrendim ki Haneke filmlerinde çok fazla müzik kullanmaz hatta müzikle yapay duygular yaratıldığını söyler. Bir de Haneke bu filminde halasından esinlenmiş ve Emmanuelle Riva'yı da role o hazırlamış.
İyi seyirler.
Devamını oku »

11 Ocak 2014 Cumartesi

BEN YAPTIM: Kız Annelerine Parti Konsepti Fikri

   Okulumdan, bölümümden bahsetmişken bir de işimden bahsetmek istedim. Bir de kendi partisini düzenleyecek olan kız annelerine fikir vermek amacıyla bu yazıyı yazıyorum. Yaklaşık iki yıldır çeşitli organizasyon firmaları ile çalıştım. Değişik konseptlerde partiler hazırladık birlikte ama sanırım kız çocuklarının ve hala benim en çok sevdiği Minnie Mouse oluyor. Yaş biraz büyüdükçe ise bu konsept yeni trend Monster High oluyor.
   Geçtiğimiz haftalarda bir Minnie Mouse konseptimiz vardı. Minnie büyük küçük tüm kız çocuklarının favorisi. Yemekleri ev sahibemiz kendisi hazırlamıştı. En sevilen kahraman Minnie olunca bol bol kırmızı siyah ve beyaz renklerini ve puantiye detayını kullandık.


İyi ki doğdun yazısının iki yanına papatya balonlar asarak misafirlerimize anılarını ölümsüzleştirecekleri bir resim köşesi hazırladık


 Yemek masasının arkasında Minnie'li bayraklar astık ve her sandalyeye renkli Minnie ve dostlarının resimlerinin basılı olduğu helyum balonlardan bağladık.  Masa örtümüz, tabak, bardak, çatal, kaşık, hatta su şişelerimiz bile Minnie Mouse ve Mickey Mouse baskılı idi.


 Yerleri yine Minni ve dostları baskılı rengarenk balonlar ile süsledik.


Partilerin olmazsa olmazı pinyatamızı da tabi ki yine Minnie Mouse baskılı ve doğum günü kızımızın en sevdiği renk olan pembe seçtik.

   Bir başka doğum günü partimiz ise Damla Su'nunki idi. Annesinin isteği pembe ve siyah balonlar kullandık. En sevilen çizgi dizi Monster High olunca masa örtümüz, bardak, tabak, çatal, kaşık ve peçetelerimiz temaya uygun olarak Monster High baskılı oldu.

Sandalyelere pembe tüllerle basit bağlama tekniği ile kurdeleler yaptık kızlar bu kurdeleleri kanatlara benzetti ve çok beğendi


Damla Su'nun helyum balonlarını mekana serbest olarak yaymayı tercih ettik. Ve tavandan gramafondan ponponlar sarkıttık. Mekanın tamamı cam olduğu için yemek masasının arkası yoğunlukta olmak üzere tüm camları papatya balonlar ile süsledik ve kapıya '' The Party is Here'' yazan bir bayrak astık.
   Bu iki partide de aynı şirketle çalıştım. Tüm bu parti malzemelerini Happy Face Organizasyon ve Parti Malzemeleri'nden temin edebilirsiniz. Ve kendi çocuğunuziçin harika partileri hazırlayabilirsiniz. Doğum günü sadece bir kez yaşanıyor unutmayın. Çocuğunuz 1 yaşında, 3 yaşında 5, 10 yaşında bir kez olacak seneye onun tekrar 1 yaş, 3 yaş partisini kutlayamayacaksınız. 
Devamını oku »

