/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

20 Şubat 2014 Perşembe

Bi Küçük Eylül Meselesi



   Daha az önce sinemadan çıkıp hemen bu ara ne izlesek diyenler için bu yazımı yazmaya başladım. 14 Şubat etkinlikleri arasında da önerdiğim film olan Bi Küçük Eylül Meselesi'ni bu akşam izledim. Salon olarak okuldan çıkıp yetişebilmek adına Bahariye Caddesi'nde Atlantis'i seçtik ancak o kadar memnun kalmadık ki sanırım bir daha tercih etmeyeceğim.



   Filme gelecek olursak başrollerini Farah Zeynep Abdullah ve Engin Akyürek paylaştığı filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Kerem Deren üstlenmiş. Açık söylemek gerekirse önce filme karşı bir ön yargım vardı evet izlenebilecek bir film olduğunu ancak sıradan Türk dramlarından farksız olacağını düşünmüştüm. Yine de sadece Bozcaada'da geçmesi, uçutmanın olması ve bana aşkın bir yerlerde hala var olduğunu hatırlatacak olması bile benim izlemem için yeterli sebeplerdi. Eylül neşeli, mutlu, hayatı çok da fazla iplemeyen bir kız. Bir gün bir kaza geçiriyor ve kazadan sonra ailesi, arkadaşları ona her şeyin yolunda olduğunu söylüyor ama o bir şeyin eksik olduğunu biliyor. Eksiği tamamlamak içinse son bir ayını geçirdiği ancak hatırlayamadığı Bozcaada'ya gidiyor ve hikaye başlıyor. 




   Filmin sonunu izledikten sonra şok oldum. Başından sonunu tahmin ettiğimi düşünüp sonunun beklediğim gibi çıkmaması beni gerekten çok şaşırttı. Nil Karaibrahimgil'in günlerdir dilimden düşürmediğim şarkısı da filme çok yakışmış. 



   Bu hafta izlediğim tüm filmler bir kez daha aşk gerçek bir şey ve bazı insanlar hala iyi dedirtti. Ben tekrar aşka, aşık olabilmeye ve gerçek aşkın sadece bir kez yaşandığına inanmaya başladım. Hayat ne ki sonuçta anlık bir buluşma.

   Keyifli seyirler...
Devamını oku »

19 Şubat 2014 Çarşamba

Eyyva Eyva Bea


   Bir film ilk sahnesinden eğlendirebilir mi insanı?  Roman havası çalıyorsa ve Çanakkale'de geçiyorsa tabii ki. Evet sonunda pazartesi günü Eyvah Eyvah 3'ü izleyebildim. İlk sahnesinden son sahnesine kadar hepsinde güldüm bir ara kendimi tutamayıp kalkıp oynayacağım sandım ama kocaman salonda tabi ki yapmadım öyle bir şey. Filmi izlerken Çanakkale'yi ve Bozcaada'yı ne kadar çok özlediğimi tekrar tekrar hatırladım ve her sene olduğu gibi şubat ayından ''Bu yaz Bozcaada'ya gidelim mi?'' demeye başladım bile.



   Serinin önceki filmlerinden tanıdığımız kadro bize her seferinde daha iyisi ne olabilir onu göstermiş. Hakan Algül'ün yönetmenliğindeki filmin başrollerinde hepimizin bildiği gibi Demet Akbağ, Ata Demirer ve Özge Bozok bulunuyor. Kendi hayatlarını yaşayan Hüseyin ve Firuzan'ın hayatları yeniden kesişiyor ondan sonrası bol müzik bol kahkaha bir de üstelik bonus olarak Serra Yılmaz, Cengiz Bozkurt ve Teoman Kumbaracı başı gibi isimler var. Ben izledikten sonra keşke ilk günlerinden gitseydim dedim açıkçası. Öyle ise siz filmi izlemek için ne bekliyorsunuz?

