/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

18 Kasım 2014 Salı

Yeni Keşfettim Çok Sevdim 5: secdus

   Herkese tekrar merhaba. Öyle yoğunum ki bu aralar bir sürü şey yapıp bunları kesin blogda paylaşacağım diyorum ama yazma kısmına gelince bir türlü fırsat bulamıyorum. Secdus'a da gideli baya oldu ama anca fırsat bulup yazabildim.



   Aranızda instagramdan secdus'u takip etmeyenler varsa hemen bir göz atıp bu zamana kadar takip etmedikleri için ağlasınlar çünkü bence instagramın en iyi profillerinden biri. Yüzü olmayan fotoğraflarla başladı aslında benim keşfim öyle her gün paylaşılan fotoğraflar değil bunlar özenilmiş her birinin ayrı hikayesi olan fotoğraflar sonra tabaklar dikkatimi çekmeye başladı kitap okuyan kız, ardından şemsiyeli...Şimdilerde ise Secdus'un bir evi var. Hem de benim eski yurdumun tam karşısında oraya gelmek için taşınmamı beklemişler gibi ama benden kaçar mı? Kaçmadı.



   Geçtiğimiz günlerde tabi ki yine Burcu'yla kahve içmek ve biraz keşif yapmak için burayı seçtik. Küçük belki de bu yüzden çok samimi bir mekan, menüsü öyle çok zengin değil çat kapı evinize gelen misafire ne sunabileceksiniz o ama sunumlar... Sunumlar gerçekten çok başarılı fotoğraflardan anlamışsınızdır. Sahibesiyle de biraz sohbet etme fırsatımız oldu o yüzü görünmeyen fotoğrafların arkasındaki gizemli yüzü hep merak ediyordum tahminlerimden daha güzel bir yüze ve kocaman bir gülümsemeye sahip gidin ve tanışın derim.




   Bir de secdus'un koleksiyonunun sergilendiği secdus shop var. İstanbul'da değilim diye üzülmeyin internetten temin edebilirsiniz her şeyi almak isteyeceğiniz için sizi şimdiden uyarıyorum ona göre benden söylemesi. 

Secdus Menu, Reviews, Photos, Location and Info - Zomato
Devamını oku »

20 Ekim 2014 Pazartesi

Fashion Week'e de Gitmedim Demem

   Geçtiğimiz hafta neredeyse tüm moda bloglarının başlıkları İstanbul Fashion Week idi. Modayla uzaktan yakından ilgim olmadığı, her sabah bugün ne giysem diye düşündüğüm, çoğu zaman buraya giderken ne giyilir ki dediğim halde ben de arkadaşımın daveti üzerine oradaydım. 

   Düşünün ben bile oradaydım. Yani modadan anlamayan insanlar, sadece orada görünmek için gelmiş olan bloggerlar, Ataşehir'de bir ev parası olan ayakkabı ve çantalarını göstermeye gelen sosyete, birbirine bok atmak için gelen ünlüler herkes oradaydı. Çok şükür son gün gittim de ''Nerdeyim ben ya?'' ya da ''Neden buradayım?'' iç hesaplaşmam çok uzun sürmedi.

   Organizasyon şirketinde tanıdığının olması aşırı iyi bir şey bu arada her yere girdim, merak ettiğim ne varsa inceledim. İnsanlar defilelerden önce uzuun kuyruklarda beklerken ben arkadaş bizimle diye pıt diye giriverdim salona. Özellikle Hakan Akkaya'nın erkek mankenlerini backstagede yakından görüp onayladım. 



   Hakan Akkaya'dan önce Zeynep Erdoğan defilesini izledim. Anladığım kadarıyla bu yıl gümüşler, metal görünümlü fileler ve brokar moda olacak.Kendimi bilmezlik yapıp ''Bunu nerde giycez yaa saçmalamış'' dediğim tasarım pek yoktu bu defilede. Defile sonunda Atiye'nin podyuma çıkması sürpriz oldu. Atiye sempatik tavırları ve içten gülüşüyle benim kalbimi kazandı. (Onun da çok umrundaymış.)




