/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

16 Ağustos 2016 Salı

Kastro Koyu


   Ben de isterim Trakya Cumhuriyet olsun başkenti Tekirdağ olsun çünkü bence bu ülkenin en güzel topraklarında yaşıyorum da arada sırada kıymetini bilmiyorum gibi bundan sonra Rumeli Tv gibi karış karış Trakya'yı gezip oralardan yazılar yazacağım.Yazılarımın ilki de Kastro Koyu.



   Kastro Koyu Kırklareli taraflarında Karadeniz'e kıyısı olan ayrıca içinde bir göl barındıran arka tarafı orman harika bir koy. Gerçekten doğası anlatılamaz. İstanbul'da beton görmeye bıkmışım bu kadar yeşili bir arada görünce sevinmekten aklımı kaybedecektim. İstanbul'dan gidecek olanlar otobüsle Saray'a gelip oradan aktarma yapabilirler kendi aracınızla ise Çerkezköy üzerinden Saray'a doğru ilerle Saray'da kime sorsanız gösterir =)



   Koyda neler yapabilirsiniz: 

  • Öncelikle denize girmek için burayı tercih edebilirsiniz. Ancak Karadeniz olduğu için oldukça dalgalı bir denizi var yine de kumsalı güzel. 
  • İkinci seçenek ve bence en güzeli piknik yapabilirsiniz. Ormanın içinde bir kaç tane piknik masası var genelde insanlar piknik için tercih ediyor. 
  • Üçüncü seçenek gölde deniz bisikleti kiralayabilirsiniz. 
  • Dördüncü seçenek ise isterseniz kendi çadırınızda isterseniz de oradan kiralayacağınız çadırlarda kamp yapabilirsiniz.


   Biz kamp yapmak için çok uygun bulmadık. Bence Trakya'da yazlık yerlerde karşılaşılan en büyük sorun bu işletmesizlik. Tamam ben de Ege kıyılarında her yere tesis kurulmasına sıcak bakmıyorum ama en azından ihtiyaçlarımızı giderecek kadar olsaydı. Tuvaletler, duşlar ve özellikle en çok dikkat edilmesi gereken bebek bakım odaları çok bakımsız. Kullanan var mı evet. Üstelik araç girişi 12 TL olmasına karşın sizden 3 TL de tuvalet ve duş için ücrer alıyorlar. Kullansanız da kullanmasanız da o parayı veriyorsunuz neye veriyorsunuz anlamadım.


   Kastro'ya giderken dikkat etmeniz gereken bir diğer konu da yol. Kastro'ya saptıktan sonra yol hem bozuk hem virajlı çok dikkatli ilerlemeniz gerekiyor. Hemen önümüzde bir kaza oldu. Ay allah korusun. (Üç kere kulağa üç kere tahtaya)


   Bir de koyda TurkTelekom çekmiyor. Sanırım diğer operatörler çekiyor insanlardan yardım isteyerek ya da oradaki büfeden ücretli olarak iletişim ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.


   İşte böyle Langoz ormanları ve Cehennem Şelaleleri hakkında da yazı yazmak istiyorum ama önce gidip görmem gerek. Aranızda gidip gören varsa önerilerini benimle paylaşmaları çok mutlu eder. Kastro'ya çok yakın olan Kıyıköy hakkında bilgi edinmek isterseniz de Plajlar ve Plaj Kitapları Listesi yazıma bakabilirsiniz.
   Takipte kalın =)
Devamını oku »

2 Ağustos 2016 Salı

Çeşme Günlüğü 2: Alaçatı


   Şurada da belirttiğim gibi tatilimizin üçüncü gününde Alaçatı’ya geçtik. Paşalimanı’ndan Alaçatı’ya geçmek de baya zormuş. Önce Ilıca sonra Çeşme oradan Alaçatı’ya geçmek gerekiyormuş. 5 km yolu napalım da uztalım insanları dolaştıralım diye uğraşmışlar resmen. Paşalimanı’ndan çıkış yaparken Alaçatı’ya nasıl gidebiliriz diye sorduk ve yine şansımıza otelin sahibi köpeğini veterinere götüreceğini yarım saat beklersek bizi bırakabileceğini söyledi. Bizim için de harika oldu.


