/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

16 Aralık 2013 Pazartesi

Bir Kitap Bir Film: GERMİNAL


   Dün muhteşem bir gün geçirdiğim için akşam kitap biter bitmez yazmak istediğim bu yazıyı günün yorgunluğundan yazamadım. Sonunda bitti! Aylardır okuduğum daha doğrusu okumaya çalıştığım kitabı bitirdim. Aslında kitap okumayı çok severim ama okul, kurs, koşturma, kavga, ayrılma, barışma, insanlar, İstanbul, yolculuk derken çok fazla zaman ayıramadım bu kitaba. Her gittiğim yede benimleydi ama kitap en iyi arkadaş derler ya doğru. Yeni döneme başlamanın heyecanında da, ilk kez yemek yaparken de, eve dönmesini beklerken de, İstanbul'un trafiğinde de, her şeyi bir kenara bırakıp hatta elimin tersiyle itip nefes almak için bu şehirden kaçarken de, diğer en iyi arkadaşım annem saçlarımı okşayıp beni sakinleştirmeye çalışırken de bu kitap hep elimdeydi. Az az, sık sık okudum onu. O kadar çok yanımda taşımışım ki onu bir dünya fotoğrafımız olmuş birlikte. Bir de kitaptan vize ve finalde sorumlu olunca keyif gibi gelmedi bu kitabı okumak ama bittiğinde iyi ki okumuşum dedim.
  Germinal'e eylül sonunda Sosyal Politika hocam Berna Güler Müftüoğlu tavsiyesiyle başladım. Aralık olmuş anca bitti. Böyle söyleyince baya seviyormuşum kitap okumayı. Vizede bir sorunun bu kitaptan geldiğini öğrenince baktım bitecek gibi değil filmini izledim. Filmi de kitap kadar etkileyiciydi. Hayatımda hiç bir zaman başladığım bir kitabı yarım bırakmadım gerekirse beş ay yanımda taşıdım yine de bitirdim o kitabı bu kitap da böyle oldu. Aman canım filmi izledim okumasam da olur demedim. İnat ettim okudum. 

   Emile Zola'nın bu kitabında 1960'larda Fransa'da bir maden işletmesinde gerçekleşen gerçek bir grev ve bu işçilerin hayatı anlatılıyor. Kitap sonunda sosyalist ve yenilikçi görüşlere umut aşılıyor. Beni tanıyan herkes bilir kapitalizme eğilimim her zaman daha fazladır. Yine de bu kitabı okuyunca insan bir durup düşünüyor. Okuduktan sonra Berna hocanın Bir Kesit Tek Gerçek makalesini okuyunca 20.yy Fransası ile 21. yy Türkiyesi arasında çok fark olmadığını gördüm. Bu insanların hayatını okuduğunuzda kendi insanlığınızı sorgulayacaksınız. Eğer hala biraz vicdanınız varsa...

Devamını oku »

13 Aralık 2013 Cuma

Düğün Dernek

   Bugün ne dolu bir günmüş. Nefes almak için koşmak gerekiyormuş. Dersten çıktıktan sonra oda arkadaşımın günlerdir izlemek için benim boş zamanımı beklediği filmi bugün izleme fırsatı bulduk. Buluşup yemek yedikten sonra Rexx'e koştuk son seansa yetişebilmek için ve son seans olmasına rağmen çok kalabalıktı salon.
   Film Sivas'ta gerçekleşemeyen bir düğünü konu alıyor. Düğün bizim kültürümüzde çok önemlidir. Hatta o kadar önemlidir ki düğün hayal edildiği gibi yapılsın diye bir çok fedakarlık yapılır. Ama bu düğünde işler rayından çıkıyor. Tabi ondan sonrası absürd komedi.

   Bence film kafanızı boşaltıp gülmek için ideal bir seçim olur. Kadrosu çok başarılı Ahmet Kural ve Murat Cemcir'i ailecek severek ve bol bol gülerek izliyoruz. Rasim Öztekin'in oyunculuğuna da yorum yapmak benim ne haddime. Filmde bazı yerlerde argolar da var ama rahatsız edecek düzeyde değil yani insanları basit argolarla güldürmeye çalışmamışlar. İnsanların yaptıkları yorumlardan İşler Güçler ile kaşılaştırıldığını duydum. Ancak ikisi çok farklı işler ve bence karşılaştırılmaması gerekiyor. Benim tek hoşlanmadığım şey fragman çok yoğundu ve filmdeki tüm can alıcı noktalar zaten fragmanda vardı ve keşke fragmanı izlemeden gelseydim dedim.
   Biz beğendik tavsiye ederiz, İyi seyirler...
Devamını oku »

