/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

25 Aralık 2015 Cuma

Nadide Hayat

   Herkese yeniden merhaba,
   Bu ara herkes Star Wars izlemek için sinemaya giderken biz bir değişiklik yapalım dedik. Çünkü benim Star Wars bilgim siyah giyen bir adamın florasanlarla gezmesi. Bu yüzden Çağan Irmak'ın yeni filmi Nadide Hayat'ı seçtik.




   Çağan Irmak deyince aklıma ilk gelen şey film boyunca ağlamak sonrasında etkisinden kurtulamamak gelirdi ancak Nadide Hayat öyle bir film olmamış aksine güldüren, güldürürken düşündüren Nasrettin Hoca fıkrası tadında, umut dolmanızı sağlayan bir film olmuş. Filmin sonunda karakterlerden illa birinde kendinizden ya da en yakınlarınızdan bir pay buluyorsunuz. Zaten Demet Akbağ ve Yetkin Dikinciler çok beğendiğim iki oyuncu olduğu için film bana çok keyifli bir kaç saat yaşattı.


   Eğer siz de bu hafta sonu Star Wars'a gitmeyelim yeea diyorsanız Nadide Hayat size göre olabilir. Vizyondaki diğer filmleri de denerseniz eğer mutlaka bana haber verin =)
   İyi seyirler...
Devamını oku »

22 Aralık 2015 Salı

İçimizdeki Şeytan - Sebahattin Ali

   ''İçimde müthiş bir hafiflik, bir genişlik duyuyorum. Belki de hakikaten sevmek budur. Belki de ben şimdiye kadar sahiden sevmenin ne olduğunu bilmiyordum. Acaba kendimi kapıp koyuversem mi? Ne zaman irademe müracaat etsem büyük bir yorgunluk duyuyorum... Kendimi hadiselerin eline bırakayım mı? Acaba şu anda o ne düşünüyor? Herhalde beni değil.. Niçin? Onun kafasında bir müddet yaşamak için neleri feda etmem ki?.. Her şeyi.. Bana şimdi bir işaret, derhal, bir an düşünmeden şu tramvayın altına atlarım. Acaba atlar mıyım?..''


   Ömer ile Macide'nin hüzünlü aşk öyküsü anlatılıyor kitapta, aşkın yanında biraz siyasetten ve çokça da insanın kendi iç hesaplaşmasından bahsediliyor. Kürk Mantolu Madonna kadar olmasa da etkiledi Sebahattin Ali'nin kitabı beni. Karakterlerin iç konuşmalarını okurken kendi iç hesaplaşmamı yaptığımı fark ettim diğer Sebahattin Ali kitaplarında olduğu gibi.


   "Ben ikide birde böyle oluyorum,bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiç birinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile...Sadece bir yalnızlık ihtiyacı." Siz de zaman zaman hissetmiyor musunuz bunu?


   İçimizde bir şeytan var. Ömer Macide'yi inandırdığı gibi inandırdı beni de bu fikre. İçimizde kendimizle çatışmamıza sebep olan, bazen düşündüklerimizden utanmamıza neden olan, bazen kendimizi tanıyamamızı sağlayan bir şeytan. Ömer içindeki şeytanla yüzleşiyor kitapta. Bizler acaba yüzleşebiliyor muyuz içimizdeki şeytanla?



   "Hayat herhalde bir katakulli değildi. Ama neydi? Bu hayatın bir manası olmak icap ederdi. İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı."

   Evet hayatın anlamını sorgulatan bir kitap İçimizdeki Şeytan. Sonunda ne olacağını merak ettirdi bana, Ömer'e kızmama izin vermedi, Macide'yi anladım hatta haklı buldum. Ama Ömer gibi düşündüm kimi zaman kimi zaman Bedri gibi. İçimdeki Şeytan'ı keşfettim.
   Keyifli okumalar... =)
Devamını oku »

18 Aralık 2015 Cuma

Üç Tutku: Kitap, Kahve, Çikolata Festivali


   Facebook'ta etkinlik davetini görünce çok heyecanladım çünkü kitap, kahve ve çikolata benim için gerçekten üç tutku. Hemen biletix'ten biletleri aldım ve daha ilk gününde festivale koşarak gittim.


   Festivale gitmek için vapurla Beşiktaş'a geçtikten sonra DT2 numaralı otobüse binip Harbiye durağında indim. Bu yolu izlerseniz kolay ulaşım sağlarsınız diye düşünüyorum. Aracınızla giderseniz Askeri Müze'nin içerisine park edebiliyormuşsunuz.