   Alaçatı'da Aleysim Otel’de kaldık. Taş bir bina olan otel bir aile işletmesi. Odalar temiz ve güzel döşenmişti. Kahvaltıda yediğimiz ceviz reçelini hala uyumadan önce hayal edip öyle uykuya dalıyorum. Aleysim Otelin küçük bir havuzu da var uzun süre kalacaksanız güneşlenmek ve biraz keyif yapmak için havuza inebilirsiniz biz Alaçatıda az kalacağımız için çok tadını çıkaramadan gezmeye başladık.


Alaçatı Çarşı’yı gezip biraz fotoğraf çektik. Alaçatı sokakları o kadar güzel ki sokaklar, evler, insanlar rengarenk insanın içi açılıyor.


   Akşam yemeği için seçimimiz Pla’ce oldu. Ege’de olduğumuz için özellikle mezelerin tadına bakmak ve balık yemek için seçtik bu mekanı. Kabak dolması aşırı güzeldi. Mezelerin fiyatı Alaçatı’daki restoranlara göre uygun. Çalışanlarından biri zorla çalıştırıyorlar gibi hayatından bezmiş gözüküyordu diğeri ise aşırı ilgiliydi. Biz de anlamadık =)


   Tatlı niyetine Veli Usta’da dondurma yedik. En meşhuru burası diye duyduk, duyduğumuz kadar varmış. Kavunlu dondurması çok başarılıydı diğerleri de lezzetliydi. Dondurmanın yanında sakız reçelini de buradan aldık. Macun kıvamındaki reçel bana birazcık fazla şekerli geldi. Rumlar türk kahvesinin yanında ikram ediyorlarmış. Bir çay kaşığı macunu suyun içerisine bırakıp kahvenin yanında sunuyorum. Annem ve teyzem fikri beğendi =)


   O akşam son uğradığımız mekan Karaköy’de kahvaltıcı araştırırken bulduğum ama bir türlü gidemediğim Alaçatı’da şubeleri olduğunu bir de üstüne canlı müzik olduğunu öğrenince gitmeye karar verdiğimiz Muazzam oldu. Çalışanları gerçekten çok sıcak kanlıydı özellikle Başak Hanım’ı çok sevdik. Normalde alkolsüz içecekleri de var tabi limonata, kahve, soğuk içecek vs gibi akşam olduğu için sanırım bize direk alkol menüsünü verdiler. Alkolsüz bir şeyler içmek istediğimizi söylediğimizde bizim için iki farklı kokteyl hazırladılar. Direk kola var da diyebilirlerdi bu yüzden benden bir artı daha aldılar. İçtiğim şeyin içinde yumurta akı varmış bilsem içer miydim? Tadı güzeldi =)


   İkinci gün otelden çıkış yaptıktan sonra uçak saatimize çok olduğu için biraz daha gezmek istedik. Kahvaltımızı otelde yaptığımız için instagramdan takip edip çok merak ettiğim Kuş Kafesi’ne kahve içmeye uğradık. Burası aslında bir antikacı ama satılana kadar şu koltuklarda da insanlar otursun biz de çay kahve sunalım onlar da fotoğraf çeksin demişler gibi bir havası var belki benim beklentim yüksek olduğundandır ama beklentimin altında kaldı.


   Kumru yemeden de dönmedik tabi. Zaten tatilden üç kilo almış döndüm. Hemen girişteki Kumrucu Şevki’de kumru yedik. Ekmeği tam kıvamında kızartılmıştı. Gerçekten yediğim en iyi kumruydu zaten hayatımda 4 ya da 5 kez yemişimdir çünkü lisedeyken kumruyu kumru etinden yapılıyor sanıyordum =)  Biz kalabalık olur servis yavaştır diye düşünüyorduk ama okuduğumuz yorumların aksine servis gayet iyiydi.


   Son olarak havaalanına geçmeden önce dinlenmek için Köşe Kahve’ye oturduk. Köşe Kahve tam ortada olduğu için konum olarak çok güzel bir yerde mekan çok güzel dekore edilmiş. Ama zaten pahalı bir yer olan Alaçatı için bile pahalıydı Köşe Kahve.


   Alaçatı’dan Havaalanı’na geçişimizi bir transfer firmasıyla gerçekleştirdik. Yoksa yine Çeşme’ye ve sonra Havaalanı’na gitmemiz gerekiyordu. Firmanın ismini ve nasıl ulaştığımızı bilmiyorum çünkü onu son anda Ahmet ayarladı. Ama öğrendiğimde buraya eklerim. Rahat bir şekilde problem yaşamadan ulaşım sağladık. Zaten ben bir ara gözümü kapattım açtığımda havaalanındaydık.