   Hakan Akkaya defilesi ise girişteki karmaşayı saymazsak harikaydı. Davetiye krizi her yıl oluyormuş duyduğum kadarıyla buna hala bir çözüm bulamamaları çok ilginç. Belki gireriz umuduyla kapıda bekleyenler, görevlilerle kavga edenler bu yıl da özellikle Hakan Akkaya defilesinde çoktu bu yüzden de gelenlerin çoğu ayakta izledi. Kalabalıktan kusacaktık ve ''Orası benim yerim canııaam'' diyen cici kızlarımızla çok karşılaştık. 


 

   Defile ise gerçekten güzeldi. ''Kız bunu kuzenin düğününde giyerim bak.'', ''Bunu eltinin kınasında giyersin'' gibi yorumlar yaptığım elbiseler içimi açtı. Uzun bacaklarıyla ünlü Ana Hickmann gözlükleri de defilede sergilendi. Defile sonunda podyuma çıkan Ana Hickmann'ı 1.65 boyumuzla kıskançlıkla izledik.
 

   Benim moda yazım bu kadar olur tabi hayatımda değişik bir tecrübe, değişik bir deneyim oldu bu da. İleride çocuklarıma, torunlarıma anlatırım. 
   Hoşçakalın...
Devamını oku »

12 Ekim 2014 Pazar

Pucca Günlük 2: Ve Geri Kalan Her Şey

   Her gün diyorum ki bugün artık bir post hazırlayayım ama eve gelince hiç aklıma gelmiyor ne yapacaktım diye düşünmekten kafayı yiyorum sonra. Aslında yazmak istediğim milyonlarca yazı var kafamda eğer bunlar boş vakitlerimde aklıma gelirse yazacağım sırayla.



   Bayramdan önce hatta tatile gitmeden önce başladım bu kitabı okumaya. Son zamanlardaki psikolojik durumuma ve aşk hayatıma cuk oturan bir kitap oldu. Ceriyi de yaz boyunca aylaklıktan sürekli izlediğim için tanıdığım bir çift gibi geldi. Evlilik isteği, korumacı tutumu, her şeyi ben bilirim havaları, olgunluğu, beklentileri, anlaşamadıkları noktalar... Okurken ay tatlım var benim de başımda aynısı dedim durdum. Bazen de oh be bunları yaşayan bir tek ben değilmişim delirmeyeyim bari dedim.


   Kısa keseceğim Dizüstü edebiyat serisini oldukça eğlenceli buluyorum ve lise yıllarımdan beri Pucca'nın da hem blogunu hem de kitaplarını severek okuyorum size de tavsiye ederim. 



   Keyifli Okumalar...
Devamını oku »

8 Ekim 2014 Çarşamba

#BookChallengeTag

   Blog sayesinde okumaya başladığım ve sanki arkadaşımmış gibi hissettiğim; yazılarını, yorumlarını çok samimi bulduğum Eskiden Çok Eskiden beni mimlemiş ben de seve seve yanıtlıyorum. 


   1.İlk hayranlığım: Şeker Portakalı-Jose Mauro de Vasconcelos
   Şeker portakalı benim okuduğum ilk roman bu yüzden de benim ilk hayranlığım, ilk aşkım.

  
   2.Favori Serim: Boleyn Serisi-Phıllıppa Gregory
   Bu serinin favorim olmasının en büyük nedeni o zamanlara ve Fransa'ya aşık olmam. Yanlış zamanda yanlış yerde yaşadığımı düşünüyorum sık sık.


   3.Favori Kitabım: Kürk Mantolu Madonna-Sebahattin Ali
   Bu kitapla biraz geç tanışmış olsam da sanırım en sevdiğim bu ama bunun yanında Küçük Prens ve Düşes de favori kitaplarım. Biraz kararsız kaldım.


   4.Favori Erkek Karakterim: Favori erkek karakterim Orhan Veli. Yalnız Seni Arıyorum'da o kadar aşık olmuştum ki ona. Kendimi mektuplarına cevap yazıp onun gibi biri çıksın karşıma diye dua ederken bulmuştum.


   5.Favori Bayan Karakterim: Düşes-Amanda Foreman. Çünkü okurken hem sevdim, hem kızdım, bazen sinirlendim gerçek bir kadındı. Benim, onun, sizin gibi. Hataları, tutkusu, aşkları, duyguları vardı.


