/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

4 Eylül 2016 Pazar

6 Adımda Bozcaada Tatil Rehberi



   Çanakkale'de okurken deniz otobüsü ile Bozcaada'ya günübirlik gider gelirdik. İlk gittiğimde ''Bu ne ya köy gibi bir yer'' desem de sonradan çok sevdim. Üniversite'ye başlayınca her yaz daha şubattan Bozcaada planı yapıp hiç bir yaz gidemedim. Bu yaz ise dolu dolu 4 gün geçirdik ve neredeyse adada yapılabilecek her şeyi yaptık sanırım. Bu sefer madde madde anlatmanın gün günden daha sağlıklı olacağına karar verdim.



   1.Ulaşım
   Bozcaada'ya gitmek için pek çok firmanın Geyikli otobüsünü kullanabilirsiniz. Yaklaşık olarak altı buçuk saat süren yolculuk için biz İstanbul Seyahati seçtik. Yola gece çıktık çünkü günün yarısı yolda geçsin istemedik. Otobüs sizi feribot iskelesine yakın bırakıyor. Sabah ilk feribotla adaya geçtik.
   

   2.Konaklama
   Alaçatı'da butik otelde kalıp oteli sadece uyumak için kullandığımızdan bu sefer pansiyonda kalmak istedik. Bozcaada'da çok fazla pansiyon var hepsinin fiyatları birbirine yakın sadece sezonda yer bulmak zor. Bizim kaldığımız yer Türk mahallesinde kalan Nilada Konukevi'ydi. Sadece 4 odası bulunan bu pansiyonun sahipleri Umut Denizi Konukevi'ne de sahip olduklarından kahvaltı için Umut Denizi'nin bahçesini kullanıyorlar. Kahvaltı açık büfe ancak öyle 5 yıldızlı otel açık büfesi değil. Buna rağmen lezzetli ve yeterli bence. Tek sıkıntı pansiyonun çok eski olması, mobilyaların eski olması otantik bir hava katsa da yatakların eski olması rahatsız etti.

   3.Yeme- İçme



   Patlıcanlı Börek: Ada'da meşhur lezzetlerden biri patlıcanlı börek. Küçükken annem kardeşim patlıcan yemediği için kıymalı börek diye yedirirdi. (Seni ele verdiğim için üzgünüm anne) Patlıcanlı böreği iki yerde yedik biri Ada cafe diğeri Çınaraltı idi. Çınaraltının patlıcanlı böreğini daha çok sevdik. Porsiyon olarak Ada Cafe'nin böreğine göre baya büyüktü.



   Gelincik Şerbeti: Ada'nın yerel tatlarından biri de gelincik şerbeti. Ada Cafe bu konuda meşhur ama biz pek sevmedik. Sulandırılmış buzlu şarap gibi bir şeymiş.




   Asude Ada: Bir makarna ne kadar lezzetli olabilir düşünün işte o kadar lezzetli bir makarna yedim burda. Baharat ve sarımsak sevmeyen ben makarnanın sosuna ekmek bandım yemin ederim. Hardal tohumlu mantarlı bonfile de istedik ama bonfile olmadığı için antrikotla hazırladılar. Etin pişmesi vs güzeldi ancak ette benim hoşlanmadığım hafif bir koku vardı. 



   Cafe at Lisa's: İnternette kötü yorumlar okumamıza rağmen denemek istedik mekanı çünkü asıl merak ettiğimiz pizzacı Tayyare'ye ulaşım imkanımız yoktu. Yorumlar haklıymış. Tek kelime ile fiyaskoydu. Pizza hamuru çok ince ve yanmıştı. Sadece bir dilim yiyebildik hakkını yemek istemem yine de yorumlarda okuduğumun aksine çalışanlar ilgili ve güler yüzlüydü Lisa hanım bile.

   Zübeyde Hanım: Ada'nın en güzel çay bahçesi. Her akşam burada tavla turnuvaları düzenledik hesabına =p Ben kaybedince oyunbozanlık yaptım tabi. Wifi şifresi Atatürk'ün ölüm ve doğum tarihi. Çalışanlar ilgili. Çaylar beklemekten acılaşmamış, Türk kahvesinin yanında reyhanlı koruk suyu sunuyorlar tadını sevdik.