   Çok büyük bir hevesle girdim içeri ama o da ne sadece beş stant var. İkisi kahve firması, üçü yayın evi çikolata adına ise hiç bir şey yok. Meğer ikinci katta da stantlar devam ediyormuş. Yine de benim beklentimi karşılamadı. Belki de Haydarpaşa'daki kahve festivalinde olduğu gibi çeşit çeşit kahveler ya da değişik çikolatalar beklediğim içindir. Büyük bir hayal kırıklığına uğrayıp neyse bari indirimli kitaplardan yararlanayım buraya gelmişken dedim. Metis Yayınları'ndan Enis Batur'un İle, Uzak, Yakın, Olmayalı, Benlik kitaplarından oluşan seti 50 TL'ye aldım.


   Harbiye Askeri Müzesi'nde gerçekleşen festival için biletlerinizi biletix'ten alabileceğiniz gibi etkinlik girişinden de alabilirsiniz. Hatta etkinlik girişinde bilet fiyatı 5 TL iken biletix'te 8 TL. Etkinlik 18-27 Aralık tarihleri arasında devam edecek. Üç tutku: Kitap, Kahve, Çikolata festivalini 10:00-20:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Oraya kadar gitmişken yine harbiyedeki mücevher fuarını da görmeden dönmeyin derim. (Burada kalpli gözlü emoji var =))


   Hafta sonu değişik bir şey yapalım diyenler için etkinlik iyi bir fikir olabilir. Siz ikinci katı da gezin bizim gibi unutmayın.
   İyi hafta sonları =)
Devamını oku »

17 Aralık 2015 Perşembe

Garipçe Köyü ve Rumeli Feneri




   Geçtiğimiz sabah buz pateni dersine gitmek için alarmımı 7.15'e kurmuştum ama üç saniye gözlerimi yumup otuz dakika daha uyuyunca her ne kadar uçarak da gitsem derse geç kaldım. Derse giremedik bari Florya sahilinde yürüyüş yapalım dedik. Hava o kadar mükemmeldi ki sadece yürümek bizi kesmedi tabi =) Nasıl oldu da Rumeli Feneri'ne gitmeye karar verdik karar vermekle kalmadan oraya kadar gittik ben o kısmı kaçırdım.


   Rumeli Feneri'ne gitmeden önce Garipçe'ye uğradık. Çok kez adını duyup hiç gitmemiştim Garipçe'ye. Sessiz, sakin bir balıkçı kasabası Garipçe. Neden bu kadar popüler olduğunu anlayamadım sanırım insanlar bu sessiz sakinliği seviyor. Benim için fazla sessiz sakin ve küçük bir yer. Bu yüzden direk sahile inip bir kaç fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam etmeye karar verdik. Fotoğraf çekerken sahil kenarında iki restoran gördüm. Siz Garipçe'ye giderseniz bu restoranlarda kahvaltı edebilir ya da balık yiyebilirsiniz. Zaten Garipçe genelde Koç Üniversitesi öğrencileri tarafından yemek yemek için tercih ediliyor. 


   Garipçe'ye yaklaşık 1,5 km olan Rumeli Feneri'ni ben daha çok beğendim. Önce Cenevizler'den kalma olan kaleye çıktık. Kalenin içinin ve etrafının çöplerle dolu olması beni üzdü açıkcası. Fotoğraf çekmeyi sevenler burada çok güzel kareler yakalayabilir.


   Daha sonrasında Fener'e geçtik. Fener'in hemen altında bulunan Mendirek Balık Lokanta'sı öğle yemeği için tercih ettiğimiz mekan oldu. Tam sağlıklı beslenme kararı aldığım şu günlerde balık benim için harika bir seçenek oldu. Kılçıklı balık yiyemeyen ve balığın kılçığını bir türlü ayıklayamayan ben dışarıda balık yemekten çok hoşlanmazdım aslında ama Mendirek'te bunu söylediğimde deniz levreği önerdiler ve ızgarada pişirmeden önce kılçığını ayırarak servis ettiler. Balık gerçekten çok lezztliydi. Yanında kalamar ve salata söyledik. Hocam bir sorum olacak kalamar diyet bozar mı? Kalamar bozmuyorsa bile balıktan sonra ikram ettikleri sıcak helva kesin bozuyordur. =l 

   Bizim Garipçe Köyü ve Rumeli Feneri gezimiz böyle geçti. Siz hiç buralara gittiniz mi? Nereleri sevdiniz nereleri sevmediniz? Ve bana tavsiye edebileceğiniz başka mekanlar var mı? 


