Kokuların insan psikolojisi üzerindeki etkisini daha önce duymuştum ama psikolog olmadığım ve psikoloji eğitimim çalışma psikolojisi ile sınırlı olduğundan şundandır diyemeyeceğim. Ancak koku benim psiklojimi en çok etkileyen şey bu bir gerçek.
Zaman zaman size de oluyordur. Mesela bir kahvecinin önünden geçerken hep annemin yanına giderim ben, annem bayılır çekilmiş türk kahvesine karşılıklı içilir ve mutlaka fal kapatılır her şeyimi bilen annem geleceği değil de duygularımı görür o kahve fincanında. Yanımdan geçen hiç tanımadığım birinin parfümünün kokusu beni çok sevdiğim birine götürür. Fırından yeni çıkmış kurabiye, poğaça kokusu ise annemin sık sık düzenlediği altın günlerine. Limon kolonyası babaannem ve dedemin evine...
Bugün de böyle bir şey oldu işte. Kadıköy'de Boğa'nın oradaki çiçekçi teyzeleri bilirsiniz. Ben sık sık kendime çiçek aldığımdan onlar da beni bilir. Evet ben bayılırım kendime çiçek almaya. İnsan kendini mutlu etmeyi istedikten sonra on beş liraya, on liraya hatta beş liraya bile kocaman mutlu olabilir. Eskiden beklerdim ben de hayatımdaki insana bana çiçek alsın diye hatta söylerdim bana bugün çiçek al diye evet manavdan marul al gelirken der gibi bana bugün çiçek al derdim. Sonra arabasının arka koltuğundan papatyalar çıkan bir adamla tanıştım. Durup dururken bir demet kırmızı gülle gelen... Kocaman şeylerle mutlu etti beni bu adam ama küçücük şeylerle daha çok mutlu etti. Ben o zamanlar anladım mutlulukla paranın doğru orantılı olmadığını. Çok lüks bir restoranda şarap içince mutlu olurum evet ama deniz kenarında çimlerde yatarken büfeden aldığın en ucuz şarabı içmek daha mutlu eder beni. O zamanlardan sonra ben mutlu olmak için başkasının mutlu etmesini beklemeyi bıraktım kendi kendime mutlu olmaya çalıştım.
Bugün tam çiçekçilerin önünden paldır küldür geçiyordum ki mis gibi bir koku çarptı burnuma. Önce aldırmadım çok hızlı yürüyordum çiçekçileri geçtim. Gözümde bir kaç saniye içinde bir çok sahne canlandı, o müthiş sümbüllerin kokusuyla. Çocukluğuma döndüm adeta. Anneannemin bahçesine... Ben anneannemi çok severim herkes çok sever tabi ki ama ben bir başka severim gibi gelir hep. Annemle ve teyzelerimle aramızdaki yaş farkı az olduğu için ve hepsi anneanneme anne dediği için önceleri ben de anne derdim ona. Annem en yakın arkadaşımdı çünkü çocukken de şimdi de. Annemle birlikte diş çıkardım, yaramazlık yaptım, birlikte oynadım, birlikte öğrendim. Ben büyüdüm, annem büyüdü. Dedikodu yaptım, alışverişe gittim, hoşlandığım çocukları anlattım, hoşlanmadığım kızları, aşık olduğum adamı, hayallerimi o da bana. Anneannem ise anne gibi olandı çok sevilen, biraz kokulan, her şeyi paylaşmaktan çekinilen. Ben hemen hemen her haftasonumu anneannemle geçirdim. Bugün o kokuyla anneannemin bahçesine gittim. Muhteşem bir bahçesi var anneannemin meyve ağaçlarıyla, sebzelerle ve çiçeklerle dolu. Bu çiçeklerin arasında ise en güzelleri pembe mor sümbüller...Sümbüller her açtığında anneannem koparmama izin vermezdi önce o tarafta oynamam bile yasaktı üstlerine basarım diye ama komşunun bahçesinden istediğim kadar koparma hakkım vardı komşumuz çıldırsa da anneannem hiç kızmadığı için bunu alışkanlık haline getirmiştim. Ben gider gizli gizli koparırdım bir ya da iki tanecik. Eve gelince de anneanneme hediye ederdim. Anneannem onu bir su bardağının içine koyup üzeri dantelli televizyonun üstüne yerleştirirdi. Ev mis gibi kokardı. Durdum ve geri döndüm çiçekçi teyzenin yanına sümbül istiyorum dedim. Hemen bir demet yaptı bana hadi olsun sana 15 lira dedi. Çok iyi biliyordum birazcık konuşsam o çiçekleri 10 liraya alırdım. Ancak bana hissettirdikleri o kadar değerliydi ki zaten paha biçemezdim. Aldım çiçeklerimi anneannesine çiçek götüren o küçük kız çocuğuna dönüştüm tekrar içim içime sığmıyordu zıplaya zıplaya geldim odamın en güzel yerine yerleştirdim çiçeklerimi.Odam çocukluğum koksun diye.