   Eski Kahve: Yemek için tercih edecektik ama internetteki olumsuz yorumlardan dolayı vazgeçtik. Türk kahvesinin yanında bir tabak kurabiye getiriyorlar yine koruk suyu niyetine içtiğim bir suyla ikram ediyorlar buna rağmen 5 lira. İstanbuldan sonra çok uygun bulduk.

   Güveç Lokantası: Balıkçılarda yer bulamayınca önündeki sıradan dolayı burayı tercih ettik. Ada'da sulu yemek yiyelim ya da bir çorba içip kalkalım derseniz burasını tercih edebilirsiniz.



   Çiçek Pastahenesi: Adada üç tane Çiçek Pastahanesi var biri sadece dondurma satıyor. Biri ara sokakta imalathane de burada bulunuyor. Diğeri ise meydanda. Çiçek pastahanesinin her şeyi güzel galiba limonatası tam istediğim gibi ekşi tatlı, kurabiyeleri kıtır kıtır, dönerken yanımıza bile aldık.



   
   Rengigül: Pansiyonun kahvaltısı olmasına rağmen burada da kahvaltı etmek istedik. Anneannem eline geçen her şeyle reçel yapar. Domates,patlıcan, çilek, ayva, kayısı, dut vs. Rengigül'de anneannemden bile daha fazla çeşit var. Ada'da gelincik ve dometes reçeli en meşhur reçeller onun dışında da bir sürü reçel yapılıyor. Her yerde reçel satan tezgahlar hatta fabrikalar görebilirsiniz. Biz fabrikasyon yerine teyzelerin teyzgahlarından ev yapımı reçel almayı tercih ettik.



   Kale önündeki çay bahçeleri: Arkanız kale önünüz deniz şezlongta keyif... İsterseniz biranızı şarabınızı alabilir bizim gibi alkol kullanmıyorsanız kahve içebilirsiniz. Ancak sipariş verirken dikkat etmeniz gereken konu kahveyi sigara ve likörle sundukları gibi sadece kahve olarak da sunuyorlar arasında fiyat farkı var.

   
   4. Ada Plajları



   Ayazma: Soğuk su anlamına gelen koy adanın en popüler plajını barındırıyor. Şezlong şemsiye oradan kiralayabileceğiniz gibi yanınızda da götürebilirsiniz. İki şezlong bir şemsiye 20 TL. Su berrak, kumsal taşsız ama adı üstünde buuzz gibi




   Habbele Koyu: Mitos Beach adında bir işletme bulunuyor burada ancak pek bir espirisini göremedik beachin iki yanından da serbest girebilirsiniz. Minibüsçü abi buraya gelirseniz tatiliniz kısa sürer çünkü pahalı dedi meraktan gittik Çeşme'de 50 lira girişe verip 100 liraya iki hamburger yemiş insanlar olduğumuzdan biz kazıklanmaya alıştık dedik. Tabi yine Çeşme'ye göre ucuz.Ama ayazmanın iki katından bile pahalı şezlong şemsiye fiyatı. Denize gireceğiniz alan da taşlık.Yaş ortalaması biraz daha fazla. Bizim gittiğimiz gün İrem Derici de orada tatil yapıyordu.




   Beylik Koyu: Ada'nın bence en güzel koyu. Suyu daha sıcak ve daha sessiz sakin. Geçtiğimiz yıllarda bir gemi burada karaya oturmuş. İnsanlar gemi ile fotoğraf çekilmek için genelde geliyor. Ada'da Ada Camping dışında kamp kurmak yasakmış ancak geminin kenarında pek çok çadır vardı. Bir de burada şemsiye şezlong yok gelirken kamp sandalyesi, hasır, şemsiye falan getirip hazırlıklı gelirseniz iyi olur. Etrafta tesis de yok suyunuzu yemeğinizi alın yanınıza =)



   Bunların yanında Akvaryum, Sulubahçe, Çayır, Tekirbahçe gibi bir çok koy var ancak onlara bu sefer giremedik sadece ada turunda görüp geçtik.