Polka'fe

  Kadıköy'de en sevdiğim mekandan bahsedeceğim şimdi size Polka. Müthiş bir yer ev gibi. Huzurlu, sakin sessiz ve müzikleri harika. Bir gün tesadüfen keşfettiğim mekanda beni çeken önce dekorasyonu olmuştu. Oturduktan sonra birden tatlı bir müzik duydum. İçeride canlı müzik yapıyorlardı. O kadar tatlıydılar ki. Hangi günler çalıyorsunuz diye sorduğumuzda kendi kendilerine çaldıklarını söylediler. Ev gibi değil mi gerçekten.



Bugün kurstan arkadaşlarımla uğradık ve neden daha sık gelmiyorum ki diye sordum kendi kendime. Müzikleri güzel olduğu kadar yemekleri ve tatlıları da çok güzel. Bugünkülerin sanırım hepsini denedik ve hepimiz beğendik. 



Şu havalarda bayılarak tavsiye edebileceğim içecek ise kış çayları bugün denedim gerçekten çok başarılıydı. Havalar ısınınca da ev yapımı ıce tea'sini denemenizi şiddetle öneririm.


Yemek için bir şeyler isterseniz de gömlekli tavuk tavsiye edebilirim. Üstelik gayet doyurucu. Porsiyonları tam kararında. 
    Müzikleri arkadaş sohbetleri için oldukça ideal. Hatta bence tek başınıza da gidip elinize kitabınızı alıp İstanbul'un kalabalığında başka alemlere dalıp kendinize biraz zaman ayırabilirsiniz. Çok da güzel olur sanırım bundan sonra sık sık yapacağım bunu. Aslında bunlar size değil kendime tavsiyeler. Umarım siz de seversiniz. Eminim seversiniz.
Polka Cafe Menu, Reviews, Photos, Location and Info - Zomato
Devamını oku »

9 Aralık 2013 Pazartesi

Jamie's İtalian

Hastayıaam, ölüyoruuamm diye bütün haftayı yatakta geçirince ve uzun zamandır görüşmediğim insanlar listesi yaptım.Önce İrem'i aradım. İrem'le en son görüştüğümüzde kar yağıyordu. Hemen öğle yemeği için sözleştik. Onun tavsiyesi ile Zorlu Center'daki Jamie's İtalian oldu buluşma noktamız. Aslında pazar günü buluşmayı düşünüyorduk ama cuma, cumartesi ve pazar yerleri olmadığını öğrendik. Annem sağ olsun o kadar çok izlemiştim ki Jamie'yi illa da oraya gitmek istiyordum. Annem o kadar izledi izledi bir kez bile yapmadı o yemekleri yazıklar olsun.


Ben Karidesli Linguine söyledim. İçinde sarımsak olduğu halde hiç sarımsak soğan yemeyen beni bile rahatsız etmedi.

Anlatmaya dilim de midem de varmıyor ama İrem tercihini Kara Melekten yana yaptı çok da beğendiğini söyledi. Tabi ZEVKLER ve RENKLER tartışılmaz ama ben görüntüsünü beğenmedim tadını hiç sevmedim.


Üç farklı lezzette Ispanaklı ve su kabaklı, Ricotta peynirli ve patlıcanlı, kurutulmuş domatesli Cannelloni çok başarılıydı sebze sevmeyen ben bayıla bayıla yedim.


Ve son olarak tatlııı =) Ben tercihimi Tiremisudan yana kullandım. ikimiz de tatlılarımızdan memnun olarak ayrıldık.
Bana sebzeyi balığı böyle yedir annee! Sebze yemiyorsun, balık yemiyorsun deme bak adamlar yapmış olmuş

Devamını oku »

7 Aralık 2013 Cumartesi

Senelerce Oynadım Bugün Ağladım

   Ben Meriçliyim. Meriç Edirne'nin çok küçük bir ilçesi. Meriç nehri kıyısında bir çok köyü var Yunanistan köylerine komşu. Bir de türküsü var bu küçük ilçenin. Babuba... Babuba ''Be Baba'nın'' bizim şivemize çevrilmiş hali.
   Anlatılana göre Edirne'deki köylerden birinde Eyüp diye bir genç varmış. Bu genç ağanın kızına aşıkmış kız da ona. Ama çocuk fakir olduğu için kızın babası vermek istememiş kızını Eyüp'e.  Yunan köylerinin birindeki bir ağanın oğluna vermiş kızını. Eyüp de karşı kıyıya giden aşkının ardından bu türküyü söylemiş.