10 Ocak 2014 Cuma

The Reader


   Filmi izleyeli bir kaç hafta oldu ancak yorumumu henüz yazabiliyorum. Ben her zaman filmlerdeki gibi bir aşk ister dururdum. Neredeyse 20 yaşında ama masallara, süper kahramanlara ve noel babaya inanan bir kız olduğum için aşka hem de filmlerdeki gibisine inanmam çok normal ama bu film bana ''aaa ama başlarım böyle aşkın ızdırabına'' dedirtti.
   Film 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya'da geçiyor. O zamanlar 15 yaşında olan esas oğlan Micheal Berg (David Kross) hastalanıyor ve yoldan geçmekte olan 36 yaşındaki Hanna Schmitz (Kate Winslet) ona yardım ediyor. Kadının sayesinde hayatı kurtulunca tabi bizim oğlan gidip teşekkür etmek için kadının evine gidiyor. O günden sonra ilişkilerinin seyri değişiyor. Micheal artık her gün Hanna'yı ziyaret ediyor. Hanna tuhaf bir kadın çocuktan ona kitap okumasını istiyor. Micheal de yavrum kıyamam kadına çok aşık ama bir gün Hanna, Micheal'den habersiz ortadan kayboluyor. Seneler geçiyor. Micheal üniversitede Hukuk tahsiline başlıyor. Benden duymuş olmayın ama seçmeli derste bir tane kız var tabi bizim çocuk da bu kıza yazıyor. Bu seçmeli dersin hocası onları bir duruşmaya götürüyor ve mahkemede ne görsün suçlular arasında Hanna var. 300 kadının bir kilisede yanarak ölmesinden yargılanıyor. Bu kadınlar arasından kurtulabilen bir kadın Hanna'nın kamptaki hasta kızlara yardım ettiğini onları yanına çağırarak kitap okuttuğunu söylüyor.  Yargılanan diğer kadınlar bu işteki yöneticinin Hanna olduğunu söyleyince hakim kadının el yazısını istiyor. Hanna kağıt geldiğinde yazmayı reddediyor ve suçu üstleniyor. Micheal o anda Hanna'nın okuma yazma bilmediğini anlıyor ancak bunu itiraf edemiyor. Hanna ömür boyu hapse mahkum ediliyor. Micheal, Hanna hapisteyken ona okuduğu hikayeleri ses kaydı yapıp yolluyor. Bu arada evlenip çoluğa çocuğa karışıyor. Hanna hapishanede kendi kendine okuma yazma öğreniyor ve Micheal'e mektuplar yolluyor. Hanna nasıl oluyorsa hapisten çıkacak artık görevli Micheal'i arıyor e Micheal de tutkuyla bağlı olduğu kadına sahip çıkacak tabi ay ne güzel mutlu son derken Hanna tahliye olacağı gün kendini asıyor. Yıllarca biriktirdiği parayı da yangından kurtulan kadının kızına bırakıyor. Kız bu parayı edebiyatla uğraşan bir Yahudi kuruma bağışlıyor. Filmin sonunda da Micheal kızını Hanna'nın mezarına götürüyor ve ona hikayesini anlatıyor.
   Film bu güne kadar bir çok ödüle aday olmuş ve bir çok da ödül almış. Bu ödüller arasında Altın Küre ve BAFTA da var.

   Bu filmin anafikri ise SEVİYORSAN GİT KONUŞ BENCE.  Hayat gerçekten çok kısa. Seni seviyorum demek için geç kalabilirsiniz. Yarın söylerim demeyin şimdi söyleyin. Yarın o olmayabilir, yarın siz olmayabilirsiniz ya da yarın hiç olmayabilir. Kaybetmeden önce kıymetini bilememiş olabilirsiniz tekrar karşına çıkığında bilmelisiniz, hatırlamalısınız kaybettiğinizi düşündüğünüzde neler hissettiğinizi ve neden kaybetmemeniz gerektiğini. Tekrar kaybederseniz bir daha belki karşına çıkmaz. Bu yüzden seviyorsanız gidip konuşmalısınız.