   İşte böyle göz açıp kapatıncaya kadar geçti tatilimiz. Kelimenin tam anlamıyla rüya gibiydi, kısacık. Yine de çok güzeldi yeni tatili iple çekiyorum =)


Devamını oku »

31 Temmuz 2016 Pazar

Çeşme Günlüğü 1: Paşalimanı


   Hayaller Avrupa’yı gezmekti hayatları Çeşme oldu bu yaz =) Çeşme dediğime de bakmayın Çeşme tatilimizde Çeşme’nin sadece otogarını gördüm 15 dakika falan. Klasik Çeşmeciler gibi Çeşme’ye gidip AyaYorgi’deki plajlara girip geceleri deli gibi eğlenmek bana da uyardı asında ama Ahmet böyle şeylerden hoşlanmadığı için daha sakin bir tatil planladık.


   Çeşme Beach’lerini araştırırken karşıma Quante ve Aquante çıktı bunlar aslında yan yana iki beach Quante daha çok kumsalıyla ünlü çocuklu aileler daha çok tercih ediyomuş denize kumsaldan giriyorsunuz ve kenarda çocuklarınızın oynayabileceği kadar yer var Aquante ise havuzu ile meşhur. İçerisinde iki tane sıcak su havuzu bulunuyor. Öyle kocaman havuzlar da değil derin de değiller dizinize kadar anca geliyor. Burası biraz daha bar tarzında çalan müzikler vs. Buradan denize girilmiyor mu? Giriliyor, havuzların biraz alt tarafında iki iskele var denize direkt atlamanız gerekiyor merdivenden inince benim çeneme geliyordu bu yüzden çocuklu aileler tercih etmiyor. Biz tatile çıkamadan önce bunları araştırdık kalacağımız yeri de buraya yakın seçtik. Paşalimanı diye geçen mevkiide Paşalimanı Otel’de konakladık. 


   Uçaktan inince nasıl olsa buluruz otobüs, minibüs bir şey vardır dedik ama yokmuş. Tatile dair tek pişmanlığımız araba ile gitmemek ya da araba kiralamamak oldu. Uçaktan indiğimizde nasıl gelebiliriz diye oteli aradık. Bize önce Çeşme’ye Çeşme’den Ilıca’ya Ilıca’dan taksiyle buraya gelin dediler. Ilıca’dan minibüs de varmış ama iki üç saatte bir. Ancak şansımıza otelin sahibi ya da siz Havaş’la Çeşme’ye gelin ben sizi Çeşme’den alırım dedi. Bizi inanılmaz sıcak kanlılıkla karşıladı, otele girişimiz yapılırken kahvaltı ikram etti. 2 gece kalıp 3 kere kahvaltı ettik ve şunu söyleyebilirim ki kahvaltılar inanılmaz lezzetliydi. Çalışanlar da otelin sahibi gibi güler yüzlü ve yardım sever davrandılar.
   
(Bu kahvaltıya ek olarak bir gün menemen bir gün omlet bir gün sahanda yumurta vardı)

   İlk gün öğleden sonra etrafı keşfe çıktık. Beach olmadan da denize girebileceğimiz yer var mı diye baktık. Otelimiz Aquante’ye çok yakınmış gezerken önünden geçtik. Pazar olduğu için çok kalabalıktı. Beachlerin önü araba kaynıyordu. Ücretsiz yerler de günübirlikçilerin istilasına uğramıştı. Oteldekilerin yönlendirmesi ile kendimize sessiz sakin bir plaj bulduk Gençlik Kampı’nın yanı Folkart Blu’nun tam önüydü plajımız. Bizim dışımızda birkaç aile vardı. Deniz güzeldi ancak Folkart İnşaat buraya yeni kum getirmiş bu yüzden biraz bulanıktı ve öğrendik inşaat tamamlanınca burası siteye dahil olacakmış zaten düzenlemeler yapılıyordu.