   6.Favori Okuma Saatim: Favori okuma saatim yok benim her yerde, her an, her şekilde okurum ama favori okuma mekanım var otobüsler ve eğer oturuyorsam toplu taşıma araçları. İnsanlardan kendimi soyutlayıp kitaplara dalmak beni çok mutlu ediyor. 
   
   Ben de eğer hala bu mimi cevaplamadılarsa:




 Ve yanıtlamak isteyen herkesi davet ediyorum =)



Devamını oku »

1 Ekim 2014 Çarşamba

MARMARİS


   Dün akşam size sanal Akyaka turu yaptırmıştım bu akşam rotamızda Marmaris var. Akyaka'dan Marmaris'e doğru yola çıktığımızda önce Akçapınar köyüne uğruyoruz. Köy yolu sağlı sollu ağaçların arasından geçtiğiniz müthiş bir yol ve sanırım bu yol babam ve oğlumun meşhur sahnesinin çekildiği yol. Akçapınar'da durup meşhur tostçusunda tost, pide ve nar suyu söylüyoruz. Özellikle nar suyu harika. Mekanla ilgili ilk izlenimim ise insanlar köye tostçu açmış ve biz bunun için kalkıp buraya geldik manyak mıyız olmuştu. Üstelik biz Marmaris'e giderken uğramadığımız için başka bir gün özellikle sadece burası için geldik. Geldiğimize değdi gerçekten. Tostunuzu yediyseniz bekliyorum.



   Akçapınar'dan Marmaris'e geldiğimizde Eylül ayında bile çekilmeyen öğlen sıcağında size önerebileceğim en güzel şey klimalı bir mekan bulup serinlemeye çalışmak. Bunun için bahsedebileceğim iki mekan var birisi Bono Beach Cafe. Bono hemen sahilde önünden denize girebileceğiniz çalışanlarının ilgili olduğu güzel bir mekan sahilde onun gibi pek çok mekan var herhangi birini tercih edebilirsiniz ancak biraz daha marina yakınlarında iseniz size asla tavsiye etmediğim bir mekandan bahsedeceğim. Arkadaşlarımla akşamüstü kahvesi için bu mekanı rastgele seçtik. Let's be Friends Cafe- Bar... Marmaris'in aşırı sıcağında serinemek için dondurma da karar kıldık ve seçimlerimizi söyledik. Karamel isteyenlere antep fıstığı geldi. Garsonu çağırıp yanlış gelmiş deyince bizim üç yaşında olduğumuzu falan sanmış olacak ki o karamel tadına bakın dedi. Kuzenim tadına baktı ve bildiğin antepfıstığı dedi. Ki zaten yeşil karamel mi olur. Tam o sırada mekanın işletmecisi olduğunu düşündüğümüz bii yanımıza gelip hanımlar dondurmaları beğendiniz mi demez mi resmen dalga geçtiklerini düşünürek doğru gelse beğenebilirdik belki dedim özür dileyip cuplarımızı aldılar ve bu sefer servisimize bakan garson yanımıza gelip karadut ister misiniz dedi. Rengi tutturamadık isim tutsun diye düşünmüş olacak ki neden karamel istiyoruz diye ısarar edince bize karadutun güzel olduğunu falan anlattı. En sonunda bu kadar salak yerine konmaya dayanamayıp karamel yok mu dedim ve malesef dedi. Gerçekten başıma gelen en komik olay bu sanırım. Sipariş verirken üzgünüm elimizde kalmadı demek yerine bizi salak yerine koyup yanlış getirmeyi tercih ettiler ve nasılsa bunu fark etmeyeceğimizi sandılar. Alkışlar onlar için geliyor.






   Neyse Marmaris'in bir de çarşısı var üzeri kapalı hediyelik eşya, kıyafet ve yoğunlukla mayo bikini satan gezmenizi tavsiye edebilirim. Bunun dışında uzuun bir sahili var tatlı, romantik akşam üstü yürüyüşleri için ideal biz kız kıza gittik o ayrı.