Devamını oku »

On Beş Liraya Mutluluk

   Kokuların insan psikolojisi üzerindeki etkisini daha önce duymuştum ama psikolog olmadığım ve psikoloji eğitimim çalışma psikolojisi ile sınırlı olduğundan şundandır diyemeyeceğim. Ancak koku benim psiklojimi en çok etkileyen şey bu bir gerçek.
   Zaman zaman size de oluyordur. Mesela bir kahvecinin önünden geçerken hep annemin yanına giderim ben, annem bayılır çekilmiş türk kahvesine karşılıklı içilir ve mutlaka fal kapatılır her şeyimi bilen annem geleceği değil de duygularımı görür o kahve fincanında. Yanımdan geçen hiç tanımadığım birinin parfümünün kokusu beni çok sevdiğim birine götürür. Fırından yeni çıkmış kurabiye, poğaça kokusu ise annemin sık sık düzenlediği altın günlerine. Limon kolonyası babaannem ve dedemin evine...
   Bugün de böyle bir şey oldu işte. Kadıköy'de Boğa'nın oradaki çiçekçi teyzeleri bilirsiniz. Ben sık sık kendime çiçek aldığımdan onlar da beni bilir. Evet ben bayılırım kendime çiçek almaya. İnsan kendini mutlu etmeyi istedikten sonra on beş liraya, on liraya hatta beş liraya bile kocaman mutlu olabilir. Eskiden beklerdim ben de hayatımdaki insana bana çiçek alsın diye hatta söylerdim bana bugün çiçek al diye evet manavdan marul al gelirken der gibi bana bugün çiçek al derdim. Sonra arabasının arka koltuğundan papatyalar çıkan bir adamla tanıştım. Durup dururken bir demet kırmızı gülle gelen... Kocaman şeylerle mutlu etti beni bu adam ama küçücük şeylerle daha çok mutlu etti. Ben o zamanlar anladım mutlulukla paranın doğru orantılı olmadığını. Çok lüks bir restoranda şarap içince mutlu olurum evet ama deniz kenarında çimlerde yatarken büfeden aldığın en ucuz şarabı içmek daha mutlu eder beni. O zamanlardan sonra ben mutlu olmak için başkasının mutlu etmesini beklemeyi bıraktım kendi kendime mutlu olmaya çalıştım.
 

   Bugün tam çiçekçilerin önünden paldır küldür geçiyordum ki mis gibi bir koku çarptı burnuma. Önce aldırmadım çok hızlı yürüyordum çiçekçileri geçtim. Gözümde bir kaç saniye içinde bir çok sahne canlandı, o müthiş sümbüllerin kokusuyla. Çocukluğuma döndüm adeta. Anneannemin bahçesine... Ben anneannemi çok severim herkes çok sever tabi ki ama ben bir başka severim gibi gelir hep. Annemle ve teyzelerimle aramızdaki yaş farkı az olduğu için ve hepsi anneanneme anne dediği için önceleri ben de anne derdim ona. Annem en yakın arkadaşımdı çünkü çocukken de şimdi de. Annemle birlikte diş çıkardım, yaramazlık yaptım, birlikte oynadım, birlikte öğrendim. Ben büyüdüm, annem büyüdü. Dedikodu yaptım, alışverişe gittim, hoşlandığım çocukları anlattım, hoşlanmadığım kızları, aşık olduğum adamı, hayallerimi o da bana. Anneannem ise anne gibi olandı çok sevilen, biraz kokulan, her şeyi paylaşmaktan çekinilen. Ben hemen hemen her haftasonumu anneannemle geçirdim. Bugün o kokuyla anneannemin bahçesine gittim. Muhteşem bir bahçesi var anneannemin meyve ağaçlarıyla, sebzelerle ve çiçeklerle dolu. Bu çiçeklerin arasında ise en güzelleri pembe mor sümbüller...Sümbüller her açtığında anneannem koparmama izin vermezdi önce o tarafta oynamam bile yasaktı üstlerine basarım diye ama komşunun bahçesinden istediğim kadar koparma hakkım vardı komşumuz çıldırsa da anneannem hiç kızmadığı için bunu alışkanlık haline getirmiştim. Ben gider gizli gizli koparırdım bir ya da iki tanecik. Eve gelince de anneanneme hediye ederdim. Anneannem onu bir su bardağının içine koyup üzeri dantelli televizyonun üstüne yerleştirirdi. Ev mis gibi kokardı. Durdum ve geri döndüm çiçekçi teyzenin yanına sümbül istiyorum dedim. Hemen bir demet yaptı bana hadi olsun sana 15 lira dedi. Çok iyi biliyordum birazcık konuşsam o çiçekleri 10 liraya alırdım. Ancak bana hissettirdikleri o kadar değerliydi ki zaten paha biçemezdim. Aldım çiçeklerimi anneannesine çiçek götüren o küçük kız çocuğuna dönüştüm tekrar içim içime sığmıyordu zıplaya zıplaya geldim odamın en güzel yerine yerleştirdim çiçeklerimi.Odam çocukluğum koksun diye.