   Akşam yemeği için Ilıca’yı tercih ettik. Yukarıda bahsettiğim gibi Paşalimanı’ndan Ilıca’ya minibüsler varmış minibüs saatine bakıp durağa çıktık ancak bir türlü gelmedi. Meğer sefer saatleri değişmiş. Ne kadar uzak olabilir ki diyip 4.5 km yürüdük vardığımızda açlıktan midem sırtıma yapışmıştı. Ilıca sahili çok dalgalı idi. Pazar olduğu için biz gittiğimizde kalabalıktı ancak haftaiçi nisbeten  daha sakin olduğunu gördüm.


   Ilıca’da güzel bir tur attıktan sonra yemek için seçtiğimiz mekan Veysi’s oldu. Mekana internetten yorumları okuyarak karar vermiştik. Tıpkı internette yazdığı gibiydi. Çalışanlar fazla samimi abla abi diye hitap ediyorlar, yemekten önce ikram olarak yanlış hatırlamıyorsam iki çeşit meze geliyor anında gelen ekmek ısıtılmış. Ahmet Lokum sipariş verdi bir Nusr-Et değiller ama yine de et lezzetliydi. Ben ise ismini hatırlamadığım ama altındaki açıklamadan barbekü soslu tavuk beklediğim bir tavuk istedim. Maalesef tavuğumda barbekü sos yoktu bunun yanında mekanda barbekü sos yoktu. Kalmamış, insanlık hali anlarım ama bunu bana söylemeden önüme tabağı koydular. Mekanın bence tek eksisi bu idi. Yemek sonrasında ikram ettikleri profiterol ile bunu da artıya çevirdiler.


   Akşam dönüş saatimizde minibüs kalmamıştı. Çeşme’de taksi kullanmayın diye çok uyarılmamıza rağmen taksiye binmek zorunda kaldık. Yaklaşık 4,5 km için 25 TL taksi parası ödedik. Gerçekten gerekmedikçe taksiye binmeyin.



İkinci gün tüm günümüzü arkadaşlarımızla Aquente de geçirdik. Girişi kişi başı 50 TL. Biz haftaiçi gittiğimiz için kimsecikler yoktu adeta plajı kapatmış gibiydik.  Beşten sonra biraz daha hareketlendi. Kelimenin tam anlamıyla sabahtan akşama kadar buradaydık akşam yemeğini de burada yedik. Ama maalesef hamburgeri çok kötü idi. Ekmeği bayattı ve yerken ekmek ufalandı her yeri ayrı dağıldı. Bir sonraki Çeşme tatilimizde sırf şu ekmek yüzünden bile ıyy yediğimiz hamburger iğrençti diye Ahmet’i Aya Yorgi’ye ikna edebilirim.


   Üçüncü gün Alaçatı’ya geçtik. Onu merak edenleri şuraya tıklayarak bu tarafa alalım =)
Devamını oku »

17 Mayıs 2016 Salı

Başka Bir İstanbul: Kuzguncuk



   İki ay sonra taşınmasam yine gitmeyecektim Kuzguncuk'a dört yıldır fotoğraflara baka baka her haftasonu için Kuzguncuk planı yaptım da gidemedim bir türlü. Sanırım bu yüzden kafamda çok fazla büyüttüm, umduğumu bulamadım.



   Ezan sesi, çan sesi ve hazan sesinin aynı anda işitilebildiği üç dinin özgürce ve hoşgörü ile yaşanabildiği bir yer olması beni çok etkiledi. İnsana insan olduğu için saygı ve sevgi besleyen güzel insanlar hala var.




   Sahilden yukarı doğru gezmeye başladık. Amacımız önce biraz fotoğraf çekmek sonra bir şeyler yemekti. Kapısı denize açılan evler var bunun ne kadar mükemmel bir şey olduğunun farkındayım ama her evin kapısında ''Burada ticari amaçla fotoğraf çekmek yasaktır'' yazıyor hatta birinin kapısında ''Burada fotoğraf çektirenler ayrılıyor'' yazdığını gördüm. Amacımız ticari fotoğraf çekmek değildi ancak bu evlerde oturanlar bundan bu kadar rahatsız oluyorsa amacımız ne olursa olsun fotoğraf çekemezdim. İnsanların rahatsızlığını bir sokakta iki düğün çekimi görünce biraz anladım. Eğer düğün çekimi için Kuzguncuk'u düşünüyorsanız bence vazgeçin. Zaten stres olacağınız bir olay düğün fotoğrafı çektirmek daha rahat olacağınız bir yer tercih edebilirsiniz.