   Bol gezmeler =)
Devamını oku »

11 Aralık 2015 Cuma

Kahvaltının Mutlulukla Bir İlgisi Olmalı

   Herkese yeniden merhaba, benim için günün en önemli öğünü kahvaltı. Hatta geç kahvaltı edip öğle yemeklerini es geçiyorum çoğu zaman (kabul ediyorum öğün atlamak çok sağlıksız) Yemek yemek beni zaten çok mutlu ediyor. Yaşamak için yemiyorum resmen yemek için yaşıyorum. Ama beni en çok mutlu eden şey güzel bir kahvaltı etmek. Siz de mutlu olun diye Kadıköy civarında kahvaltısını çok sevdiğim mekanları paylaşmak istedim. Mutluluğumuz paylaştıkça çoğalsın diye =)

   1. Happy Moons - Fenerbahçe

   Aslında Happy Moons'un bütün şubelerinde kahvaltı tabağını çok seviyorum. Ancak asıl Happy Moons'u benim listemde birinci yapan pazar günleri Fenerbahçe'de olan açık büfe kahvaltıları. Her gittiğimde gözüm dönüyor. Her kalktığımda en az beş kilo almış oluyorum. Pazar günü Happy Moons'u tercih ederseniz rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim. Rezervasyonsuz giderseniz girişte isminizi yazdırıp biraz beklemeniz gerekebilir. 

   2. Kirpi Cafe - Koşuyolu
   

   Kirpi benim için özel bir mekan aslında. İstanbul'da ilk akşam yemeğimi orada yedim. İlk kez aşık olduğumu orada hissettim. 20. yaş günümü orada kutladım. Genelde Bağdat Caddesi'ni tercih etsem de kahvaltı için Koşuyolu beni her zaman daha çok mutlu ediyor. Bahçesi ve Cadde'ye göre daha büyük ve ferah bir mekan olmasıyla, daha sessiz sakin olmasıyla kahvaltı için aradığım huzurlu ortamı yakalamamı sağlıyor.

   3.Kukis - Acıbadem



   Kukis'i daha bir kaç gün önce denedim. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine geldiğim bu mekan kahvaltısıyla, elemanlarıyla, servisiyle benim sempatimi kazandı. Ayrıca çeşit çeşit pastalarında da gözüm kalmadı değil. Kahvaltı ederken bize ekler ikram ettiler ve ben de tatlı hakkımı minicik bir eklerle doldurduğuma kendimi inandırdım. Kahvaltı tabağı hem doyurucu hem ekonomik biz gözümüz doyduğu için iki kahvaltı tabağı söyledik ancak bir kahvaltı tabağı ve yanına börek, poğaça türevi şeyler söylerseniz daha hoş olabilir. Haftaiçi gittiğimiz için yer bulma konusunda bir sıkıntı yaşamadık ancak küçük bir mekan olduğu için haftasonları sıra bekleniyor şeklinde duyumlar aldım. Gözüm döndüğü için tabaklarımız geldiğinde fotoğraf çekmeyi akıl edemedim ancak karnım doyduktan sonra aklıma geldi. 

   4. Naan Bakeshop - Moda
   

   Naan'da yeni keşfettiğim çok sevdiğim mekanlardan biri. Biz iki kişilik olan Moda kahvaltısı söyledik ama bunun yanında kendi kahvaltı menünüzü kendiniz de oluşturabilirsiniz. Özellikle ekşi mayalı köy ekmekleri anneannemin yaptığının aynısı o kadar lezzetli ki sanırım kahvaltıyla bir bütün ekmeği bitirdim.

   Ayrıca Kadıköy'den bir vapurla ulaşabileceğiniz Beşiktaş kahvaltıcılar sokağı benim favori kahvaltı mekanlarımdan. En sevdiğim açık büfe kahvaltı mekanı Hardal - Ataköy için buraya tıklayabilirsiniz.
   Siz bu haftasonu kahvaltıya nereye gidiyorsunuz?
Devamını oku »

7 Aralık 2015 Pazartesi

Viaport Venezia Outlet


   Herkese selam, bugün Gaziosmanpaşa'ya kurulan Viaport Venezia Outlet'te idim. Tekirdağ'dan dönerken otogara yakın olduğu için arkadaşımla buluşmak için burayı tercih ettik. Giderken beklentim biraz yüksekti. Minik bir Venedik hayaliyle gittim. Hayallerim gerçek oldu mu?


   Gondollar, köprüler, mimari güzel olmasına güzel olmuş ancak Viaport Venezia gördüğüm kadarıyla henüz bitmemiş bir proje çoğu dükkan henüz açılmamış, yer döşemelerinin yarısı yapılmış yarısı yapılmamış, bazı yerlerden matkap sesleri geliyor, meydanda gezerken kafamıza bir şey düşer mi hissi..! 



