/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

26 Aralık 2013 Perşembe

Başka Çarşamba

   Başka sinema Kadıköy'e geldiğinden beri gidip izlemek istiyordum aslında ama kurstu okuldu derken fırsat bulamadım fırsat bulduğumda bilet bulamadım. Ne peki bu Başka Sinema? Başka sinema bağımsız filmlerin dağıtımcısı M3 film ve Kariyo&Abbay vakfı işbirliği ile hayata geçirilmiş.O sabırsılıkla beklediğimiz, çok izlemek istedğiğmiz ama kaçırdığımız bağımsız filmlere artık yıl boyu erişebileceğimizi öğrendim. Nerdeymiş bu Başka Sinema derken web sitelerinde ''BAŞKA SİNEMA, 1 Kasım 2013'ten itibaren Beyoğlu Beyoğlu, Altunizade Capitol, Kadıköy Rexx ve Ankara Büyülü Fener Kızılay sinemalarında yepyeni programı,sıra dışı seans akışı, sürpriz gösterimleriyle hayata geçiyor.'' yazısını görünce çok mutlu oldum. Hemen Kadıköy Rexx sinemasının programına baktım. Programa baktığınızda sizi dolu dolu bir programın beklediğini göreceksiniz. Biz de kızlarla kasım ayı programından Başka Sinemanın ilk belgeseli ''Benim Çocuğum''u seçtik. Malesefes gittiğimizde bilet kalmamıştı. Sonrasında da bir türlü programımda yer açamamıştım ta ki bu akşamki kısa film gecesine kadar. Başka sinemada çarşambalar özel. Sürpriz filmler, belgeseller ya da böyle kısa filmler yayınlanıyor. Biletler gösterimin olduğu gün satılsa da bilet bulmanız açısından sabahtan alsanız daha iyi olur. Neyse bugün biletlerimizi aldım. Akşam gittik gösterimimize.

İşte Kısa Film Gecesi'nde gösterilen filmler:
Buhar (2012)
Türkiye / Abdurrahman Öner / 12’
12 dakikalık tek plandan oluşan “Buhar”, bir evliliği yemek masasında metaforik bir anlatım eşliğinde sorguya yatırıyor.
Oyuncular: Banu Fotocan, Reha Özcan

Bir Kurabiye Masalı (2012)
İlkyaz Kocatepe / Türkiye / 15’
Hazırladığı şans kurabiyeleri ile aşık olduğu kadına ulaşmaya çalışan genç bir adam, farkında olmadan kendisininkiyle beraber çalıştığı kafedeki diğer insanların hayatlarını da değiştirecektir.
Oyuncular: Gülsüm Alkan, Furkan Andıç, Ayça Erturan, Şener Savaş, Şevket Süha Tezel

Yüksük (2012)
Enes Yurdaün / Türkiye / 16’
Yaşlı kadın gündüzleri sıradan yaşamını sürdürürken, geceleri duyduğu bir ses yüzünden uyumakta güçlük çekmektedir. Fakat şimdi, geceleri uykusunu kaçıran sesin peşine düşme vaktidir.
Oyuncular: Nusret Safayhi

Mod (2013)
Türkiye/ Deniz Tarsus/ 10’
Bir gün, bizi dünyaya bağlayan iyi, güzel ve yaşamsal olan her şey yok olduğunda, o hep devam edeceğini sandığımız denge bozulduğunda ne hisseder, ne yaparız? Deniz Tarsus'un filmi, böylesi bir atmosfer yaratıyor ve insanın umuda, iyiliğe dair arzusunun izini sürüyor bir düş makinasının ucunda. Eluard'ın dediği gibi belki de, kim bilir: “birleştirilmiş bin acı/en büyük düşü kurabilir”
Oyuncular: Ali Düşenkalkar, Övez Muradov, Gökşin Kes, Özlem Kocahaliloğulları, Hakan Küçükyılmaz