   Akşam olunca ise gerçekten çok hareketli bir gece hayatına bodoslama dalıp kafaları dağıtabiliceğimiz kalabalık bir barlar sokağı var bu barlar arasında Arena en ünlülerinden gitmişken köpük partisine denk getirelim bari. Derseniz ki tatil demek huzur demek açtıralım şarabımızı alalım peynir tabağımızı onun için de sahilde Yunus'u tavsiye ederim benim gittiğim akşam kaliteli şarkıları kendi tarzlarında yorumlayan başarılı bir grup vardı. Ondan önceki akşam da blackparti varmış. Eğlenirken dinlendim. Sizi şu konuda uyarmalıyım burada gece asla bitmiyor bu yüzden otelinizi bizim gibi sahilde seçerseniz uyku konusunda biraz problem yaşayabilirsiniz.



   Bunun dışında içimde kalanlar tekne turu ve parasailing. Yüzme bilmeyen insan dalmayı ne bilsin teknede napsın. Bayramdan sonra yüzme kursuna başlıyorum ama siz gitmişken tekne turuna da katılın değişik değişik birbirinden mükemmel koylarda yüzmenin tadını çıkarın ben size sonradan katılırım. 



   Keyifli okumalar, bol gezmeler...
   
Devamını oku »

29 Eylül 2014 Pazartesi

AKYAKA

   İnstagradan taki edenler bilir bir kaç hafta önce minnak bir Muğla turuna çıktım üç durağım oldu: Kötekli, Akyaka vee Marmaris...Kötekli'den hızlıca bahsedip geçeceğim. Kötekli Muğla'da Üniversitenin bulunduğu yer üniversite burada olduğu için öğrenci mekanları, öğrenciye gereken her şey var. Sevimli, şirin bir yer herkes birbirini okuldan tanıyor. En fazla dikkatimi çeken şey ise aşırı ucuz olması zaten Muğla genel olarak ucuz geldi bana. Baya dağınık olarak gezdim aslında ama size düzeni bir tatil planı yapayım da seneye de kullanın. Benden uyarması sevgilinizle yapmayın planı son hafta ayrılırsınız sonra işin yoksa en baştan başla...

   Muğla'dan Akyaka'ya gitmek için yola çıktığımızda önce seyir terasına uğruyoruz tabi ben bunları hep aylaklıktan izlediğim yaz dizilerinden öğrendim. Seyir terası manzarası baya güzel. Ama burada karnınızı doyurmayın benim rotamda size başka önerilerim var: fotoğraflarınızı çekip organik ürünlerden alın ve hadi yola devam edelim. 



   Hani o dizide görüyoruz ya bi derede ayaklarını çıkarıp su içindeki masalarda yalın ayak oturuyorlar. Akyaka'ya kadar gitmişken bunu yapmaktan geri duracak değiliz tabi ama su gerçekten o kadar soğuk ki sadece ayağımın fotoğrafını çekip Azmak'a da girmedik dememek için girelim dereye. Ördekler, buz gibi su, mis gibi oksijen allam beni buraya gömüüün. Tabi temiz hava insanı baya acıktırıyor üstelik daha kahvaltı etmedik. Azmak kenarında pek çok resteurant var bunlardan ''Cennet'' test edildi onaylandı. 




   Kalorileri alıyoruz, alıyoruz sonra nasıl vereceğiz tabi ki yüzereeek. (20 yaşında yüzme bilmeyen kızın triplerine bakın allah aşkına) Deniz müthiş şezlonlar ucuz gidin yatın bütün gün bir taraf dağ, bir taraf deniz...Su da mükemmele yakın üstelik. Parasailing de yapın tabi gitmişken ama eğer korkar da dönerseniz canınız sağ olsun. Hayatta en çok yapmak istediğim şeyleren biri olduğu için ben parasailing, yamaç paraşütü gibi şeyler için özel birini beklemeye karar verdim bazı şeyler özel olmalı, gelişigüzel insanlarla harcanmamalı diye düşünüyorum. Bir de yalnız yapmaktan azcık korktum tamam.



   Ben burayı çok sevdim. Siz de gidin siz de sevin =)
   
Devamını oku »

28 Eylül 2014 Pazar

Hayvan Çiftliği

   ''Düzenli hayat düzenli blog'' diye kendi kendime kurallar koydum size yazmayı planladığım bi milyon yazı var kafamdan ama ilk önce bir kitap önerisinde bulunacağım. Aslında bu kitabı yazın okudum ama anca yazabiliyorum her şeyi. 