   Keyifli Seyirler...
Devamını oku »

12 Şubat 2014 Çarşamba

Midnight in Paris (Paris'te Gece Yarısı)

   

   Evlenmek üzere iken başka birine aşık olabilir misiniz? Aynı anda iki kişiyi sevebilir misiniz? Üstelik biri sizin zamanınızda yaşamıyorken... Hiç planlamadığınız anda gerçek aşkın karşınıza çıkacağına inanır mısınız? Bu filmi izledikten sonra kendimce bunları sorguladım. Olabilir miydi? Yani her şey filmlerdeki gibi olabilir miydi?
   Woody Allen yönetmenliğindeki filmin başrollerinde Owen Wilson, Rachel McAdams ve Marion Cotillard var.

   İsminden de anlaşılacağı gibi film Paris'te, evlenmek üzere olan genç bir yazarın başından geçiyor, Gil. Evlenmek üzere olduğu Inez, ailesi ve Gil Paris'e geliyorlar. Gil evlendikten sonra Paris'e yerleşmeyi öne sürüyor ve nişanlısının aynı fikirde olmadığını anlıyor dahası Paris'te geçirdikleri dönemde nişanlısının neredeyse hiç bir konuda onunla aynı fikirde olmadığını anlıyor. Gil yağmur yağarken Paris sokaklarında gezmekten büyük keyif alırken bu nişanlısı için hiç bir şey ifade etmemektedir ayrıca Inez'in her şeyi çok bilen arkadaşları da Gil'i pek memnun etmemektedir. Bir akşam Inez ve arkadaşları şarap tadımından sonra dansa giderken Gil otele dönmek ister. Sarhoş olduğu için Paris sokaklarında kaybolur ve kendini hayran olduğu dönemde,1920'lerde ve hayran olduğu insanlar arasında bulur. Bu genç yazarımızın edebiyatçı kimliği ve tutkusunu pekiştirir. Gil kitabını değerlendirmesi için Ernest Hemingway'den yardım ister. Ancak Hemingway reddeder ve kitabını değerlendirmesi için Gertrud Stein'den ricada bulunur kendi de kitaplarını değerlendirmesi için sadece ona güvenmektedir. Getrund'un evinde Pablo Picasso ve sevgilisi Adriana ile tanışır ve Adriana'dan hoşlanır çift birlikte keyifli vakit geçirirken Belle Epoque dönemine giderler ve Adriana orda kalmak ister. Bu arada Gil nişanlısından ayrılır. Adriana da geçmişte kalınca Paris'e yerleşmeye karar verir ve ne yapacağını nereden başlayacağını bilemez bir şekilde dolaşırken daha önce hediyelik eşya satan bir dükkanda tanıştığı bir kızla karşılaşır. Ve Gil dönemi ve Paris ile bütünleşir.

   Filmin ana fikrini Belle Epoque döneminde tanıştığı ressam Edgar Degas açıklıyor aslında. İnsanlar her dönemde geçmişte bir yerlerde yaşamanın hayalini kurarlar ancak kendileri için muhteşem olan dönemin insanları ise daha da geçmişi düşlerler. Anlıyoruz ki en iyisi bize öyle gelmese bile bugün ve bugüne karışıp ona değer katmalıyız.
   İyi seyirler...
Devamını oku »

9 Şubat 2014 Pazar

ÇİFTE KUMRULARA SEVGİLİLER GÜNÜ FİKRİ

   Sevgililer gününe yalnız girecek biri olarak ne kadar uygularsınız söylediklerimi bilemiyorum. Siz benim söylediğimi yapın, yaptığımı yapmayın. 
   Sevgililer günü denince akla ilk gelen şey hediye. Bence sevgililer gününde şu klişelerden uzak durun: kıyafet, ayakkabı, çanta, cüzdan, saat, gözlük, oyuncak ayı (oyuncak ayıyla birlikte ona özel hazırlattığınız bir mücevher falan vermiyorsanız en kötü seçim bence 20 yaşına gelmiş insana oyuncak ayı mı alınır!) Ee bayan çok bilmiş ne alalım dediğinizi duyar gibiyim. Peki ne alalım?