   5. Ada Turu

   Adada her gun 17.45'te Ada turu düzenleniyor. Turlar plajlara gitmek için minibüse bindiğiniz yerden başlıyor her yerde ada hakkında bilgi veriliyor. Şarap ve reçel fabrikasında tadım yaptıktan sonra koyları geziyorsunuz. Akvaryum ve Beylik Koyu'nun üst tarafında fotoğraf çekmek için duruluyor. Ayazma'da ihtiyaç molası veriliyor. Manastırın yanından geçilip bilgi veriliyor. En son da adanın meşhur Polente tepesinde Rüzgar güllerinin altında gün batımı izleniyor. Bozcaada Türkiye'nin en batı noktalarından biri olduğu için güneşin batışı ayrı bir anlam kazanıyor. Gün batımına kendi arabanızla da gidebilirsiniz arabasız ulaşım çok zor. Adada en keyif aldığımız etkinlik ada turu oldu bu kadar keyifli olmasındaki en büyük etken de şoförümüz Naci Abiydi. Belki bir gün denk gelirsin seni çok sevdik Naci Abi =)

   6. Ada Sokakları





   Ada'da her sokak bir sanat eseri, her duvar bir tablo. Bu rengarenk sokaklarda bol bol fotoğraf çekmek isteyeceksinizdir. Bizim çektiklerimizden bazıları bunlar daha fazlası için beni instagramda @manolyadan adıyla bulabilirsiniz.

   
   

   
Devamını oku »

16 Ağustos 2016 Salı

Kastro Koyu


   Ben de isterim Trakya Cumhuriyet olsun başkenti Tekirdağ olsun çünkü bence bu ülkenin en güzel topraklarında yaşıyorum da arada sırada kıymetini bilmiyorum gibi bundan sonra Rumeli Tv gibi karış karış Trakya'yı gezip oralardan yazılar yazacağım.Yazılarımın ilki de Kastro Koyu.



   Kastro Koyu Kırklareli taraflarında Karadeniz'e kıyısı olan ayrıca içinde bir göl barındıran arka tarafı orman harika bir koy. Gerçekten doğası anlatılamaz. İstanbul'da beton görmeye bıkmışım bu kadar yeşili bir arada görünce sevinmekten aklımı kaybedecektim. İstanbul'dan gidecek olanlar otobüsle Saray'a gelip oradan aktarma yapabilirler kendi aracınızla ise Çerkezköy üzerinden Saray'a doğru ilerle Saray'da kime sorsanız gösterir =)



   Koyda neler yapabilirsiniz: 

  • Öncelikle denize girmek için burayı tercih edebilirsiniz. Ancak Karadeniz olduğu için oldukça dalgalı bir denizi var yine de kumsalı güzel. 
  • İkinci seçenek ve bence en güzeli piknik yapabilirsiniz. Ormanın içinde bir kaç tane piknik masası var genelde insanlar piknik için tercih ediyor. 
  • Üçüncü seçenek gölde deniz bisikleti kiralayabilirsiniz. 
  • Dördüncü seçenek ise isterseniz kendi çadırınızda isterseniz de oradan kiralayacağınız çadırlarda kamp yapabilirsiniz.


   Biz kamp yapmak için çok uygun bulmadık. Bence Trakya'da yazlık yerlerde karşılaşılan en büyük sorun bu işletmesizlik. Tamam ben de Ege kıyılarında her yere tesis kurulmasına sıcak bakmıyorum ama en azından ihtiyaçlarımızı giderecek kadar olsaydı. Tuvaletler, duşlar ve özellikle en çok dikkat edilmesi gereken bebek bakım odaları çok bakımsız. Kullanan var mı evet. Üstelik araç girişi 12 TL olmasına karşın sizden 3 TL de tuvalet ve duş için ücrer alıyorlar. Kullansanız da kullanmasanız da o parayı veriyorsunuz neye veriyorsunuz anlamadım.


   Kastro'ya giderken dikkat etmeniz gereken bir diğer konu da yol. Kastro'ya saptıktan sonra yol hem bozuk hem virajlı çok dikkatli ilerlemeniz gerekiyor. Hemen önümüzde bir kaza oldu. Ay allah korusun. (Üç kere kulağa üç kere tahtaya)


   Bir de koyda TurkTelekom çekmiyor. Sanırım diğer operatörler çekiyor insanlardan yardım isteyerek ya da oradaki büfeden ücretli olarak iletişim ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.