Her şey çok mu kötü? Aslında hayır. Henüz her dükkan açık olmamasına karşın gezdiklerimizde fiyatlar gayet iyi idi. Kapalı kısmının tavanının gökyüzü olarak tasarlanması insana açık havada alışveriş hissi yaratıyor, bunun yanında açık bir meydanı olması ve meydanda mağazaların bulunması sizi sıkıcı avm ortamından uzaklaştırıyor. Benim en sevdiğim yanı ise yemek yeme alanının bu açık meydanda olması çünkü avmlerdeki tüm kokuların birbirine karıştığı en üst kattaki yemek bölümlerinden hiç hoşlanmıyorum. Gondola binmeniz için Venedik'e gitmenize de gerek yok çünkü buradaki kanallarda da gondol turu yapabiliyorsunuz. Hee bir Venedik değil tabi ki (Hayaller Venedik hayatlar Gaziosmanpaşa =))



Yılın en sevdiğim dönemi yıl başı olduğu için ve Aralık ayının tamamında benim için noel coşkusu yaşandığından burada hoşuma giden bir başka detay yeni yıl için hazırlanmış vitrinler ve tabi ki en sevdiğim hediyelik eşya dükkanı olan Kadıköy'de her önünden geçtiğimde kendimi tutamayıp içine daldığım The Company oldu.


Hazır burada da görmüşken son zamanlarda sık sık gördüğüm(neredeyse her avmde var), bir türlü deneyemediğim Alaçatı Muhallebicisi'ni de denemiş olduk. Sakızlı Alaçatı Muhallebisi benden geçer not aldı ancak fırın sütlacından çok hoşlanmadık. 


   Eğer siz de Viaport Venezia'ya giderseniz ya da gittiyseniz, bir dahakine Alaçatı Muhallebicisi'nde şunu da ye derseniz. Burası da hoşuna gidebilir git bir gez bir bak dediğiniz yerler varsa ve benimle paylaşırsanız çok sevinirim. 

   Mutlu kalın =)

Devamını oku »

29 Kasım 2015 Pazar

En Kısa Gecenin Rüyası - Moda Sahnesi

   Herkese yeniden merhaba =) Aylardır yazamadığım bloguma yenilenmiş bir şekilde geri döndüm. Artık daha çok gezip daha çok okuyup daha çok fikir vereceğim. Eskilerden hala buralarda olanlar yorumlar kısmına mum diksin =)


   Mert Fırat'a aşık olmayan kadın Melis Birkan'a hayran olmayan adam var mıdır bilmiyorum. Eğer varsa bu oyunu izledikten sonra bir kez daha düşünsünler. William Shakespeare'in oyunundan uyarlama olan oyun beni asla sıkmadı, perde arasının nasıl geldiğini anlamadım, oyundan bir dakika bile kopmadım. Ağır bir Shakespeare oyunu izleyeceğiz sanmıştım künyesine ilk baktığımda ancak oyunun Atinasında Laz, Trakyalı ve Doğulu bile vardı. Çok keyifli bir kaç saat geçirdim. 


   Mert Fırat ve Melis Birkan'ın yanında Timur Acar, Onur Ünsal, Murat Tüzün, Didem Balçın, Volkan Yosunlu, Ezgi Coşkun, Çağlar Yalçınkaya, Hasan Demirtaş, Mert Şişmanlar, Beyza Şekerci, Caner Erdem ve Alper Baytekin'i izliyoruz sahnede.

   Biz dört arkadaş olarak biletlerimizi çok önceden almıştık. Ankara'da yaşanan terör olayları nedeniyle o zaman oyunu izleyemeyen ev arkadaşım Gizem ve erkek arkadaşı Gökhan da bize katılınca altı kişilik kalabalık bir grup olarak gittik. Eğer siz de bu oyuna gitmek isterseniz buraya tıklayarak Moda Sahnesi'nin internet sitesine geçebilir hem bu oyun için hem de sahnelenen diğer oyunlar için e-bilet bulabilirsiniz. Aralık ayı programı bu oyun için şu anda dolu gözüküyor ama Moda Sahnesi'nde bir oyunu izlerseniz de fikirlerinizi mutlaka benimle de paylaşın =) 

   İyi Seyirler... =)
Devamını oku »

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Vladimir Nabokov - Lolita

   Lolita, Halil Serkan Öz'ün Kitapları Listesinden bir kitaptı yine. Okuma Etkinliği kapsamında okumuştum ancak malesef herkesin tatilde olmasından mı, kitapların yaz aylarına uygun olmamasından mı etkinliğe katılım düştüğünden dolayı sonlandırmak zorunda kaldım. 



   Kitabı okumadan önce bu kitabın pedofiliyi meşrulaştırmaya çalışan bir aşk hikayesi olduğunu sanıyordum. Kitapta bir pedofili vakası var evet aynı zamanda bu bir yol hikayesi. Humbert Humbert'in supericikleri diye tanımladığı küçük kız çocuklarına olan ilgisi meşrulaştırılabilecek bir şey değil zaten. Bence bu bir sapkınlık, bir sapıklık. Bir hastalık mı, tedavi edilebilir bir şey mi bilmiyorum ancak şunu da belirtmeliyim ki okurken beni de rahatsız eden, midemi bulandıran, gözümün önünde canlandığında Allah'ım sen karşılaştırma dediğim noktalar çok oldu.