   Bu türkünün hikayesini dedem çok küçükken anlamıştı. Meriç kıyısına pikniğe gitmiştik. Hep merak ederdioradaki insanlar da bizim gibi mi acaba diye. Ben de evleneceğim Yunanistan'dan biriyle demiştim dedem hikayeyi anlattığında. Hep masal gibi bi aşk düşlemiştim çünkü. Herkes prenses olurken ben gelin olurdum. Benim için gelin kutsal mertebe gelinlik kutsal kıyafetti. Bir de Yunan erkekleri çok yakışıklı değil mi ya. Mesela Yabancı Damat'ta oynayan Özgür Çevik. Biliyorum o Trakyalı ama benim için her zaman Niko olarak kalacak.
   Bu türkünün bendeki yeri çok farklı adeta benim için bir ninni kim bilir kaç Trakya düğünde annem ortada göbek atarken ben bu şarkı eşliğinde uykuya daldım anneannemin kucağında, bir de halk oyunları oynamıştım ilk okulda tam üç yıl aynı şarkı, aynı kostüm, aynı kareografi hep eğlenceydi benim için bu türkünün anlamı hep mutluluktu, hep aileydi, hep çocukluktu.   
   Ta ki bu güne kadar. Bugün Youtube'da tesadüfen karşılaştım bu türküyle. Tıklamaz olaydım. En sevdiği müzik sesi klarnet olan bir kızım zaten. Başındaki klarnet sesiye boğazım düğümlendi. Zaten sevdiğim, iki gözüm, yunan heykeli gibi adam ellere yar olmuş. Annemi de özledim, kardeşimi de özledim. Babamı bile özledim keşke anlatabilseydim ona yaşadıklarımı ama çok uzun süredir o ilişkide bir baba kız değiliz. Gözlerimin karesi kırmızılar olana kadar ağladım ben de. Buraları sevmiyorum yalnız olunca. Yarın yine pazar. Ne mi yapacağım? Saçmalamayın ya tabi ki bütün gün yataktan çıkmadan onun üstünde sunday yazan çorabının aynısını giyip bende kalan aşk filmlerini izlemeyeceğim. Arkadaşlarımla buluşurum Bağdat Caddesinde kahvaltı, alışveriş falan... Belki akşam da Zonguldak'taki maden işçilerinin hayatını anlatan bir belgesel izlerim. Dünyanın sonu değil sonuçta. Size de iyi pazarlar şimdiden
Devamını oku »

5 Aralık 2013 Perşembe

Dem Karaköy


İlk olarak Bağdat Caddesindeki Mai Ling'de denemiştim yaseminli yeşil çayı. Sonra bir baktım biz neredeyse her akşam yaseminli yeşil çay içiyoruz. Gel Çin'e gidelim dese giderdim ama demedi. Sonra ben de Dem'e gittim. İlk görüşte aşka inanır mısınız? Dem'in öyle bir atmosferi var ki ben ilk görüşte aşık oldum Dem'e. Çay deyip geçmemek gerekiyor adamlar 60 çeşit çay yapmış bir kere. İlk gittiğimde ben Klasik İngiliz çayı seçtim. Boğazımdan geçmezdi o yeşil çay dilim varmadı yaseminli yeşil çay demeye. Kuzenime o kadar çok övmüştüm ki yaseminli yeşil çayı o denedi. Çok sevdi. Yanında çaylı kek yedik gayet lezzetli. Çayın yanında gelen minik kurabiyeler de hiç fena değil.

Geçen İngilizce kursumdan arkadaşlarımla gittim ama çok kalabalık olduğu için içeride yer bulamadık. O soğukta dışarıda oturanlar bile vardı. Ama biz dışarıda oturmayı tercih etmediğimiz için başka bir mekana geçtik hevesimiz kursağımızda kaldı.