   İşte böyle Langoz ormanları ve Cehennem Şelaleleri hakkında da yazı yazmak istiyorum ama önce gidip görmem gerek. Aranızda gidip gören varsa önerilerini benimle paylaşmaları çok mutlu eder. Kastro'ya çok yakın olan Kıyıköy hakkında bilgi edinmek isterseniz de Plajlar ve Plaj Kitapları Listesi yazıma bakabilirsiniz.
   Takipte kalın =)
Devamını oku »

2 Ağustos 2016 Salı

Çeşme Günlüğü 2: Alaçatı


   Şurada da belirttiğim gibi tatilimizin üçüncü gününde Alaçatı’ya geçtik. Paşalimanı’ndan Alaçatı’ya geçmek de baya zormuş. Önce Ilıca sonra Çeşme oradan Alaçatı’ya geçmek gerekiyormuş. 5 km yolu napalım da uztalım insanları dolaştıralım diye uğraşmışlar resmen. Paşalimanı’ndan çıkış yaparken Alaçatı’ya nasıl gidebiliriz diye sorduk ve yine şansımıza otelin sahibi köpeğini veterinere götüreceğini yarım saat beklersek bizi bırakabileceğini söyledi. Bizim için de harika oldu.


   Alaçatı'da Aleysim Otel’de kaldık. Taş bir bina olan otel bir aile işletmesi. Odalar temiz ve güzel döşenmişti. Kahvaltıda yediğimiz ceviz reçelini hala uyumadan önce hayal edip öyle uykuya dalıyorum. Aleysim Otelin küçük bir havuzu da var uzun süre kalacaksanız güneşlenmek ve biraz keyif yapmak için havuza inebilirsiniz biz Alaçatıda az kalacağımız için çok tadını çıkaramadan gezmeye başladık.


Alaçatı Çarşı’yı gezip biraz fotoğraf çektik. Alaçatı sokakları o kadar güzel ki sokaklar, evler, insanlar rengarenk insanın içi açılıyor.


   Akşam yemeği için seçimimiz Pla’ce oldu. Ege’de olduğumuz için özellikle mezelerin tadına bakmak ve balık yemek için seçtik bu mekanı. Kabak dolması aşırı güzeldi. Mezelerin fiyatı Alaçatı’daki restoranlara göre uygun. Çalışanlarından biri zorla çalıştırıyorlar gibi hayatından bezmiş gözüküyordu diğeri ise aşırı ilgiliydi. Biz de anlamadık =)


   Tatlı niyetine Veli Usta’da dondurma yedik. En meşhuru burası diye duyduk, duyduğumuz kadar varmış. Kavunlu dondurması çok başarılıydı diğerleri de lezzetliydi. Dondurmanın yanında sakız reçelini de buradan aldık. Macun kıvamındaki reçel bana birazcık fazla şekerli geldi. Rumlar türk kahvesinin yanında ikram ediyorlarmış. Bir çay kaşığı macunu suyun içerisine bırakıp kahvenin yanında sunuyorum. Annem ve teyzem fikri beğendi =)


   O akşam son uğradığımız mekan Karaköy’de kahvaltıcı araştırırken bulduğum ama bir türlü gidemediğim Alaçatı’da şubeleri olduğunu bir de üstüne canlı müzik olduğunu öğrenince gitmeye karar verdiğimiz Muazzam oldu. Çalışanları gerçekten çok sıcak kanlıydı özellikle Başak Hanım’ı çok sevdik. Normalde alkolsüz içecekleri de var tabi limonata, kahve, soğuk içecek vs gibi akşam olduğu için sanırım bize direk alkol menüsünü verdiler. Alkolsüz bir şeyler içmek istediğimizi söylediğimizde bizim için iki farklı kokteyl hazırladılar. Direk kola var da diyebilirlerdi bu yüzden benden bir artı daha aldılar. İçtiğim şeyin içinde yumurta akı varmış bilsem içer miydim? Tadı güzeldi =)


   İkinci gün otelden çıkış yaptıktan sonra uçak saatimize çok olduğu için biraz daha gezmek istedik. Kahvaltımızı otelde yaptığımız için instagramdan takip edip çok merak ettiğim Kuş Kafesi’ne kahve içmeye uğradık. Burası aslında bir antikacı ama satılana kadar şu koltuklarda da insanlar otursun biz de çay kahve sunalım onlar da fotoğraf çeksin demişler gibi bir havası var belki benim beklentim yüksek olduğundandır ama beklentimin altında kaldı.