   Öte yandan beklediğimin aksine Lolita büyüdüğünde Humbert Humbert ona olan ilgisini kaybetmedi gerçek aşkın tanımı nasıl yapılmalı emin değilim ama bir adamın bir kız çocuğunu daha sonrasında bir kadını bu kadar sevmesi sizce de biraz aşk kokmuyor mu?



   O yaz, Lolita kaç sene evvel doğmuşsa, o yaştaydım. Kitap hakkında ne düşünürseniz düşünün ister bu pedofilidir diyip okumadan bir kenara bırakın, isterseniz merak edip farklı yönlerini keşfedin bu sayfayı gördüğünüzde hiç düşündünüz mü? ...kaç sene evvel doğmuşsa o yaştaydım. Bunu söyleyebileceğiniz biri çıktı mı hiç karşınıza? Biri için her şeyden vazgeçip onunla birlikte herkesten her şeyden kaçtınız mı? Yıllar boyu vazgeçmeden onu arayıp yıllar sonra evli ve hamile haliyle yani ne kadar değişirse değişsin hala aşık olduğunuzu fark ettiniz mi? Humbert Humbert'i yüceltmiyorum. Yaptıkları doğrudur da demiyorum. Sadece kaç sene evvel doğmuşsa o yaştayım diyebileceğiniz insanlar varsa kaybetmeyin diyorum.
   Keyifli okumalar.
Devamını oku »

17 Haziran 2015 Çarşamba

Albert Camus Yabancı

   Halil Serkan Öz'ün listesinden okuduğum 3. kitap Albert Camus'un Yabancısı. İnce ancak derin bir kitap. Okurken çoğu zaman durup düşünmeniz gerekiyor.



   İsmin de anlaşılacağı gibi kitap insanın topluma ve kendisine yabancılaşmasından bahsediyor. Kahramanımızın annesinin ölüm haberini alması ile başlıyor. Umursamazlık, hissizlik de burada başlıyor aslında ve kitabın genelinde kahramanımıza umursamazlık, kabullenmişlik, beklentisizlik hakim. Toplumun genel normlarını umursamayan kahramanımız bu yüzden toplum tarafından yabancılaştırılıyor ve suçlanıyor. Kahramanımız da ''Suçluydum çünkü annemin cenazesinde sütlü kahve içmiştim.'' cümlesiyle kabulleniyor tüm olan biteni.



   Benim için anlaması zor, ağır bir kitaptı Yabancı. Aranızda okuyanlar var mı? Sizler neler düşünüyorsunuz? 
   Keyifli okumalar.
Devamını oku »

Okuma Etkinliği 2. Ay Yoklaması

   Herkese tekrar merhaba Okuma Etkinliği için 2. Ay yoklaması alıyorum. Bu ay ben hiç kitap okuyamadım neredeyse malesef sadece Albert Camus'un Yabancı'sını okuma fırsatı bulabildim. Onun hakkındaki yorumumu da hala yazamadım malesef ancak en kısa sürede yayınlayacağım. Sınavlar yüzünden pek çoğunuzun aynı durumda olduğunu biliyorum ama yine de derslerden arta kalan zamanlarında kitap okumaya da vakit bulabilmiş pek çoklarınızın olduğunu da biliyorum. =)







   Geçtiğimiz ayın en çok okuyanını Dikiş Sevda'sı blogunun sahibi Sevda Hanım olmuştu. Kitabını kendisinin isteği üzerine öğrenci bir arkadaşıma hediye ettim. Okuldan arkadaşıma etkinlikten ve listeden bahsettim o da Franz Kafka' dan Dava'yı tercih etti.





 Bu ay her konuda biraz tembellik yaptığım için 15 Haziran'da yapmam gereken yoklama bugüne sarktı bu yüzden 21 HaziranPazar gününe kadar yine sizlerden okuduğunuz kitapları yazar, isim, yayın evi, baskı sayısı ve sayfa numarası olarak künye şeklinde paylaşmanızı bekliyorum. Paylaşımlarınızı bu yazının altına yorum şeklinde yapabileceğiniz gibi manolyaozkan@gmail.com adresinden de bana ulaştırabilirsiniz.