   İnstagramda ders kitabı gibi peri masalı diye bahsetmiştim gerçekten de öyle. George Orwell'ın Hayvan Çiftliği bir siyaset eleştirisi kitabı olduğu için biraz okuldaki derslerimi hatırladım ama daha çok kitap sanki günümüzü anlatıyordu bu sayfaları okurken sanki günlük bir gazeteyi okuyor ya da televizyonda bir haber izliyor izlenimine kapıldım zaman zaman. 



   ''Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.'' Bu sözün üzerine sayfalarca yazılır, günlerce düşünülebilir. Sadece etrafımıza yarım saat baksak bu söze o kadar çok örnek gösterebiliriz ki hele ki ülkemizde insanlar arasındaki uçurum bu kadar derinken. Yine de bir şeyleri anlayıp anlamlandırabilmek için okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. 



   Keyifli okumalar...
Devamını oku »

3 Eylül 2014 Çarşamba

Yalnız Seni Arıyorum

   Heey, Selam! Beni özleyenler buraya diksin =) 



   Uzun bir zamandır bloga uğrayamıyorum. Yeni kararlar almak, yeni bir hayata başlamak, yeni bir düzen oturtmak sandığım kadar da kolay değilmiş çünkü. Ağzımdan çıkan tek bir sözcüğün hayatımda bu kadar büyük etkiler yaratacağını asla tahmin edemezdim. Ben bu dönemde ne mi yaptım biraz kitap okudum, biraz tatil yaptım, biraz dinlendim ve çokça kendimle baş başa kaldım. İşte Orhan Veli ile bu dönemde tanıştım.

   Yalnız Seni Arıyorum Nahit Hanım'a mektuplar bana iki günde bitecek incecik bir kitap gibi görünmüştü ama hayatımın en kararsız en ne yapacağını bilmez döneminde elimde olduğu için bir türlü bitmedi. Her mektubu sindire sindire okudum. Sanki Orhan Veli hayatımın aşkıydı ve mektuplar bana yazılmıştı. İlk mektup ikinci mektup okuyup giderken yavaş  yavaş hoşlanmaya başlamıştım. Hayatımın erkeği Orhan Veli miydi? Aralarındaki mesafe, Nahit'in başka biri ile olması, huysuzlukları, şımarıklıkları, birbirlerini görememeleri asla vazgeçirmemişti onu. O her şeye rağmen aşıktı. Özlediğim, beklediğim, düşlediğim aşk Orhan Veli'deydi ne yalan söyleyeyim biraz kıskandım. İnsanlar ne aşklar yaşamış diye hasetlendim. Mektupları okurken bana mı yazmış dediğim çok oldu hatta cevapladığım mektuplar oldu. Cevap yazmadan yenisine geçemediğim mektuplar. 



   İlk kez mektup türünde yazılmış bir kitap okudum. Orhan Veli'nin şiirlerini severim ama mektuplar... Birinin özeline girdim, hayatındaki belki kimseyle paylaşmadığı iki kişi arasında sır olan duygularını öğrendim. Değişik ve güzel bir deneyim oldu benim için kitap biteli epey oldu ancak ben bazen çok bunaldığım zamanlarda açıp bir mektup okuyorum. Bazen daha öncce dikkat etmediğim bir cümle o an ki ruh halime göre dokunuyor kalbime. Anlayacağınız kitabı şiddetle tavsiye ederim hatta mektup okumanızı tavsiye ederim.
   Keyifli okumalar...
Devamını oku »

24 Temmuz 2014 Perşembe

AŞKA VEDA


   Dün akşamın kitabı Can Dündar'da Aşka Veda idi bitirebilmek için sabahladığımdan yorumu bu akşama kaldı. Kitapta Can Dündar'ın aşka dair köşe yazıları toplanmış. Daha çok 
aşkın dönüşümünden bahsetmiş. Sekssiz aşktan aşksız sekse doğru bir dönüşüm... Daha ön sözünde öyle güzel anlatmış ki aşkın nasıl bir değişim gösterdiğini. Yani bence o aşk değil ancak günümüz ilişkilerinde aşk sanıp hunharca tükettiğimiz duygu. Bence aşk bir kez olur şanslıysak bunu fark ederiz, belki fark edemeden ölürüz ama aşk tükenmez, veda edilmez, her zorluğa göğüs gerer ve aşk iki kişiliktir. Biri sizi her koşulda, her halinizle sever ve asla vazgeçmezse siz kendinizden önce onu düşünür kendi mutsuzluğunuzu onun mutsuzluğuna yeğelerseniz, incinmesin,kırılmasın diye nefes almaktan bile korkarsanız işte bu aşktır. Tabi bu en kaba tabiriyle aslında birazcık daha derin.