  • model araba, uzaktan kumandalı uçak ya da model bisiklet (20yaşında kıza oyuncak ayı alınmaz ama bisiklet aşığıysa bisiklet alınır. Erkekler her zaman çocuk kaldığı için onlara model araba en iyi seçenek. Hatta Kadıköy'de Modalika diye bir yer var plakayı size özel yapıyor. Değişik hediyeler için uğrayabilirsiniz.) 
  • hediyenin alınmasından çok yapılması taraftarı biri olduğum için şıpsevdi sakızlarındaki sözleri kendi fotoğraflarınıza uyarlayıp bir albüm oluşturabilirsiniz. 
  • hediye el yapımı olduğu kadar özel de olmalı henüz daha klişeleşmemişken kişiye özel cupcake, kurabiye ya da çikolatalara da bakabilirsiniz. 

   Peki bu özel günü nasıl kutlayalım?
   Açıkçası gece dışarı çıkma taraftarı değilim. Ama o gün uzun zamandır istediğim bir şeyleri yapsak çok mutlu olurdum.
  • Sinema: 14 Şubat'ta Bi Küçük Eylül Meselesi vizyona giriyor. Farah Zeynep Abdullah ve Engin Akyürek'in başrollerini paylaştığı film benim için sırf Bozcaada'da çekildiği için bile izlemeye değer.




  • Dialog in the dark: Bu ara en çok merak ettiğim ancak bir türlü gidemediğim Gayrettepe Metro istasyonu sergi alanındaki bu etkinliğe sevgilinizle gidebilirsiniz. Bir bakın bakalım hayatınız tamamen kapkara olsa da onu yine sever misiniz?

  • Yemek kursu: Ona pasta, çikolata ya da dünya mutfaklarından birinin kursunu hediye etmek bence hoş bir fikir. Birlikte eğlenceli ve romantik dakikalar geçirebilirsiniz akşam da beraber öğrendiklerinizi uygular kendi romantik yemeğinizi hazırlarsınız. Beyler üzgünüm ama ''Canım bize gel yemek yaparım'' dediğinizde bahanenizi de yaptığınız makarnayı ve tavuk soteyi de yemiyoruz. Bunu değerlendirmenizde fayda var.

  • Konser: İlla akşam çıkalım eve tıkılı olmayalım derseniz de konsere gidin. 14 Şubat'ta Garaj İstanbul'da Birsen Tezer ve Bülent Ortaçgil, 14-15 Şubat'ta da Bostancı Gösteri merkezinde Sezen Aksu konseri var.
    İşte benim hayallerim böyle umarım herkes hayal ettiğinden de güzel bir sevgililer günü geçirir.
Devamını oku »

MİM/ SEVGİLİLER GÜNÜ

   Merhaba sevgililer günü için fikir yazısı yazmayı ddüşündüğüm şu günlerde neşeli zebra'nın sevgililer günü mimi ile karşılaştım ve önceliğimi ona ayırdım.

   1-Sevgililer günü sizce önemli mi?
   
    Evet sevgililer günü benim için her zaman önemli olmuştur. Hatta sevgililer günü neymiş ya diyenlerin yalnızlar olduğunu düşünmüşümdür her zaman bu yıl yalnız olsam da her yerin kırmızı ve kalplerle süslü olduğu gün tabi ki benim için önemli olcak.

   2- İyi sevgili tanımı sizce nasıl olur ?

   Sanırım böyle bir tanım yapması oldukça güç. Herkesin sevgilisi kendine göre iyidir heralde. Ben sadece genel olarak insanları bir hareketiyle çok sevip bir hareketiyle nefret edebilen bir insanım.

  3- Eşiniz ya da sevgiliniz bu günü unutsa ya da önemsemese tepkiniz ne olurdu?