   Bakalım bu ay kimler neler okumuş =) Yorumlarınızı bekliyorum =)
Devamını oku »

14 Mayıs 2015 Perşembe

Okuma Etkinliği 1. Ay Yoklaması

   Merhaba herkese,geçtiğimiz günlerde Halil Serkan Öz'ün anısına onun öğrencilerine önerdiği kitaplardan oluşan bir Okuma Etkinliği düzenlemiştim. Tam bir ay oldu. Şimdi yoklama zamanı =)

   19 Mayıs Salı gününe kadar sizlerden okuduğunuz kitapları yazar, isim, yayın evi, baskı sayısı ve sayfa numarası olarak künye şeklinde paylaşmanızı bekliyorum. Paylaşımlarınızı bu yazının altına yorum şeklinde yapabileceğiniz gibi manolyaozkan@gmail.com adresinden de bana ulaştırabilirsiniz.

    Bu ayın en çok okuyanını Dikiş Sevda'sı blogunun sahibi Sevda Hanım oldu kitabını kendisinin isteği üzerine öğrenci bir arkadaşıma hediye ettim. Okuldan arkadaşıma etkinlikten ve listeden bahsettim o da Franz Kafka' dan Dava'yı tercih etti. İkisine de bol kitaplı günler diliyorum. =)

Devamını oku »

12 Mayıs 2015 Salı

Aylak Adam - Yusuf Atılgan

   Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ı dün gece bitti. Aslında son iki bölümü hemen bitmesin diye akşama sakladım. Yapı Kredi Yayınlarından 37. baskı olan kitap 155 sayfa. Böylece Okuma Etkinliği'nin ilk ayı için 555 sayfa okumuş oldum =)


   Kitap hem farklı hem de doğru olanı arayan C.'yi anlatıyor. C.'yi, hayatına giren kadınları, kafasındaki düşünceleri anlatıyor. Sürükleyici bir kitap. Bir sonraki sayfada bulacak mı aradığını diye merak ettim hep. 



   Aranızda bu kitabı okuyanlar var mı? Sizler C. hakkında ve Yusuf Atılgan hakkında neler düşünüyorsunuz? Etkinlikte kitap listeleriniz ne durumda merak ediyorum 3 gün sonra yoklamalarınızı alacağım =)



   Keyifli okumalar =)
   
Devamını oku »

27 Nisan 2015 Pazartesi

1984 - George Orwell

   Kitaplarınızı değiştirebildiğiniz dostlarınız varsa şanslısınız demektir. Ben bu konuda şanslı olanlardanım diğer yazılarımda bol bol adı geçen Burcu'dan almıştım bu kitabı da Okuma Etkinliği kapsamında okuduğum ilk kitap da 1984 oldu tam sırası gelmişken.


   Daha önce George Orwell ile Hayvan Çiftliği'nde tanışmıştım. Ancak bu kitabı daha bir sürükleyici buldum. Kitapta 1984 yılında gerçekleşeceğini düşündüğü bir dünya. Bu dünya geçmişin kontrol altına alındığı, baskıcı bir yönetim ve bu yönetimin yaptıklarını bilen ama boyun eğen insanların olduğu, düşünce özgürlüğünün olmadığı hatta özgürlüğün olmadığı bir dünya. Bu kitapta da Hayvan Çiftliği'nde olduğu gibi üzerinden yıllar geçmesine rağmen günümüzle bağlantı kurulabiliyor.


   Can yayınlarından okuduğum bu kitap 350 sayfa. Etkinlik için bir gaza geldim bol bol okuyorum. Bugün de Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ına başlamayı planlıyorum. Sizler ne durumdasınız beni geçtiniz mi yoksa arap atı gibi sonradan mı açılacaksınız çok da merak ediyorum =)
   Keyifli okumalar...
Devamını oku »

16 Nisan 2015 Perşembe

Kafamda Bir Tuhaflık - Orhan Pamuk

   Bu kitap benim ilk Orhan Pamuk deneyimimdi. İlk kez okuduğum yazarlar beni hep daha fazla heyecanlandırmıştır. Kitabı alırken psikolojik bir roman okuyacağımı sanıyordum ama bir biyografi ile karşılaştım. 


   Kitap yoğutçu-bozacı Mevlüt'ün hayatını ve kendi iç dünyasında yaşadığı tuhaflıkları anlatıyor. Mevlüt, ailesi ve akrabalarından kendinizden bir ayna göreceğinize eminim ayrıca kitap anlattığı dönemin siyasi ve sosyal hayatı hakkında da bilgiler veriyor. Özellikle bu yönü kitaba bağlanmamı sağladı. 