Fazla Mesai (2012)
Gürcan Keltek/ Türkiye/ 20’
Bugünün İstanbul’unda çalışan sınıfın hayatları, beklentileri ve umutları konu ediniyor. Çeşitli niteliklerde, cinslerde, çeşitli sınıflara, kimliklere ve/ veya ekonomik durumlara sahip çalışanlar, şehirden ve iş hayatlarından ne oranlarda beklentilerinin, hayallerinin karşılıklarını bulabiliyorlar ya da adeta fabrika görünümünde olan şehir tüm bu kesimleri bir “üretim süreci” nden geçirip “tek tip model”, “ideal nitelikte insanlar” yaratabiliyor mu…
Oyuncular: Okan Ürün, Ebru Ojen Şahin, Cihan Ocak

Ali Ata Bak (2011)
Türkiye / Orhan İnce / 12’
Ali Ata Bak, ülkemizde yıllardır tartışma konusu olan ana dilde eğitime bir eleştiri niteliğinde. Eğitim sistemin empatiden uzaklığı, kendi halinde doğru şeyleri yapmaya çalışan küçük bir çocuğun gözlerinden anlatlıyor.
Oyuncular: Yunus Tanrıverdi - Ferzende Tanrıverdi - Helin Güneş Açar

   Hepsi çok güzeldi ama en çok Bir Kurabiye Masalı'nı ve Ali Ata Bak'ı sevdim. Ülkenin ve benim gündemim karma karışık olduğundan, sokaklara gaz bombaları atılırken polis görünce yolumuzu değiştirir hale geldiğimizden, dizginleyemediğimiz duygulardan, gizleyemediğimiz kalp kırıklıklarından gece tatsız da bitse Başka Sinema fikrini çok sevdim sanırım Başka Çarşamba'nın müdavimi olurum.
Devamını oku »

16 Aralık 2013 Pazartesi

Bir Kitap Bir Film: GERMİNAL


   Dün muhteşem bir gün geçirdiğim için akşam kitap biter bitmez yazmak istediğim bu yazıyı günün yorgunluğundan yazamadım. Sonunda bitti! Aylardır okuduğum daha doğrusu okumaya çalıştığım kitabı bitirdim. Aslında kitap okumayı çok severim ama okul, kurs, koşturma, kavga, ayrılma, barışma, insanlar, İstanbul, yolculuk derken çok fazla zaman ayıramadım bu kitaba. Her gittiğim yede benimleydi ama kitap en iyi arkadaş derler ya doğru. Yeni döneme başlamanın heyecanında da, ilk kez yemek yaparken de, eve dönmesini beklerken de, İstanbul'un trafiğinde de, her şeyi bir kenara bırakıp hatta elimin tersiyle itip nefes almak için bu şehirden kaçarken de, diğer en iyi arkadaşım annem saçlarımı okşayıp beni sakinleştirmeye çalışırken de bu kitap hep elimdeydi. Az az, sık sık okudum onu. O kadar çok yanımda taşımışım ki onu bir dünya fotoğrafımız olmuş birlikte. Bir de kitaptan vize ve finalde sorumlu olunca keyif gibi gelmedi bu kitabı okumak ama bittiğinde iyi ki okumuşum dedim.
  Germinal'e eylül sonunda Sosyal Politika hocam Berna Güler Müftüoğlu tavsiyesiyle başladım. Aralık olmuş anca bitti. Böyle söyleyince baya seviyormuşum kitap okumayı. Vizede bir sorunun bu kitaptan geldiğini öğrenince baktım bitecek gibi değil filmini izledim. Filmi de kitap kadar etkileyiciydi. Hayatımda hiç bir zaman başladığım bir kitabı yarım bırakmadım gerekirse beş ay yanımda taşıdım yine de bitirdim o kitabı bu kitap da böyle oldu. Aman canım filmi izledim okumasam da olur demedim. İnat ettim okudum. 

   Emile Zola'nın bu kitabında 1960'larda Fransa'da bir maden işletmesinde gerçekleşen gerçek bir grev ve bu işçilerin hayatı anlatılıyor. Kitap sonunda sosyalist ve yenilikçi görüşlere umut aşılıyor. Beni tanıyan herkes bilir kapitalizme eğilimim her zaman daha fazladır. Yine de bu kitabı okuyunca insan bir durup düşünüyor. Okuduktan sonra Berna hocanın Bir Kesit Tek Gerçek makalesini okuyunca 20.yy Fransası ile 21. yy Türkiyesi arasında çok fark olmadığını gördüm. Bu insanların hayatını okuduğunuzda kendi insanlığınızı sorgulayacaksınız. Eğer hala biraz vicdanınız varsa...