   Kumru yemeden de dönmedik tabi. Zaten tatilden üç kilo almış döndüm. Hemen girişteki Kumrucu Şevki’de kumru yedik. Ekmeği tam kıvamında kızartılmıştı. Gerçekten yediğim en iyi kumruydu zaten hayatımda 4 ya da 5 kez yemişimdir çünkü lisedeyken kumruyu kumru etinden yapılıyor sanıyordum =)  Biz kalabalık olur servis yavaştır diye düşünüyorduk ama okuduğumuz yorumların aksine servis gayet iyiydi.


   Son olarak havaalanına geçmeden önce dinlenmek için Köşe Kahve’ye oturduk. Köşe Kahve tam ortada olduğu için konum olarak çok güzel bir yerde mekan çok güzel dekore edilmiş. Ama zaten pahalı bir yer olan Alaçatı için bile pahalıydı Köşe Kahve.


   Alaçatı’dan Havaalanı’na geçişimizi bir transfer firmasıyla gerçekleştirdik. Yoksa yine Çeşme’ye ve sonra Havaalanı’na gitmemiz gerekiyordu. Firmanın ismini ve nasıl ulaştığımızı bilmiyorum çünkü onu son anda Ahmet ayarladı. Ama öğrendiğimde buraya eklerim. Rahat bir şekilde problem yaşamadan ulaşım sağladık. Zaten ben bir ara gözümü kapattım açtığımda havaalanındaydık.




   İşte böyle göz açıp kapatıncaya kadar geçti tatilimiz. Kelimenin tam anlamıyla rüya gibiydi, kısacık. Yine de çok güzeldi yeni tatili iple çekiyorum =)


Devamını oku »

31 Temmuz 2016 Pazar

Çeşme Günlüğü 1: Paşalimanı


   Hayaller Avrupa’yı gezmekti hayatları Çeşme oldu bu yaz =) Çeşme dediğime de bakmayın Çeşme tatilimizde Çeşme’nin sadece otogarını gördüm 15 dakika falan. Klasik Çeşmeciler gibi Çeşme’ye gidip AyaYorgi’deki plajlara girip geceleri deli gibi eğlenmek bana da uyardı asında ama Ahmet böyle şeylerden hoşlanmadığı için daha sakin bir tatil planladık.


   Çeşme Beach’lerini araştırırken karşıma Quante ve Aquante çıktı bunlar aslında yan yana iki beach Quante daha çok kumsalıyla ünlü çocuklu aileler daha çok tercih ediyomuş denize kumsaldan giriyorsunuz ve kenarda çocuklarınızın oynayabileceği kadar yer var Aquante ise havuzu ile meşhur. İçerisinde iki tane sıcak su havuzu bulunuyor. Öyle kocaman havuzlar da değil derin de değiller dizinize kadar anca geliyor. Burası biraz daha bar tarzında çalan müzikler vs. Buradan denize girilmiyor mu? Giriliyor, havuzların biraz alt tarafında iki iskele var denize direkt atlamanız gerekiyor merdivenden inince benim çeneme geliyordu bu yüzden çocuklu aileler tercih etmiyor. Biz tatile çıkamadan önce bunları araştırdık kalacağımız yeri de buraya yakın seçtik. Paşalimanı diye geçen mevkiide Paşalimanı Otel’de konakladık. 