   Ben bu kitabı sevdim. Eğer ne okuyalım diye düşünüyorsanız önce Kitap okuma etkinliği listemdeki kitapları sonra da bunu okuyabilirsiniz. Kitabı okuyanlar da benimle düşüncelerini paylaşırsa sevinirim. Bakalım kimler neler düşünmüş. =)

   Keyifli okumalar =)
Devamını oku »

9 Nisan 2015 Perşembe

Kitap Okuma Etkinliği

   Merhaba günlerdir yazacağım fırsat bulamıyorum. Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Halil Serkan Öz öğretmenimiz anısına böyle bir etkinlik gerçekleştirmek istedim. Ben hep devlet okullarında okudum ama öğretmenlerim konusunda hep çok şanslıydım. Bana çok güzel kitaplar tavsiye ettiler ve sayelerinde çok şey öğrendim bu yüzden onlara çok teşekkür ederim. Halil Serkan öğretmenimizin de öğrencilerine önerdiği bir kitap listesine rastladım çok güzel kitaplar ve bu kitaplar ulaşabildiğim kadar çok kişiye ulaşsın istedim. 

   Etkinliğimiz ise şöyle: 60 kitap olan listeden altı ay boyunca seçtiğiniz kitapları okuyacağız her ay en çok okuyan kişiye listeden istediği bir kitabı hediye edeceğim. Kitapların kalınlıkları farklı olduğu için sayfa sayısını baz alacağım. Etkinliğe katılmak için yapmanız gereken tek şey manolyaozkan@gmail.com dan bana mail atmanız. Tabi ki etkinliği duyurursanız çok çok çok mutlu olurum. Katılımlarınızı 15 Nisan olarak baz alıp her ayın 15'inde sizden okumalarınızı paylaşmanızı isteyeceğim ve en çok okuyanları 20'sinde belirleyeceğim. Umarım çok kalabalık bir okuma grubu oluruz. =)


   
    İşte o kitapların listesi:

1. Karamazov Kardeşler | Fyodor Dostoyevski
2. Yeraltından Notlar | Fyodor Dostoyevski
3. Savaş ve Barış | Lev Nikolayeviç Tolstoy
4. Kroyçer Sonat | Lev Nikolayeviç Tolstoy
5. Madam Bovary | Gustave Flaubert
6. Aşk Üzerine | Stendhal
7. Kayıp Zamanın İzinde | Marcel Proust
8. Körleşme | Elias Canetti
9. Bulantı | Jean Paul Sartre
10. Yabancı | Albert Camus
11. Sisifos Söyleni | Albert Camus
12. Gazap Üzümleri | John Steinbeck
13. Dava | Franz Kafka
13. Şato | Franz Kafka
Listede bu iki kitap tek madde olarak belirtilmiş. Biz de listenin aslına sadık kaldım.
14. Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar | Stefan Zweig
15. Böyle Buyurdu Zerdüşt | Friedrich Nietzsche
16. İnce Memed | Yaşar Kemal
17. Kurt Kanunu | Kemal Tahir
18. Buddenbrooklar - Bir Ailenin Çöküşü | Thomas Mann
19. Nietzsche Ağladığında | Irvin D. Yalom
20. Kolera Günlerinde Aşk | Gabriel García Márquez
21. Büyücü | John Fowles
22. Büyülü Dağ | Thomas Mann
23. Uğultulu Tepeler | Emily Brontë
24. Ulysses | James Joyce
25. Mrs. Dalloway | Virginia Woolf
26. Niteliksiz Adam | Robert Musil
27. Lolita | Vladimir Nabokov
28. Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı | Vladimir Nabokov
29. Zorba | Nikos Kazancakis
30. Genç Werther'in Acıları | Johann Wolfgang von Goethe
31. Hikayeler | Anton Çehov
32. Moby Dick | Herman Melville
33. Germinal | Emile Zola
35. Cam Kent | Paul Auster
36. Dövüş Kulübü | Chuck Palahniuk
37. Veba | Albert Camus
38. Aylak Adam | Yusuf Atılgan
39. Tutunamayanlar | Oğuz Atay
40. Don Kişot | Miguel de Cervantes Saavedra
41. Üçleme | Samuel Beckett
42. Ferdydurke | Witold Gombrowicz
43. Kutsal Sığınak | William Faulkner
44. Pastoral Senfoni | Andre Gide
45. Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok | Erich Maria Remarque
46. 1984 | George Orwel
47. Biz | Yevgeni Zamyatin
48. Şiirler | Atilla İlhan
Yağmur Kaçağı
Yasak Sevişmek
Elde Var Hüzün
49. Othello | William Shakespeare
50. Geceyarısı Çocukları | Salman Rushdie
 51. Dilenci | Necip Mahfuz
52. Taras Bulba | Nikolay Gogol
53. Ölü Canlar | Nikolay Vasilyeviç Gogol
54. Teneke Trampet | Günter Grass
55. Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü | Ahmet Hamdi Tanpınar
56. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu | Italo Calvino
57. Gülün Adı | Umberto Eco
58. Açlık | Knut Hamsun
59. Oblomov | İvan Aleksandroviç Gonçarov
60. Başkalarının Kanı | Simone de Beauvoir