Devamını oku »

5 Ocak 2014 Pazar

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi


 Germinali bitirme sebebim aslında biraz da bu kitaba başlamak için çok fazla sabırsızlanıyor olmamdı. Çıktığından beri aklımdaydı Ahmet Ümit'in kitabı sonunda başladım ve bitti. Harika sürükleyici bir kitap sanırım uzun süredir bir kitabı böyle hevesle okumamıştım. Bir cuma akşamı ben Beyoğlu'na değil de kuzenime giderken karşılaştım kitapla Germinal'in 50 sayfası falan kalmıştı aslında hafta sonu onu bitirip pazartesi yeni kitaba başlayacaktım ama nasıl olduysa metrobüste öyle çok okumuştum ki -insanlar oturacak yer bile bulamazken ben kitap okuyorum evet.- Sonra Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ni gördüm ve dedim ki cuma akşamı ben Beyoğluna gidemiyorsam Beyoğlu'nun En Güzel Abisi bize gelsin. Eve gider gitmez Germinal'i bitirip sindirmeden başladım kitaba hatta bitmesin diye sonlara doğru okumaya kıyamadım. Öyle çok sevdim ki bu kitabı.

   Kitabın içeriği hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum. Konusunu bildiğim kitap ve filmler bana çok çekici gelmiyor çünkü ama şu kadar bahsedebilirim ki bu kitapta Beyoğlu var, Tarlabaşı var, İstiklal Caddesi var, Gezi Parkı var, rant var, aşk var, kadınlar var, erkekler var, translar var, sokak çocukları var, ağır abiler var. Yani bu kitapta İstanbul var. Kahramanları sanki sizin de tanıdığınız her gün yanından geçtiğiniz bazen görüp selamlaştığınız bazen ise görmezden geldiğiniz insanlar.


   Everest yayınlarından çıkan kitap 418 sayfa. Çok hayat. Keyifli okumalar...


Devamını oku »

4 Ocak 2014 Cumartesi

Okuma Şenliği Kış 2013

   Dün internette dolaşırken tamamen tesadüfen karşılaştım Pinuccia'nın okuma şenliği ile tam iki ay geç kalmış olsam da ben iki ayda 17 kitap okurum ki dedim kendi kendimi gaza getirdim ve ben de katıldım şenliğe akşam geçtim annemin evindeki kitaplığının karşısına arşiv taraması yaptım. İşte benim seçtiklerim.

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap okuyanlara.
Bu kategori için benim seçimim Dan Brown Cehennem oldu. Yakın bir arkadaşım henüz yeni bitirmişti ben de merak ediyordum doğrusu. 576 sayfa ve D&R'ın sitesinde indirimde

2. Kategori (10 puan): Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap okuyanlara.
Bu kategori için seçimim Sulhi Dölek Küçük Günahlar Sokağı. Bu kitabı Çanakkale'de okurken tam 9 matematik soru bankası karşılığı almıştım. =) 403 sayfa



3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap okuyanlara.
Seçtiğim kitap Zülfü Livaneli Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm. Aslında kitap benim okuma öğrendiğim yıl yani 2001'de yayınlanmış iki kategori arasında biraz kararsız kaldım. 212 Sayfa

4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Bu kategori için Turgut Özakman Diriliş'i seçtim. Şu Çılgın Türkler'i 8. sınıfta Türkçe dersinde okuyup sınav olmuştuk. Sanırım o yüzden Diriliş'e başlamadan önce uzuun bir süre ara verdim.