   Bu kitabın asıl sevdiğim yanı ise sadece 5TL'ye sahip olmam. Benim 5Liraya mutluluklar listem olduğunu biliyor muydunuz? Bazen bir demet çiçek bazen iki simit bir çay bazen de böyle bir kitapla utlu olabilirim ve bu bana dünyanın en pahalı şeylerinden çok daha fazla zevk verir. Sizin de 5 liraya mutluluklarınız varsa lütfen benimle paylaşın yoksa da hemen yaratın. Küçücük şeylerle mutlu olduğunuzda göreceksiniz ki büyük şeylere çok da ihtiyacınız yok. Beklentiyi düşürmeyin tabi ki hep daha fazlasını isteyin ama maddi değeri az olan şeylerle de mutlu olmanın keyfini yaşayın.

   Keyifli okumalar...
Devamını oku »

22 Temmuz 2014 Salı

Çavdar Tarlasında Çocuklar

      Çavdar Tarlasında Çocuklar'a yanlış zamanda başladığımı düşünüyorum kitaba ilk başladığımda biraz zorlandım çünkü aslında çok fazla olay olmasına rağmen çok durağan bir kitap okuduğunuzda göreceksiniz zaten olaylar sadece bir kaç gün içerisinde geçiyor. Okuldan atılan bir çocuk eve dönene kadar başından geçenleri anlatıyor. Kitapta beni çok rahatsız eden bir şey vardı başlangıçta bunun çevirinin kötü yapılmasından kaynaklandığını düşündüm kitap aynı zamanda Gönülçelen adıyla da çevrilmiş ve onun daha iyi bir çeviri olduğu söyleniyor ama sonra araştırınca bunun yazarın üslubu olduğunu anladım. Beni rahatsız eden şey çocuğun .....filan, .....yani, vay canına, lanet, felaket, kıyak, tabii, fena değildir, örnek olsun diye söylüyorum, bayağı....., gerçekten, söz gelimi kelimelerini çok fazla kullanmasıydı. Bir süre elim gitmedi kitaba ve bu akşam tekrar okumaya başladım.



   Kitabı anlamam da bundan sonra başladı zaten. Sakin kafa ile hunharca sırf tüketmek için değil ruhumu dinlendirmek için okudum kitabı. Aslında hayatta bazı şeylerin anlamsızlığında anlamlar yüklü olduğunu, aklımıza bile gelmeyen ama sürekli gözümüzün önünde olan durumları durup düşünmek gerektiğini fark ettim. Sonra Holden ve öğretmeni arasında geçen konuşmada şu satırlar çarptı gözüme bu aralar içinden çıkamadığım duygusal karmaşama çözüm yolu oldu. Nefes aldım ve huzura ulaşmanın bir kitabın bir kaç 
satırını okumak kadar kolay olduğunu tekrar fark ettim.



   Keyifli okumalar...
Devamını oku »

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Çocukluğumuza İniyoruz

   Herkes için tatilin anlamı farklıdır benim için tatil sessizlik, huzur ve daha çok kitap okumak demek. Tatilde okumak için kitap seçerken çocukken okumadığım ve bu ara çok duyduğum bir kitabı, Küçük Prensi ve benim okuduğum ilk roman olan ancak tam anımsayamadığım başka bir kitabı, Şeker Portakalı'nı seçtim. Bu iki kitabı da severek okudum. Hazır tatildeyken çocuklarınızı da kitap okumaya teşvik etmek için güzel seçimler olacağını düşünüyorum. 
   