Devamını oku »

13 Aralık 2013 Cuma

Düğün Dernek

   Bugün ne dolu bir günmüş. Nefes almak için koşmak gerekiyormuş. Dersten çıktıktan sonra oda arkadaşımın günlerdir izlemek için benim boş zamanımı beklediği filmi bugün izleme fırsatı bulduk. Buluşup yemek yedikten sonra Rexx'e koştuk son seansa yetişebilmek için ve son seans olmasına rağmen çok kalabalıktı salon.
   Film Sivas'ta gerçekleşemeyen bir düğünü konu alıyor. Düğün bizim kültürümüzde çok önemlidir. Hatta o kadar önemlidir ki düğün hayal edildiği gibi yapılsın diye bir çok fedakarlık yapılır. Ama bu düğünde işler rayından çıkıyor. Tabi ondan sonrası absürd komedi.

   Bence film kafanızı boşaltıp gülmek için ideal bir seçim olur. Kadrosu çok başarılı Ahmet Kural ve Murat Cemcir'i ailecek severek ve bol bol gülerek izliyoruz. Rasim Öztekin'in oyunculuğuna da yorum yapmak benim ne haddime. Filmde bazı yerlerde argolar da var ama rahatsız edecek düzeyde değil yani insanları basit argolarla güldürmeye çalışmamışlar. İnsanların yaptıkları yorumlardan İşler Güçler ile kaşılaştırıldığını duydum. Ancak ikisi çok farklı işler ve bence karşılaştırılmaması gerekiyor. Benim tek hoşlanmadığım şey fragman çok yoğundu ve filmdeki tüm can alıcı noktalar zaten fragmanda vardı ve keşke fragmanı izlemeden gelseydim dedim.
   Biz beğendik tavsiye ederiz, İyi seyirler...
Devamını oku »

Polka'fe

  Kadıköy'de en sevdiğim mekandan bahsedeceğim şimdi size Polka. Müthiş bir yer ev gibi. Huzurlu, sakin sessiz ve müzikleri harika. Bir gün tesadüfen keşfettiğim mekanda beni çeken önce dekorasyonu olmuştu. Oturduktan sonra birden tatlı bir müzik duydum. İçeride canlı müzik yapıyorlardı. O kadar tatlıydılar ki. Hangi günler çalıyorsunuz diye sorduğumuzda kendi kendilerine çaldıklarını söylediler. Ev gibi değil mi gerçekten.



Bugün kurstan arkadaşlarımla uğradık ve neden daha sık gelmiyorum ki diye sordum kendi kendime. Müzikleri güzel olduğu kadar yemekleri ve tatlıları da çok güzel. Bugünkülerin sanırım hepsini denedik ve hepimiz beğendik. 



Şu havalarda bayılarak tavsiye edebileceğim içecek ise kış çayları bugün denedim gerçekten çok başarılıydı. Havalar ısınınca da ev yapımı ıce tea'sini denemenizi şiddetle öneririm.


Yemek için bir şeyler isterseniz de gömlekli tavuk tavsiye edebilirim. Üstelik gayet doyurucu. Porsiyonları tam kararında. 
    Müzikleri arkadaş sohbetleri için oldukça ideal. Hatta bence tek başınıza da gidip elinize kitabınızı alıp İstanbul'un kalabalığında başka alemlere dalıp kendinize biraz zaman ayırabilirsiniz. Çok da güzel olur sanırım bundan sonra sık sık yapacağım bunu. Aslında bunlar size değil kendime tavsiyeler. Umarım siz de seversiniz. Eminim seversiniz.
Polka Cafe Menu, Reviews, Photos, Location and Info - Zomato
Devamını oku »

9 Aralık 2013 Pazartesi

Jamie's İtalian

Hastayıaam, ölüyoruuamm diye bütün haftayı yatakta geçirince ve uzun zamandır görüşmediğim insanlar listesi yaptım.Önce İrem'i aradım. İrem'le en son görüştüğümüzde kar yağıyordu. Hemen öğle yemeği için sözleştik. Onun tavsiyesi ile Zorlu Center'daki Jamie's İtalian oldu buluşma noktamız. Aslında pazar günü buluşmayı düşünüyorduk ama cuma, cumartesi ve pazar yerleri olmadığını öğrendik. Annem sağ olsun o kadar çok izlemiştim ki Jamie'yi illa da oraya gitmek istiyordum. Annem o kadar izledi izledi bir kez bile yapmadı o yemekleri yazıklar olsun.