   Uçaktan inince nasıl olsa buluruz otobüs, minibüs bir şey vardır dedik ama yokmuş. Tatile dair tek pişmanlığımız araba ile gitmemek ya da araba kiralamamak oldu. Uçaktan indiğimizde nasıl gelebiliriz diye oteli aradık. Bize önce Çeşme’ye Çeşme’den Ilıca’ya Ilıca’dan taksiyle buraya gelin dediler. Ilıca’dan minibüs de varmış ama iki üç saatte bir. Ancak şansımıza otelin sahibi ya da siz Havaş’la Çeşme’ye gelin ben sizi Çeşme’den alırım dedi. Bizi inanılmaz sıcak kanlılıkla karşıladı, otele girişimiz yapılırken kahvaltı ikram etti. 2 gece kalıp 3 kere kahvaltı ettik ve şunu söyleyebilirim ki kahvaltılar inanılmaz lezzetliydi. Çalışanlar da otelin sahibi gibi güler yüzlü ve yardım sever davrandılar.
   
(Bu kahvaltıya ek olarak bir gün menemen bir gün omlet bir gün sahanda yumurta vardı)

   İlk gün öğleden sonra etrafı keşfe çıktık. Beach olmadan da denize girebileceğimiz yer var mı diye baktık. Otelimiz Aquante’ye çok yakınmış gezerken önünden geçtik. Pazar olduğu için çok kalabalıktı. Beachlerin önü araba kaynıyordu. Ücretsiz yerler de günübirlikçilerin istilasına uğramıştı. Oteldekilerin yönlendirmesi ile kendimize sessiz sakin bir plaj bulduk Gençlik Kampı’nın yanı Folkart Blu’nun tam önüydü plajımız. Bizim dışımızda birkaç aile vardı. Deniz güzeldi ancak Folkart İnşaat buraya yeni kum getirmiş bu yüzden biraz bulanıktı ve öğrendik inşaat tamamlanınca burası siteye dahil olacakmış zaten düzenlemeler yapılıyordu.




   Akşam yemeği için Ilıca’yı tercih ettik. Yukarıda bahsettiğim gibi Paşalimanı’ndan Ilıca’ya minibüsler varmış minibüs saatine bakıp durağa çıktık ancak bir türlü gelmedi. Meğer sefer saatleri değişmiş. Ne kadar uzak olabilir ki diyip 4.5 km yürüdük vardığımızda açlıktan midem sırtıma yapışmıştı. Ilıca sahili çok dalgalı idi. Pazar olduğu için biz gittiğimizde kalabalıktı ancak haftaiçi nisbeten  daha sakin olduğunu gördüm.


   Ilıca’da güzel bir tur attıktan sonra yemek için seçtiğimiz mekan Veysi’s oldu. Mekana internetten yorumları okuyarak karar vermiştik. Tıpkı internette yazdığı gibiydi. Çalışanlar fazla samimi abla abi diye hitap ediyorlar, yemekten önce ikram olarak yanlış hatırlamıyorsam iki çeşit meze geliyor anında gelen ekmek ısıtılmış. Ahmet Lokum sipariş verdi bir Nusr-Et değiller ama yine de et lezzetliydi. Ben ise ismini hatırlamadığım ama altındaki açıklamadan barbekü soslu tavuk beklediğim bir tavuk istedim. Maalesef tavuğumda barbekü sos yoktu bunun yanında mekanda barbekü sos yoktu. Kalmamış, insanlık hali anlarım ama bunu bana söylemeden önüme tabağı koydular. Mekanın bence tek eksisi bu idi. Yemek sonrasında ikram ettikleri profiterol ile bunu da artıya çevirdiler.


   Akşam dönüş saatimizde minibüs kalmamıştı. Çeşme’de taksi kullanmayın diye çok uyarılmamıza rağmen taksiye binmek zorunda kaldık. Yaklaşık 4,5 km için 25 TL taksi parası ödedik. Gerçekten gerekmedikçe taksiye binmeyin.



İkinci gün tüm günümüzü arkadaşlarımızla Aquente de geçirdik. Girişi kişi başı 50 TL. Biz haftaiçi gittiğimiz için kimsecikler yoktu adeta plajı kapatmış gibiydik.  Beşten sonra biraz daha hareketlendi. Kelimenin tam anlamıyla sabahtan akşama kadar buradaydık akşam yemeğini de burada yedik. Ama maalesef hamburgeri çok kötü idi. Ekmeği bayattı ve yerken ekmek ufalandı her yeri ayrı dağıldı. Bir sonraki Çeşme tatilimizde sırf şu ekmek yüzünden bile ıyy yediğimiz hamburger iğrençti diye Ahmet’i Aya Yorgi’ye ikna edebilirim.