   Küçük Prens:
   İçinizde benim gibi bu yaşına kadar okumayanlar varsa bu kitabı okumak için daha fazla geç kalmamalı. Beş yaşındaki kuzenim bile haberdar bu kitaptan kitabı odamda bulmuş getirip
bu çocuğun tilkisi nerde diye sordu, bu kadar geç okuduğum için biraz utandım. Baş ucu kitabı olacak cinsten bir kitap çünkü. Bir çocuk kitabı olmasına rağmen büyüklere de oldukça fazla şey katacağını düşünüyorum. Yazar ile küçük prens arasında geçenlerin anlatıldığı kitap incecik ve bir çırpıda okunuyor. Plajda bile okuyabileceğiniz cinsten ki zaten Plajlar ve plaj kitapları listesi'nde de yer alıyordu.




   Şeker Portakalı:
   Şeker Portakalının benim için yeri ayrı, benim henüz ikinci sınftayken şubat tatilinde okuduğum ilk roman. Küçük Zeze o zaman da etkisi altın almıştı beni ancak fark ettim ki kitaba dair şeker portakalı fidanı ve Zeze'nin ablası dışında hiç bir şey hatırlamıyorum. Tekrar okumaya karar verdim. Bizim evimizde kitap saklama bilinci yeni yeni olmuşmaya başladı hatta tam oluşmadı bile annem eskiden kalma bir alışkanlıkla kitaplarımı anneannemin köyüne götürür ihtayacı olanlarda kullansın diye ya da ben ikinci el kitap alan yerlere götürürdüm kitaplar yerlerine yenileri alınır daha fazla kitap okuyabimek için ancak artık kitaplarımı biriktirmeye başladım. İleride kocaman bir kütüphane hayali kurarak saklıyorum kitaplarımı. Sevgilimin annesi de kaplamış kitabını, etiketlemiş bile inanılmaz hoşuma gitti. İleride kütüphanemin en güzel yerine koyacağım, hep gözümün önünde olsun da Zezenin küçük kalbinin ne büyük şeylerle başaçıkabildiğini unutmayayım diye.




   Keyifli Okumalar...

   Yazmıştım yazımın taslağını hazırlarken ama bazen işler istediğiniz gibi gitmez, bir şeyler düşündüğünüz gibi olmaz kalbiniz başka mantığınız başka şeyler ister. Bazen seçim yapmak zorunda kalırsınız bazen yaptığınız seçimlerden pişman olursunuz ama döndüğünüzde çok geç kalırsınız bazen yalnız kalmak için herkesi kovar bazen de aslında kimsenin yanında olmadığının farkına varırsınız. Bazen size deli oluyor sandığınız insanın umrunda olmadığını fark eder bazense aslında umursamadığınızı sandığınız birine aşık olursunuz. Bazen kahkalarla gülerken bazen hıçkırarak ağlarsınız.
Devamını oku »

29 Haziran 2014 Pazar

Kocan Kadar Konuş- Şebnem Burcuoğlu



   Plajlar ve Plaj Kitapları Listesi yazımı hazırladıktan sonra koşa koşa Akmar'a gittim ve kitaplarıma kavuştum. Papatya Kokulu Hikayeler bitince çok şükür dedim ve tam tersi çok akıcı su gibi giden 24 saatte bitirdiğim ama bitmesin nolur diye dua etiğim bir kitaba başladım. Şebnem Burcuoğlu'nun Kocan Kadar Konuş kitabından bahsediyorum.



   Kitap tam bir bebekti benim için. Bunun sebebi baş karakter Efsun'da kendimden çok fazla şey bulmamdı. Spoiler vermeyeceğim bu sefer sadece kitaptan alıntılar paylaşacağım sizinle ama bu kitabı çok sevdim bence her Türk kızı kendinden bir şeyler bulacak Efsun'da bulmasa kardeşleri, kuzenleri, teyzesi ya da anneannesinde bulacak. Öyle edebi değeri yüksek, size ultra geniş bir bakış açısı kazandıracak bir kitap değil ancak kafa boşaltıran, dinlendiren cinsten bir yaz, plaj kitabı kendisi. 