Ben Karidesli Linguine söyledim. İçinde sarımsak olduğu halde hiç sarımsak soğan yemeyen beni bile rahatsız etmedi.

Anlatmaya dilim de midem de varmıyor ama İrem tercihini Kara Melekten yana yaptı çok da beğendiğini söyledi. Tabi ZEVKLER ve RENKLER tartışılmaz ama ben görüntüsünü beğenmedim tadını hiç sevmedim.


Üç farklı lezzette Ispanaklı ve su kabaklı, Ricotta peynirli ve patlıcanlı, kurutulmuş domatesli Cannelloni çok başarılıydı sebze sevmeyen ben bayıla bayıla yedim.


Ve son olarak tatlııı =) Ben tercihimi Tiremisudan yana kullandım. ikimiz de tatlılarımızdan memnun olarak ayrıldık.
Bana sebzeyi balığı böyle yedir annee! Sebze yemiyorsun, balık yemiyorsun deme bak adamlar yapmış olmuş

Devamını oku »

7 Aralık 2013 Cumartesi

Senelerce Oynadım Bugün Ağladım

   Ben Meriçliyim. Meriç Edirne'nin çok küçük bir ilçesi. Meriç nehri kıyısında bir çok köyü var Yunanistan köylerine komşu. Bir de türküsü var bu küçük ilçenin. Babuba... Babuba ''Be Baba'nın'' bizim şivemize çevrilmiş hali.
   Anlatılana göre Edirne'deki köylerden birinde Eyüp diye bir genç varmış. Bu genç ağanın kızına aşıkmış kız da ona. Ama çocuk fakir olduğu için kızın babası vermek istememiş kızını Eyüp'e.  Yunan köylerinin birindeki bir ağanın oğluna vermiş kızını. Eyüp de karşı kıyıya giden aşkının ardından bu türküyü söylemiş.

   Bu türkünün hikayesini dedem çok küçükken anlamıştı. Meriç kıyısına pikniğe gitmiştik. Hep merak ederdioradaki insanlar da bizim gibi mi acaba diye. Ben de evleneceğim Yunanistan'dan biriyle demiştim dedem hikayeyi anlattığında. Hep masal gibi bi aşk düşlemiştim çünkü. Herkes prenses olurken ben gelin olurdum. Benim için gelin kutsal mertebe gelinlik kutsal kıyafetti. Bir de Yunan erkekleri çok yakışıklı değil mi ya. Mesela Yabancı Damat'ta oynayan Özgür Çevik. Biliyorum o Trakyalı ama benim için her zaman Niko olarak kalacak.
   Bu türkünün bendeki yeri çok farklı adeta benim için bir ninni kim bilir kaç Trakya düğünde annem ortada göbek atarken ben bu şarkı eşliğinde uykuya daldım anneannemin kucağında, bir de halk oyunları oynamıştım ilk okulda tam üç yıl aynı şarkı, aynı kostüm, aynı kareografi hep eğlenceydi benim için bu türkünün anlamı hep mutluluktu, hep aileydi, hep çocukluktu.   
   Ta ki bu güne kadar. Bugün Youtube'da tesadüfen karşılaştım bu türküyle. Tıklamaz olaydım. En sevdiği müzik sesi klarnet olan bir kızım zaten. Başındaki klarnet sesiye boğazım düğümlendi. Zaten sevdiğim, iki gözüm, yunan heykeli gibi adam ellere yar olmuş. Annemi de özledim, kardeşimi de özledim. Babamı bile özledim keşke anlatabilseydim ona yaşadıklarımı ama çok uzun süredir o ilişkide bir baba kız değiliz. Gözlerimin karesi kırmızılar olana kadar ağladım ben de. Buraları sevmiyorum yalnız olunca. Yarın yine pazar. Ne mi yapacağım? Saçmalamayın ya tabi ki bütün gün yataktan çıkmadan onun üstünde sunday yazan çorabının aynısını giyip bende kalan aşk filmlerini izlemeyeceğim. Arkadaşlarımla buluşurum Bağdat Caddesinde kahvaltı, alışveriş falan... Belki akşam da Zonguldak'taki maden işçilerinin hayatını anlatan bir belgesel izlerim. Dünyanın sonu değil sonuçta. Size de iyi pazarlar şimdiden
Devamını oku »