   Kuzguncuk'ta dolaşırken ilk karşıma çıkan yer Nail Kitapevi idi. Sanırım cumartesi olduğundan çok kalabalıktı ama bir gün buraya sadece kitap okumak için gelmek isterim. 




   Semt'in en meşhur yerlerinden biri de Ekmek Teknesi hiç kuşkusuz. Ünlü dizinin fırını Asude Cağ Kebabı ancak tabelası hala korunuyor.



   Gitmeden araştırmış balık yemeye karar vermiştik ancak fotoğraf çekemediğimiz için sokakları çok hızlı gezdik ve acıkmadığımız için bu planımızı da başka Kuzguncuk gezimize kaldı. Ancak siz giderseniz Kuzguncuk Balıkçısı'nda balık ya da Pita Mantı'da mantı yiyebilirsiniz. Pita'nın Kadıköy'dekinin şubesi mi yoksa isim benzerliği mi olduğunu çok merak ediyorum. Eğer Kadıköy'deki gibi ise kesinlikle güzeldir. Ayrıca çok sevimli minik minik cafelere de denk geldik Kuzguncuk'ta.



   Semt'in kedileri de evleri kadar fotojenik. Bizimkisi telefonu elime alır almaz kaçtığı için sokak kedilerinin bir de beni böyle çek tavırlarına aşık oldum.



   Hoşuma giden bir diğer şey Bostan oldu. Şehir merkezinde böyle bir yer olması ve korunması hayli şaşırtıcı geldi bana ancak öğrendim ki zaten korunmak için uğraşmışlar epeyce. Bostan'da ekili alanlarda okulların isminin yazdığını gördüm. Bence bir çocuk için en faydalı şey toprakla uğraşmak. Ortaokulda tarım dersimiz vardı bizim ektiğimiz marulların, domateslerin olgunlaştığını gördüğümüzdeki sevincimizi hatırlıyorum. O yıllarda ne mp3'üme sevinmiştim o kadar ne de ilk cep telefonuma şimdi düşününce fark ediyorum. 


   Bizim Kuzguncuk gezimizden izlenimlerimiz böyleydi her zaman dediğim gibi eğer siz de buraya gittiyseniz görüşlerinizi ve farklı yerler hakkındaki önerilerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
   Hoşçakalın...









Devamını oku »

15 Mayıs 2016 Pazar

Mihrabat Korusu

   Nerede temiz hava, park, bahçe, iki yeşil ağaç var orayı çok severim. Mihrabat Korusu'na da giderken aynı şeyleri düşündüm. Kanlıca'da sahile yakın ancak biraz daha iç kısımda kalan bir yer burası. İç kısıma gitmenizi sağlayan yol epey yokuş bu yüzden araçsız çıkmak biraz zor olacaktır sanıyorum.



   Koru'ya çıktığımızda önce biraz yürümek istedik harika bir yürüyüş parkuru var bir tarafınız ağaçlar, çiçekler diğer tarafınız deniz, Fatih Sultan Mehmet köprüsü. Yolun sonu çocuk oyun alanına çıkıyormuş ancak bizim gittiğimiz gün okullar arası yarışmalar olduğu için o bölümün kapalı olduğunu söylediler uzaktan gördüğüm kadarıyla çocuklar baya eğleniyordu. Özellikle anne babaların açık havada ve tehlikeden uzak oyun alanlarını araştırmaları gerekiyor bence haftasonları AVM'lere tıkılıp paralı plastik oyun alanlarında oynamak zorunda kalan çocuklara çok üzülüyorum. Günümüzde sokakta oyun oynayabilen çocuklar çok şanslı.



   Koru'nun içinde restoran ve kafe kısmı da var. Bu kısımında manzarası yine çok hoş. Fiyatlar da ucuz olmamakla birlikte manzara için normal bence. Bir şeyler yemediğimiz için lezzet konusunda yorum yapamayacağım ancak limonatası başarılı idi. Servis elemanları ise biraz ilgisizdi. 


