/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */
David Kross etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
David Kross etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2014 Cuma

The Reader


   Filmi izleyeli bir kaç hafta oldu ancak yorumumu henüz yazabiliyorum. Ben her zaman filmlerdeki gibi bir aşk ister dururdum. Neredeyse 20 yaşında ama masallara, süper kahramanlara ve noel babaya inanan bir kız olduğum için aşka hem de filmlerdeki gibisine inanmam çok normal ama bu film bana ''aaa ama başlarım böyle aşkın ızdırabına'' dedirtti.
   Film 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya'da geçiyor. O zamanlar 15 yaşında olan esas oğlan Micheal Berg (David Kross) hastalanıyor ve yoldan geçmekte olan 36 yaşındaki Hanna Schmitz (Kate Winslet) ona yardım ediyor. Kadının sayesinde hayatı kurtulunca tabi bizim oğlan gidip teşekkür etmek için kadının evine gidiyor. O günden sonra ilişkilerinin seyri değişiyor. Micheal artık her gün Hanna'yı ziyaret ediyor. Hanna tuhaf bir kadın çocuktan ona kitap okumasını istiyor. Micheal de yavrum kıyamam kadına çok aşık ama bir gün Hanna, Micheal'den habersiz ortadan kayboluyor. Seneler geçiyor. Micheal üniversitede Hukuk tahsiline başlıyor. Benden duymuş olmayın ama seçmeli derste bir tane kız var tabi bizim çocuk da bu kıza yazıyor. Bu seçmeli dersin hocası onları bir duruşmaya götürüyor ve mahkemede ne görsün suçlular arasında Hanna var. 300 kadının bir kilisede yanarak ölmesinden yargılanıyor. Bu kadınlar arasından kurtulabilen bir kadın Hanna'nın kamptaki hasta kızlara yardım ettiğini onları yanına çağırarak kitap okuttuğunu söylüyor.  Yargılanan diğer kadınlar bu işteki yöneticinin Hanna olduğunu söyleyince hakim kadının el yazısını istiyor. Hanna kağıt geldiğinde yazmayı reddediyor ve suçu üstleniyor. Micheal o anda Hanna'nın okuma yazma bilmediğini anlıyor ancak bunu itiraf edemiyor. Hanna ömür boyu hapse mahkum ediliyor. Micheal, Hanna hapisteyken ona okuduğu hikayeleri ses kaydı yapıp yolluyor. Bu arada evlenip çoluğa çocuğa karışıyor. Hanna hapishanede kendi kendine okuma yazma öğreniyor ve Micheal'e mektuplar yolluyor. Hanna nasıl oluyorsa hapisten çıkacak artık görevli Micheal'i arıyor e Micheal de tutkuyla bağlı olduğu kadına sahip çıkacak tabi ay ne güzel mutlu son derken Hanna tahliye olacağı gün kendini asıyor. Yıllarca biriktirdiği parayı da yangından kurtulan kadının kızına bırakıyor. Kız bu parayı edebiyatla uğraşan bir Yahudi kuruma bağışlıyor. Filmin sonunda da Micheal kızını Hanna'nın mezarına götürüyor ve ona hikayesini anlatıyor.
   Film bu güne kadar bir çok ödüle aday olmuş ve bir çok da ödül almış. Bu ödüller arasında Altın Küre ve BAFTA da var.

   Bu filmin anafikri ise SEVİYORSAN GİT KONUŞ BENCE.  Hayat gerçekten çok kısa. Seni seviyorum demek için geç kalabilirsiniz. Yarın söylerim demeyin şimdi söyleyin. Yarın o olmayabilir, yarın siz olmayabilirsiniz ya da yarın hiç olmayabilir. Kaybetmeden önce kıymetini bilememiş olabilirsiniz tekrar karşına çıkığında bilmelisiniz, hatırlamalısınız kaybettiğinizi düşündüğünüzde neler hissettiğinizi ve neden kaybetmemeniz gerektiğini. Tekrar kaybederseniz bir daha belki karşına çıkmaz. Bu yüzden seviyorsanız gidip konuşmalısınız.

Devamını oku »