5 Aralık 2013 Perşembe

Dem Karaköy


İlk olarak Bağdat Caddesindeki Mai Ling'de denemiştim yaseminli yeşil çayı. Sonra bir baktım biz neredeyse her akşam yaseminli yeşil çay içiyoruz. Gel Çin'e gidelim dese giderdim ama demedi. Sonra ben de Dem'e gittim. İlk görüşte aşka inanır mısınız? Dem'in öyle bir atmosferi var ki ben ilk görüşte aşık oldum Dem'e. Çay deyip geçmemek gerekiyor adamlar 60 çeşit çay yapmış bir kere. İlk gittiğimde ben Klasik İngiliz çayı seçtim. Boğazımdan geçmezdi o yeşil çay dilim varmadı yaseminli yeşil çay demeye. Kuzenime o kadar çok övmüştüm ki yaseminli yeşil çayı o denedi. Çok sevdi. Yanında çaylı kek yedik gayet lezzetli. Çayın yanında gelen minik kurabiyeler de hiç fena değil.

Geçen İngilizce kursumdan arkadaşlarımla gittim ama çok kalabalık olduğu için içeride yer bulamadık. O soğukta dışarıda oturanlar bile vardı. Ama biz dışarıda oturmayı tercih etmediğimiz için başka bir mekana geçtik hevesimiz kursağımızda kaldı.

Dem'in iyi çay yanında bir sürü artısı var. Bir kere çalışanlar çok güler yüzlü hizmeti çok güzel. Ayrıca çayının yanında kekleri ve kahvaltıları da var ve bence aslında en önemlisi masalara koydukları çiçekler canlı. Ben burayı çok sevdim. Son zamanlarda duyduğuma göre herkes burayı çok sevmiş. O zaman bize keyifli Dem'lenmeler.
Devamını oku »

4 Aralık 2013 Çarşamba

Bir kadın tanıdım adı FRİDA

    Bir kaç ay önce dersini aldığım hocam Meryem Kurtulmuş önermişti bize Frida'yı. Diego Riveradan bahsederken bu filmden de bahsetmişti.Ben filmi hiç duymamıştım ki muhtemelen 2002 yılında ilkokul ikide olduğum için ilgimi çekmemişti film. Hayatımın son bir kaç ayını koşmalar, kovalamalar, yakalamalar, kavgalar, ayrılıklar, kendini aramalarla geçirirken aklımdan uçtu gitti Frida. Kendimi ararken Frida'da buldum adeta. Kendime bir kahraman yarattım, takdir ettim, idol kabul ettim hakkında biraz daha bir şey okursam aşık bile olabilirim.

   Frida Meksikalı bir ressam. Geçirdiği bir otobüs kazası yüzünden bir çok amelyat geçirdi, vücudunun neredeyse tamamı alçıda kaldı. Yataktan kalkamadı bu dönemde ailesi onu resme teşvik ediyor. O zamanlar sevgilisi olan adam gelip ona gideceğini ve belki de dönmeyeceğini söylediğinde o hırsla daha çok resim yaptı.Yatağının tavanındaki aynaya bakarak oto-portreler yapmaya başlayan Frida resimlerini Diego Riveraya gösterdi. Onunla siyaset ve sanat çevrelerine giren Frida sosyolist partiye üye oldu. Diego ile olan arkadaşlığı aşka dönüştü. Sonunda Frida Diegonun üçüncü eşi oldu. Çok sevdi Diegoyu ama Diego değişmedi.