5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara.
Orhan Pamuk hakkında hem olumlu hem olumsuz bir çok eleştiri duydum bu güne kadar ve sanırım olumsuz olanlardan biraz etkilendim ki bu güne kadar hiç bir kitabını okumadım. Ama artık insanlara ön yargısız yaklaşmayı bilecek yaştayım. Eğer kitaplarını eleştireceksem önce okumalıyım dedim ve bu kategori için Orhan Pamuk Masumiyet Müzesi'ni seçtim. 592 sayfa

6. Kategori (15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.
Bu kategori için ise benim seçimim Reşat Nuri Güntekin Çalıkuşu. Bu kitabı aslında daha önce okumuşum. Hatta TRT'nin çektiği dizisini de severek izlemiştim ancak geçenlerde Kanal D de denk geldim. Bu kitapta böyle miydi ki derken kitabı çok hatırlamadığımı fark ettim ve tekrar okumaya karar verdim.  341 sayfa

7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap okuyanlara.
İşte bu kategoride biraz zorlandım açıkçası. Hiç okumadığım bir ülke edebiyatı ne olabilirdi ki. Alman, İtalyan, Rus, İngiliz gibi bir çok yazar okumuştum. Nobel kategorisi için kitap araştırırken ise bakın ne buldum. Uçan Kaz çizgi filmini mutlaka hatırlarsınız annem de izlemiş ben de. İşte bu çizgi film Nobel alan ilk kadın yazar Selma Lagerlöf'ün bir kitabından esinlenmiş. Ancak kitap çocuk kitabı olduğu için sayfa sayısı kriterimize uymuyordu ben de kopya çektim. Markus Zusak Kitap Hırsızı'nı seçtim. 574 sayfa


8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.
İşte benim bayıla bayıla okuyacağım kitap. Bir ara bir Boleyn Kızı rüzgarı esmişti. İşte bu kitap da o dönemde alınmış ancak bir türlü sonu gelmeyen Boleyn Kızı serisinden okunamamış, filmi izlenmişti. Ama o kıyafetler, o danslar, o müzikler... Umarım daha önceki hayatlarımın birinde o dönemde saray eşrafından biriyimdir. İşte kitabım: Amanda Foreman Düşes

9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara.
2013'te yeni çıkanlar ve çok satanlar arasından seçtim bu kitabı da. Sarah Jio Böğürtlen Kışı


10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
Bu kategori için seçimim Nihat Behram Darağacında Üç Fidan. 216 sayfa


11. Kategori (25 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara.
Bu kategori için ise seçimim çok uzun zamandır merak ettiğim bir kitap Can Dündar Sarı Zeybek. 224 sayfa.

12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını veya romanını okuyanlara.
Bu kategori için de seçimim yine Orhan Pamuk. Bu sefer Cevdet Bey ve Oğulları. 616 Sayfa

13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara.
Aslında biraz kararsız kalsam da Halide Edib'in hayatının bir kısmını anlatan bu kitap bence bu kategori için uygun. Halide Edip Adıvar Mor Salkımlı Ev 343 Sayfa

14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara.
Meğer ben okumayı yeni sökmüşüm. Şaka şaka 2001 yılında okumayı sökmüşüm ve bu kategori için de kitabım Ayşe Kulin Körü. 255 sayfa


15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara.
Bu kadar kitabı nasıl ve ne zaman okuyacağım hiç bilmiyorum ama aynı seriden üç kitap kategorisi için seçimim de bir ara herkesin elinde olduğu için nefret ettiğim seri Grinin 50 Tonu serisi artık film vizyona girmeden okusam iyi olacak sanırım
Bana ve size keyifli okumalar...

Devamını oku »