   Üçüncü gün Alaçatı’ya geçtik. Onu merak edenleri şuraya tıklayarak bu tarafa alalım =)
Devamını oku »

17 Mayıs 2016 Salı

Başka Bir İstanbul: Kuzguncuk



   İki ay sonra taşınmasam yine gitmeyecektim Kuzguncuk'a dört yıldır fotoğraflara baka baka her haftasonu için Kuzguncuk planı yaptım da gidemedim bir türlü. Sanırım bu yüzden kafamda çok fazla büyüttüm, umduğumu bulamadım.



   Ezan sesi, çan sesi ve hazan sesinin aynı anda işitilebildiği üç dinin özgürce ve hoşgörü ile yaşanabildiği bir yer olması beni çok etkiledi. İnsana insan olduğu için saygı ve sevgi besleyen güzel insanlar hala var.




   Sahilden yukarı doğru gezmeye başladık. Amacımız önce biraz fotoğraf çekmek sonra bir şeyler yemekti. Kapısı denize açılan evler var bunun ne kadar mükemmel bir şey olduğunun farkındayım ama her evin kapısında ''Burada ticari amaçla fotoğraf çekmek yasaktır'' yazıyor hatta birinin kapısında ''Burada fotoğraf çektirenler ayrılıyor'' yazdığını gördüm. Amacımız ticari fotoğraf çekmek değildi ancak bu evlerde oturanlar bundan bu kadar rahatsız oluyorsa amacımız ne olursa olsun fotoğraf çekemezdim. İnsanların rahatsızlığını bir sokakta iki düğün çekimi görünce biraz anladım. Eğer düğün çekimi için Kuzguncuk'u düşünüyorsanız bence vazgeçin. Zaten stres olacağınız bir olay düğün fotoğrafı çektirmek daha rahat olacağınız bir yer tercih edebilirsiniz.



   Kuzguncuk'ta dolaşırken ilk karşıma çıkan yer Nail Kitapevi idi. Sanırım cumartesi olduğundan çok kalabalıktı ama bir gün buraya sadece kitap okumak için gelmek isterim. 




   Semt'in en meşhur yerlerinden biri de Ekmek Teknesi hiç kuşkusuz. Ünlü dizinin fırını Asude Cağ Kebabı ancak tabelası hala korunuyor.



   Gitmeden araştırmış balık yemeye karar vermiştik ancak fotoğraf çekemediğimiz için sokakları çok hızlı gezdik ve acıkmadığımız için bu planımızı da başka Kuzguncuk gezimize kaldı. Ancak siz giderseniz Kuzguncuk Balıkçısı'nda balık ya da Pita Mantı'da mantı yiyebilirsiniz. Pita'nın Kadıköy'dekinin şubesi mi yoksa isim benzerliği mi olduğunu çok merak ediyorum. Eğer Kadıköy'deki gibi ise kesinlikle güzeldir. Ayrıca çok sevimli minik minik cafelere de denk geldik Kuzguncuk'ta.



   Semt'in kedileri de evleri kadar fotojenik. Bizimkisi telefonu elime alır almaz kaçtığı için sokak kedilerinin bir de beni böyle çek tavırlarına aşık oldum.



   Hoşuma giden bir diğer şey Bostan oldu. Şehir merkezinde böyle bir yer olması ve korunması hayli şaşırtıcı geldi bana ancak öğrendim ki zaten korunmak için uğraşmışlar epeyce. Bostan'da ekili alanlarda okulların isminin yazdığını gördüm. Bence bir çocuk için en faydalı şey toprakla uğraşmak. Ortaokulda tarım dersimiz vardı bizim ektiğimiz marulların, domateslerin olgunlaştığını gördüğümüzdeki sevincimizi hatırlıyorum. O yıllarda ne mp3'üme sevinmiştim o kadar ne de ilk cep telefonuma şimdi düşününce fark ediyorum. 


   Bizim Kuzguncuk gezimizden izlenimlerimiz böyleydi her zaman dediğim gibi eğer siz de buraya gittiyseniz görüşlerinizi ve farklı yerler hakkındaki önerilerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
   Hoşçakalın...









Devamını oku »