   "Hayatta basıma iki korkunç kaza geldi biri geçirdiğim otobüs kazası, diğeri de Diego" demesinden anlayabiliriz aslında Diego'nun onun için ne demek olduğunu.
   Kendisinden 20 yaş büyük Diego 2 kez evlenmişti çocukları da vardır. Sadakatsizliği ve çapkınlığıyla tanınan bu adamla evlenmesine tabi ki karşı çıkmıştı annesi. Aşk sınır ya da engel tanır mı? Çalkantı basit bir
kelime bence onların aşkı için. Birlikte büyük acılar yaşadılar; sağlık sorunları, düşük, mesleki başarısızlık, sadakatsizlik. Bazen karşılıklı. Ama yine de küçük kadınıydı Frida Diegonun ve Frida biliyordu belki biri sizi küçük kadınım diye seviyorsa bırakılmaması gerektiğini. Ben geç öğrendim. Diego'nun kız kardeşiyle de olması çok derinden yaraladı Frida'yı. Frida’nın da farklı kadın ve erkeklerle dahası Meksika’da sürgünde olan ve evlerinde misafir ettikleri Troçki ile birlikte olması ayrılmalarına neden oldu.

 Ayrılınca aşk biter mi? Bitmedi.

    Sadece aşk değildi yaşadıkları dostluk, annelik, babalık, arkadaşlık, yoldaşlıktı. Başka tenlerde arasalar da kendilerini ve bulduklarını sansalarda aslında birbirerinde buldular huzuru, huzursuzluğu kısacası hayatın kendisini. Tekrar evlendiler.

   Sağlık sorunları yaşarken de, kocasıyla fırtınalı ilişkisinde de bırakmadı resim yapmayı ülkesinde açtığı ilk sergiye yataktan çıkmaması söylenildiği için yatağı da taşıyarak gitti.Ölmeden önce ''Yatarak çok fazla zaman geçirdim yakın beni'' dedi. 54'te öldüğünde yakıldı Frida ve külleri şimdi müze olan Mavi Ev'de.
    Bir de mektupları var Fridanın Diegoya yazdığı mektupları. benim en çok etkilendiğim şuydu:
Senden niye vazgeçtim Diego!
Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
Bencil olduğun için vazgeçtim.
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
Bu yüzden ben de senden vazgeçtim. 
Frida Kahlo
    Her kadın aslında Frida. Her kadının bir Diegosu var. Her kadın benzer acılar çekiyor bazıları dile getiremiyor. Her kadın mektuplar yazıyor bazıları gönderemiyor. Her kadın güçlü aslında ama bir o kadar da güçsüz. Her kadın aşka boyun eğiyor. Her kadın öteki oluyor. Her kadın kendisinden vazgeçildiğini anladığı anda vazgeçiyor. Ama o köşesine geçip acılarının öylesine geçmesini beklmiyor. Belki de bu yüzden o Frida Kahlo.
Devamını oku »

25 Kasım 2013 Pazartesi

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü

Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü.Kadınlar dünyanın her yerinde ulusal, sınıfsal, cinsel sömürüye maruz kalıyorlar. Sermaye gibi şiddetin de dini, vatanı, mezhebi olmuyor. Türkiyede öldürülen kadın sayısı 2012'de 165 iken 2013'ün ilk on ayında bu sayı 168'e çıktı. Evli kadın nufusunun %39'u fiziksel şiddete %15'i cinsel şiddete %44'ü duygusal istismara maruz kalmakta. Namus denince akla kadının geldiği ülkemde kadına şiddete hayır diyenin sadece kadınlar olmaması gerektiğini ve kızlı erkekli bunun bilincinde olunması gerektiğini düşünüyorum. Bir günlüğüne kadın olduğunuzu düşünün. Hatta size şöyle yardımcı olayım.

 Biraz daha netleşti mi şimdi kafanızda her şey?
 Unutmayın bizler bedenimizle değil aklımızla varız!