  Bir tepkim olmazdı ben aslında sırf sevgililer günü diye bana hediye alsa, benimle ilgilense, şık bir yerde yemek yesek bozulurdum. Dediğim gibi sevgililer günü çok güzel evet ama diğer günlerde de aynı ilgiyi beklerim açıkçası.

   4- Sevgililer gününde size ne hediye alınsın isterdiniz?

   Hiçbir şey! Hediye içinden gelinerek alınacak bir şeydir. Ne alınsın isterdim bilmiyorum ama ne alınmasın isterdim kesinlikle biliyorum. Kıyafet, çanta, ayakkabı, oyuncak ayı! Çünkü bu klişeler gerçekten beni önemsemediğini düşündürür bana.

   5- Sevgilinize ne hediye alacağınıza karar verdiniz mi?

   Hali hazırda bir ilişkim olmadığı için bu yıl düşünmedim bile ama yakında sizler için bir alternatif sevgililer günü yazısı hazırlayacağım.

   6- Sevgililer gününü nerede kutlamak isterdiniz?

   Evde. Evet sevmiyorum ben öyle insanların hınca hınç mekanları doldurduğu günlerde dışarıda olmayı evde baş başa olmayı tercih ederdim. He ama karşı taraf derse ki senin için mekanı kapatırım o zamanda kro mu bu ya der terk ederdim. 

   7- Evli kişiler de sevgililer günü kutlamalı mı?

   Tabi ki. Mesela ben evli olsam kocamdan o gün bütün ev işlerini yapmasını, şirin bir sofra hazırlamasını ve bana masaj falan hediye etmesini beklerdim. Hem çalışan hem de ev işleriyle ilgilenen bir kadın için daha güzel hediye olabilir mi?

   8- 70 yaşında bir çiftin sevgililer gününü kutlamak için sizin de olduğunuz bir mekana gelmiş olduğunuzu görseniz ne düşünürdünüz?

   Ayy canlarııım derdim. Gidip onlara sarılmak falan isterdim ama kendimi tutar, sadece gülümser, bir gün öyle olabilmeyi dilerdim. 

   İşte benim cevaplarım böyle sevgililer günü yazımı heyecanla bekleyin. Çok yakında görüşmek üzere ;)
Devamını oku »

3 Şubat 2014 Pazartesi

Ocak ayı okumaları

   Bu ay finallere yoğunlaşınca kitaplar, filmler hep ihmal edildi haliyle. Bir de okuma listeme uymayıp araya başka kitaplar da sıkıştırınca geri kaldım okuma şenliğinde sadece ve sadece 1545 sayfa okuyarak 75 puan toplayabildim. Size kış okuma listemi bu yazımda duyurmuştum. İşte bunlar da okuduklarım:

   2.kategori 10 puan. Sulhi Dölek'in Küçük Günahlar Sokağı. Dünya Yayınevi'nden çıkan kitap 403 sayfa. Bir mahallede yaşayan aslında her gün karşılaştığımız insanların hayatlarını anlatıyor.

   6.kategori 15 puan. Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu'su.  İnkılâp'tan çıkan kitap 341 sayfa ve idealist bir öğretmenin anılarını ve aşkını anlatıyor.

   8.kategori 20 puan.  Amanda Foreman'ın Düşes' i. Pegasus Yayınları'ndan çıkan kitap 448 sayfa. Bir Düşes' in hayatını anlatan kitap dönemin siyasi ve sosyal yaşantısına da ışık tutuyor. Bayılarak okudum.

   9.kategori 20 puan. Sarah Jıo'nun Böğürtlen Kışı. 353 sayfa olan kitap bir kış günü çocuğunu kaybeden bir anne ve yıllar sonra bu olayı araştıran bir gazetecinin hikayesini anlatıyor.  Hiç sıkılmadan çok severek okudum.

   Keyifli okumalar...
Devamını oku »