Devamını oku »

28 Şubat 2015 Cumartesi

La Vie En Rose



   Benim hayatımda kulağıma La Vie En Rose söyleyip dans ettiğim adamlar vardı çocuklar. İşte tee o zamanlardan beri gideceğim diyorum diyorum gidemiyorum bu İstanbul'un en masalsı mekanına. Sonunda geçen hafta pazar günü gidebildik. Tabi ki yine Burcuyla =)



   Yeniköy'de Özsüt'ün tam yanında sımsıcak, pespembe, masal gibi bir mekan La Vie En Rose. Dekorasyonuna bayıldım. İçerisi ayrı güzel, minik bahçesi ayrı güzel, huzur köşesinden bahsetmiyorum bile. Müzikleri aşık olduğum Fransızca şarkılar... Yalnız başıma da gitsem sıkılmayacağım hatta huzur depolayacağım bir mekan.
   Tatlıya olan düşkünlüğümü de aranızda bilmeyen kaldı mı bilmiyorum. Hafta ortası deli gibi spor yapıp hafta sonu tatlıları götürmekten gramla zayıflamasam da aynı kiloda kalmayı koruyabiliyorum en azından. Tabi ki buraya da gelince artık efsaneleşmiş cupcakelerin, pancakelerin tadına bakmadan dönemezdim. Tercihim Red and Blue Velvet oldu. Görüntüsü kadar tadı da güzel olan bir tatlıydı ama bana bile fazla geldi iki kişi paylaşabilirsiniz. Fiyatların yüksek olduğu yorumlarına karşı önyargınız oluşmasın porsiyonlar gerçekten çok büyük. O kadar tıkandım ki aşırı merak ettiğim sıcak çikolatasının tadına bakamadan çay ve kahveyle yetindim. Sıcak çikolatasını deneyenlerden yorumlarını ısrarla bekliyorum =)

   Sadece tatlı yok tabi burada kahvaltıları, menemenleri, tahıllı simit tostları, minik ekmekleri de efsane. 



   Biz gittik çok sevdik. Keşke daha önce gitseydik. Siz de gidin hatta mümkünse sevdiceklerinizle gidin =)


La Vie En Rose Menu, Reviews, Photos, Location and Info - Zomato
Devamını oku »

6 Şubat 2015 Cuma

Bana İkizi Anlat - Ahmet Batman

   ''Kaderini seçemezsin. Aşık olacağın insanı da. Mesela çayına tek şeker atmayı seçebilirsin ama çayına üç şeker atan bir kadına aşık olmayı seçemezsin. Sahi ne kadar tanıyoruz birbirimizi? Mavi bir kazaktan hoşlanacağını bildiğin bir adamı, yeterince tanımış mısındır yani? Yoksa daha fazla şey mi bilmek gerek? Bordo oje süren bir kadına aşık ol ve ona de ki: ''Hiç oje sürmesen de yakışır parmakların sakallarıma.'' Bu sözler sanki bana evrenin mesajıydı ve ben bu kitaba daldım. Sahi ne kadar tanıyorduk birbirimizi? Tanımaya, alışmaya, sevmeye çalıştım. Hatta dedim ki ''benim kitabım ol. Sadece seni okuyayım, aşkı sende bulayım, kokunu kendime katayım.
Ne sen benden git ne ben senden kaçayım.
Ne sen benden vazgeç ne ben senden başka aşk bulayım.
Gel benim kitabım ol, kedin olup seninle kalayım.''

   Saçlarını kestirmene sebep olmam daha nasıl seveyim seni dedi Rüzgar Yağmur'a aradığım aslında buydu. Her kitabın baş kahramanı, her filmin esas kızı sanıyorum kendimi. Filmlerdeki gibi bir aşk da yaşadım aslında ben ama ''Ada ben ayrılmak istiyorum dedi'' üç saniye önce öpüştüğüm adam. 

   ''Ben inanmıştım sana. Şimdi sen de şu son cümleyi düşün. Bir insanı bu cümleyi kuracak kadar kırdın sen. Ben inanmıştım sana''


   Yazarın bu notuyla bitiyor kitap. Sevgililer günü de gelirken ona bu kitabı hediye edin bence. Evet bana alınabilecek en özel hediye kitap olurdu mesela. Beyler, ilişkiniz sallantıdaysa ya da kızlar, platonik aşka tutulduysanız ona bunu hediye edin. Eğer hala aynı bilekliği takıyorsanız umut var demektir. Eğer bu kitaptan sonra da anlamıyorsa onunla vakit kaybetmemeniz gerekiyor demektir.
   Keyifli okumalar.
   
Devamını oku »