Devamını oku »

28 Haziran 2014 Cumartesi

Menekşe Kokulu Hikayeler ve Papatya Kokulu Hikayeler

   Blogumda ilk kez çok da hoşuma gitmeyen iki kitabı paylaşacağım. Biri Menekşe Kokulu Hikayeler diğeri de Papatya Kokulu Hikayeler. Bu iki kitabı da plaj kitapları listemde
yazmıştım aslında. Kitapları kokularına, kapaklarına ve keçeli ayraçlarına kanıp aldım itiraf ediyorum. Bir de instagramda o kadar çok gördüm ki bu kadar insan okuduğuna göre güzel olmalı
demiştim. Menekşe Kokulu hikayelerle başladım hakkını yemek istemem kitap mis gibi menekşe kokuyor. Ancak ilk sayfasında hikayeyle daha hüsrana uğrattı beni. Hikaye O.Wilde'nin Son Yaprak adlı öykü kitabında geçen bir öyküydü ve sonra Son Yaprak öyküsü de çıktı karşıma evet öykülerin derleme olduğunu biliyordum ancak o kadar fazla popüler öyküleri seçmişler ki okurken bir tat almanız çok zor. Hani şu Facebook'ta paylaşılan kıssadan hisseler var ya hepsi o tatta.


   Papatya Kokulu Hikayeler içerik olarak biraz daha doyurucuydu ancak bu kitap da deterjan gibi kokuyordu papatyayla asla ilgisi yoktu. Anlayacağınız kitaplar benim için sadece hüsran ile sonlandı. Kitabın iyisi kötüsü olmaz tabi ki ama bir an önce bitsin yenisine geçeyim artık dedim açıkçası ben. Eğer aldıysanız okuyun tabi ki ama henüz almadıysanız hiç bir şey kaybetmediniz merak etmeyin.



Devamını oku »

22 Haziran 2014 Pazar

BEN YAPTIM: Bol Balonlu ve Araba Konseptli Doğum Günü

   İşimi bloguma çok fazla karıştırıyorum ben galiba ama her yaptığımdan anneler de fikir alsın istiyorum. Bugün de sevgili Müge Hanım'ın minik oğlu Yusuf'un doğum günündeydim. Son anda ailelerinde yaşanan sağlık sorunu Müge hanımın çok canını sıkmıştı ve organizasyonu tamamen bana bıraktı. Yani bu konsept oğlum olsa nasıl doğum günü kutlardımın yazısı aslında. 

   Bu bir 1. yaş günü kutlamasıydı aslında ama Müge hanım bana Yusuf'un değil de daha çok büyük oğlu Mert'in partisi gibi olcağını söyledi. Bu yüzden klasik 1 yaş temasından biraz çekildim. Bunun yerine Yusuf'un hoşlanacağını düşündüğüm rengarenk balonları ve Mert'in hoşlanacağını düşündüğüm araba figürünü kullandım. Araba figürü 1 yaşa uygun olsun diye çizgi film desenli seçtim. Aslında daha büyük yaşlar için daha cool araba baskıları bulabilirsiniz.



   Mekan olarak Bosphorus City Kanlıca Cafe 2 seçilmişti çocuklar ve büyükler dışarıda olacak ancak yeterli gölge olmadığı için açık büfe içeri kurulacaktı bu yüzden aslında 3 farklı alan süslemesi yaptık. Açık büfenin olduğu kısma klasik 1 yaş konsepti uyguladık. Bayraklar, balonlar buna uygun seçildi.



   Çocukların geçeceği kısma bir masa kuruldu ve masaya araba, balon baskılı banner, tabak, bardak, peçete konuldu. Aynı baskıdan bayrak asıldı. Bunların üzerinde pasta ve balon detayı vardı uyumlu olması için rengarenk papatya balonlarla süslendi. 


   Büyüklerin oturacağı yer daha sadeydi sadece 1 yaş baskılı balonları kullandık.


   Yusuf'un teyzesi onun için çok cici şeyler yaptırmış, benim çok hoşuma gitti. Biliyorsunuz son zamanlarda keçe çok moda. Doğum günü hatıralarını, doğum günü için bir kapı süsünü ve Yusuf için bir kral tacını keçeden yaptırmışlar. Siz de doğum günlerinizde keçeden amerikan servisler, konsepte göre minnie mickey papyon ve fiyonku ya da korsan şapkası ve göz bandı yapabilirsiniz çocuklar bayılacaktır.




    Doğum günü çocuğu 1 yaşında olunca ondan çok abisinin arkadaşları katıldı işte bugünün hatıra karesi =)
   
Devamını oku »