Devamını oku »

24 Kasım 2013 Pazar

Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri

Üniversiteye girmemin üzerinden 3 dönem geçti ve bu dönem üniversite hayatımın en yüksek notlarını aldım. Sanırım nedeni bana ''bu senin hayatın ne olmak istediğine kendin karar ver. Sıradan, gelişigüzel biri mi olacaksın yoksa insanların Manolya Hanım dediği önünde düğme iliklediği biri mi olacaksın'' demesiydi. Ben de kendimden çok onun için çalıştım o çok çalışırken ben oturamazdım ya. Ama bütün dünyaya da duyursanız başarınızı sevdiğiniz gözünüzün içine bakıp ''Seninle gurur duyuyorum'' deyip ayaklarınızı yerden kesmediğinde pek de umrunuzda olmuyor açıkçası.Yine de belki benim gibi bu bölümü okumak isteyenler olur bunun için biraz bölümümden bahsetmek istedim. Bölümüm Çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri. Mezun olunca çalışma ekonomisti olarak adlandıralacağız. Yaptığımız iş işçi ve işveren arasındaki ilişkileri düzenlemek. Çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri bölümü, soyal politika, sosyoloji, psikoloji,
çalışma ekonomisi ve iş ve sosyal güvenlik hukuku gibi sosyal bilimlerin bir çok dalını içine alan disiplinler arası bir alan.Bölüm çalışma yaşamını az önce saydığım sosyal bilimlerin çeşitli disiplinleri ışığında incelemekte ve bu doğrultuda eğitim ve öğretim sunmakta.

Bu bölüm kimler için?:

Üst düzeyde genel yeteneğe ve sözel akıl yürütme gücüne sahipseniz,sosyal bilimlere ilgili ve bu alanda başarılıysanız, başkalarını sözel olarak etkileyebilen, insan ilişkileri ile uğraşmaktan hoşlanan biriyseniz bu bölüm size göre. Bölümde matematiksel bir şey yok mu? Olmaz mı baş belası matematik. Birinci sınıfta iki dönem matematik1 ve matematik2 alacaksınız. Matematik1 denilince akla YGS matematiği gelse de içeriği eşitsizlik ve türev. Ama siz bu bölümü seçecek kadar puan yaptıysanız bu kadar matematik biliyorsunuzdur.
Lisede dört yıl matematikten özel ders almış ve LYS'den sadece 9 net yapmış olan ben bile yaptım ya siz hayli hayli yaparsınız.Daha sonraki sınıflarda sayısal dersler genelde seçmeli. uzmanlaşmak istediğiniz alanı seçtikten sonra zaten seçmeli derslerinizi ona göre belirleyeceksinizdir.Ben öyle yaptım ve pişman değilim uzmanlaşmak istediğiniz alan sizin ilgi alanınızdır. Bir dersi ilgi ile dinlemenin yanında bir de bunun sizin işinize yarayacağını bilerek dinlemek gerçekten çok etkili oluyor. Biz bunu nerede kullanacağız ki günlük hayatta
diye sorgulamıyorsunuz, çünkü biliyorsunuz.

Peki mezun olunca ne olacağız?:

Kimseye şu olacağım diyemesem de bölümün çalışma alanı geniştir. Kamu kuruluşlarında: Devlet Planlama teşkilatı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığının yurt içi ve yurt dışı ünitelerinde, Türkiye İş Kurumunda, Sosyal Güvenlik Kurumunda,Uzman ve Ateşe olarak, diğer bakanlıkların sosyal ilişkiler bölümlerinde yöneticilik ve danışmanlık hizmetlerinde çalışabiliriz. Ayrıca kamu yönetimi, iktisat ve işletme mezunlarının çalışabilecekleri diğer dallarda da iş bulma olanaklarına sahibiz. Yani ben çalışacağım derseniz işsiz 
kalmıyorsunuz.

Peki mezun olunca ben ne olacağım? Bu sorunun cevabını şu anda vermek benim için çok zor. Tabi ki hayallerim var. Son bir ay içinde şunu gördüm. Başarmak için ağlamak yerine ümit etmek, şikayet etmek yerine çaba sarf etmek ve vazgeçmek yerine mücadele etmek gerekiyor. Şu sıralar hayat felsefem bu ve adım adım hayallerime yaklaşıyorum. Biliyorum her şey hayal ettiğimden güzel olacak.

Hoşçakalın.
Devamını oku »