Dem'in iyi çay yanında bir sürü artısı var. Bir kere çalışanlar çok güler yüzlü hizmeti çok güzel. Ayrıca çayının yanında kekleri ve kahvaltıları da var ve bence aslında en önemlisi masalara koydukları çiçekler canlı. Ben burayı çok sevdim. Son zamanlarda duyduğuma göre herkes burayı çok sevmiş. O zaman bize keyifli Dem'lenmeler.
Devamını oku »

4 Aralık 2013 Çarşamba

Bir kadın tanıdım adı FRİDA

    Bir kaç ay önce dersini aldığım hocam Meryem Kurtulmuş önermişti bize Frida'yı. Diego Riveradan bahsederken bu filmden de bahsetmişti.Ben filmi hiç duymamıştım ki muhtemelen 2002 yılında ilkokul ikide olduğum için ilgimi çekmemişti film. Hayatımın son bir kaç ayını koşmalar, kovalamalar, yakalamalar, kavgalar, ayrılıklar, kendini aramalarla geçirirken aklımdan uçtu gitti Frida. Kendimi ararken Frida'da buldum adeta. Kendime bir kahraman yarattım, takdir ettim, idol kabul ettim hakkında biraz daha bir şey okursam aşık bile olabilirim.

   Frida Meksikalı bir ressam. Geçirdiği bir otobüs kazası yüzünden bir çok amelyat geçirdi, vücudunun neredeyse tamamı alçıda kaldı. Yataktan kalkamadı bu dönemde ailesi onu resme teşvik ediyor. O zamanlar sevgilisi olan adam gelip ona gideceğini ve belki de dönmeyeceğini söylediğinde o hırsla daha çok resim yaptı.Yatağının tavanındaki aynaya bakarak oto-portreler yapmaya başlayan Frida resimlerini Diego Riveraya gösterdi. Onunla siyaset ve sanat çevrelerine giren Frida sosyolist partiye üye oldu. Diego ile olan arkadaşlığı aşka dönüştü. Sonunda Frida Diegonun üçüncü eşi oldu. Çok sevdi Diegoyu ama Diego değişmedi.



   "Hayatta basıma iki korkunç kaza geldi biri geçirdiğim otobüs kazası, diğeri de Diego" demesinden anlayabiliriz aslında Diego'nun onun için ne demek olduğunu.
   Kendisinden 20 yaş büyük Diego 2 kez evlenmişti çocukları da vardır. Sadakatsizliği ve çapkınlığıyla tanınan bu adamla evlenmesine tabi ki karşı çıkmıştı annesi. Aşk sınır ya da engel tanır mı? Çalkantı basit bir
kelime bence onların aşkı için. Birlikte büyük acılar yaşadılar; sağlık sorunları, düşük, mesleki başarısızlık, sadakatsizlik. Bazen karşılıklı. Ama yine de küçük kadınıydı Frida Diegonun ve Frida biliyordu belki biri sizi küçük kadınım diye seviyorsa bırakılmaması gerektiğini. Ben geç öğrendim. Diego'nun kız kardeşiyle de olması çok derinden yaraladı Frida'yı. Frida’nın da farklı kadın ve erkeklerle dahası Meksika’da sürgünde olan ve evlerinde misafir ettikleri Troçki ile birlikte olması ayrılmalarına neden oldu.

 Ayrılınca aşk biter mi? Bitmedi.

    Sadece aşk değildi yaşadıkları dostluk, annelik, babalık, arkadaşlık, yoldaşlıktı. Başka tenlerde arasalar da kendilerini ve bulduklarını sansalarda aslında birbirerinde buldular huzuru, huzursuzluğu kısacası hayatın kendisini. Tekrar evlendiler.

   Sağlık sorunları yaşarken de, kocasıyla fırtınalı ilişkisinde de bırakmadı resim yapmayı ülkesinde açtığı ilk sergiye yataktan çıkmaması söylenildiği için yatağı da taşıyarak gitti.Ölmeden önce ''Yatarak çok fazla zaman geçirdim yakın beni'' dedi. 54'te öldüğünde yakıldı Frida ve külleri şimdi müze olan Mavi Ev'de.
    Bir de mektupları var Fridanın Diegoya yazdığı mektupları. benim en çok etkilendiğim şuydu:
Senden niye vazgeçtim Diego!
Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
Bencil olduğun için vazgeçtim.
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
Bu yüzden ben de senden vazgeçtim. 
Frida Kahlo
    Her kadın aslında Frida. Her kadının bir Diegosu var. Her kadın benzer acılar çekiyor bazıları dile getiremiyor. Her kadın mektuplar yazıyor bazıları gönderemiyor. Her kadın güçlü aslında ama bir o kadar da güçsüz. Her kadın aşka boyun eğiyor. Her kadın öteki oluyor. Her kadın kendisinden vazgeçildiğini anladığı anda vazgeçiyor. Ama o köşesine geçip acılarının öylesine geçmesini beklmiyor. Belki de bu yüzden o Frida Kahlo.
Devamını oku »