Devamını oku »
Zaman zaman size de oluyordur. Mesela bir kahvecinin önünden geçerken hep annemin yanına giderim ben, annem bayılır çekilmiş türk kahvesine karşılıklı içilir ve mutlaka fal kapatılır her şeyimi bilen annem geleceği değil de duygularımı görür o kahve fincanında. Yanımdan geçen hiç tanımadığım birinin parfümünün kokusu beni çok sevdiğim birine götürür. Fırından yeni çıkmış kurabiye, poğaça kokusu ise annemin sık sık düzenlediği altın günlerine. Limon kolonyası babaannem ve dedemin evine...
Bugün de böyle bir şey oldu işte. Kadıköy'de Boğa'nın oradaki çiçekçi teyzeleri bilirsiniz. Ben sık sık kendime çiçek aldığımdan onlar da beni bilir. Evet ben bayılırım kendime çiçek almaya. İnsan kendini mutlu etmeyi istedikten sonra on beş liraya, on liraya hatta beş liraya bile kocaman mutlu olabilir. Eskiden beklerdim ben de hayatımdaki insana bana çiçek alsın diye hatta söylerdim bana bugün çiçek al diye evet manavdan marul al gelirken der gibi bana bugün çiçek al derdim. Sonra arabasının arka koltuğundan papatyalar çıkan bir adamla tanıştım. Durup dururken bir demet kırmızı gülle gelen... Kocaman şeylerle mutlu etti beni bu adam ama küçücük şeylerle daha çok mutlu etti. Ben o zamanlar anladım mutlulukla paranın doğru orantılı olmadığını. Çok lüks bir restoranda şarap içince mutlu olurum evet ama deniz kenarında çimlerde yatarken büfeden aldığın en ucuz şarabı içmek daha mutlu eder beni. O zamanlardan sonra ben mutlu olmak için başkasının mutlu etmesini beklemeyi bıraktım kendi kendime mutlu olmaya çalıştım.
Bugün tam çiçekçilerin önünden paldır küldür geçiyordum ki mis gibi bir koku çarptı burnuma. Önce aldırmadım çok hızlı yürüyordum çiçekçileri geçtim. Gözümde bir kaç saniye içinde bir çok sahne canlandı, o müthiş sümbüllerin kokusuyla. Çocukluğuma döndüm adeta. Anneannemin bahçesine... Ben anneannemi çok severim herkes çok sever tabi ki ama ben bir başka severim gibi gelir hep. Annemle ve teyzelerimle aramızdaki yaş farkı az olduğu için ve hepsi anneanneme anne dediği için önceleri ben de anne derdim ona. Annem en yakın arkadaşımdı çünkü çocukken de şimdi de. Annemle birlikte diş çıkardım, yaramazlık yaptım, birlikte oynadım, birlikte öğrendim. Ben büyüdüm, annem büyüdü. Dedikodu yaptım, alışverişe gittim, hoşlandığım çocukları anlattım, hoşlanmadığım kızları, aşık olduğum adamı, hayallerimi o da bana. Anneannem ise anne gibi olandı çok sevilen, biraz kokulan, her şeyi paylaşmaktan çekinilen. Ben hemen hemen her haftasonumu anneannemle geçirdim. Bugün o kokuyla anneannemin bahçesine gittim. Muhteşem bir bahçesi var anneannemin meyve ağaçlarıyla, sebzelerle ve çiçeklerle dolu. Bu çiçeklerin arasında ise en güzelleri pembe mor sümbüller...Sümbüller her açtığında anneannem koparmama izin vermezdi önce o tarafta oynamam bile yasaktı üstlerine basarım diye ama komşunun bahçesinden istediğim kadar koparma hakkım vardı komşumuz çıldırsa da anneannem hiç kızmadığı için bunu alışkanlık haline getirmiştim. Ben gider gizli gizli koparırdım bir ya da iki tanecik. Eve gelince de anneanneme hediye ederdim. Anneannem onu bir su bardağının içine koyup üzeri dantelli televizyonun üstüne yerleştirirdi. Ev mis gibi kokardı. Durdum ve geri döndüm çiçekçi teyzenin yanına sümbül istiyorum dedim. Hemen bir demet yaptı bana hadi olsun sana 15 lira dedi. Çok iyi biliyordum birazcık konuşsam o çiçekleri 10 liraya alırdım. Ancak bana hissettirdikleri o kadar değerliydi ki zaten paha biçemezdim. Aldım çiçeklerimi anneannesine çiçek götüren o küçük kız çocuğuna dönüştüm tekrar içim içime sığmıyordu zıplaya zıplaya geldim odamın en güzel yerine yerleştirdim çiçeklerimi.Odam çocukluğum koksun diye.