   Kafe'nin alt tarafında düğün için ayrılmış bir kısım var. Evlenecek çiftler için belki bir fikir olabilir ama bana biraz küçük geldi kokteyl tarzı düğünler için ideal hatta kalabalık bir grup bile ağırlanabilir ancak bir Trakya kızı olarak dikkat ettim ki oynama alanı kısıtlı. Bu ara Facebook ve İnstagramım nişan söz fotoğrafı dolu olduğu için aklınızda bulunsun kızlar =) 



   Genel olarak manzarayı çok sevdik, servis hoşumuza gitmedi, evlensek düğünü burada yapmayız ama yürümeye, manzaraya karşı bir çay kahve içmeye ya da siz düğünüze davet ederseniz takı merasimine geliriz =)


Mihrabat Korusu Menu, Reviews, Photos, Location and Info - Zomato
Devamını oku »

5 Mayıs 2016 Perşembe

Tarihi Çınaraltı Aile Çay Bahçesi

   Herkese yeniden merhaba,
   İstanbul'da baharın tadını çıkarmaya devam ediyoruz. Zaten İstanbul'da son iki ayım diye diye neredeyse haftada iki değişik mekan geziyoruz. Geçtiğimiz cumartesi de havanın güneşini fırsat bilip Çengelköy'e gittik.



   Tarihi Çınaraltı Aile Çay Bahçesi kahvaltı için seçtiğimiz mekandı. Aslında bu planı cuma sabahı erken saatler için yapmıştık ancak perşembe günü Büyükada'da iyice hasta olunca ertesi gün dinlenmeye ayırdım biraz iyi hissedince -iyi dediysem boğaz pastilleri, spreyler ve Nurofen kankilerimi de yanıma aldık, mezar taşıma rahmetli çok gezerdi şimdi nerede olduğunu biliyoruz yazarsınız artık- cumartesi gününe kaldı bizim kahvaltı. Emin olamadık yer bulur muyuz, trafik çok olur mu falan diye ama her şey hayal ettiğimizden güzel oldu. Cumartesi olduğu için bütün masalar doluydu ama inat ettik deniz kenarında oturacaktık o yüzden arkadaki masalarda gidenler olsa da oturmadık gözümüze kestirdiğimiz üç masanın başında beklemeye başladık. Resmen insanlara kalkın da biz oturalım baskısı yaptık. Hafta içi gitsek bu durumun nispeten daha az rahatsız edeceğini düşünüyorum. 



   Çınaraltı'nda kahvaltı yapmak için hemen girişindeki pastahaneden sandviç, poğaça, börek vs. aldık. Mekana dışarıdan içecek getirmek yasak zaten onu da dışarıdan getirirseniz ne kazanacak insanlar. Aslında pastahanenin diğer yanında da Çengelköy börekçisi vardı, tercih etmememizin sebebi ise sonsuza uzayan kuyruktu. 



   Mekanın bu kadar popüler olmasının sebebi inanılmaz boğaz manzarası. Aynı manzarayı gören mekanlarda kahvaltıya asgari ücretin yarısını isteyen mekanlar biliyorum. Yoksa annemin hep dediği gibi evimizde domates, salatalık mı yok neden sürekli kahvaltıyı dışarda ediyoruz? Bu mekanda manzara yüzünden. Hatta evinizden domates, salatalık, peynir, zeytin gibi kahvaltılıkları hazırlayarak çıkarsanız ve kalabalık gelirseniz keyfinin daha çok çıkacağını düşünüyorum.



   İşte bizim cumartesi kahvaltımız böyleydi. Eğer sizin de benimle paylaşmak istediğiniz mekanlar ya da herhangi bir fikir varsa yorum yazmanız beni çok mutlu eder. 

Tarihi Çınaraltı Aile Çay Bahçesi Menu, Reviews, Photos, Location and Info - Zomato
Devamını oku »

29 Nisan 2016 Cuma

Ada'ya Gidelim! Ama Hangisine?


   Herkese yeniden merhaba,
   Baharla beraber havalar ısınınca herkeste bir piknik bir şehirden kaçış isteği başladı. Kanımız kaynıyor gezmek istiyoruz, çayıra çimene serilmek istiyoruz. Her fırsatta kendimizi Caddebostan, Moda, Maçka Parkı'na atıyoruz ama bir süre sonra her gün aynı yere gittiğimizi fark edip değişiklik istiyoruz. İşte o an da biri adaya gidelim diyor! Diyor olmalı çünkü instagram da herkes son günlerde ada fotoğrafı paylaşıyor, Tekirdağ'daki kuzenim geldiğimde beni adalara götür diyor, ev arkadaşım İzmir'deki erkek arkadaşı geldiğinde adalara gitmek için şimdiden plan yapıyor, biz ilk boş günümüzde adaya kaçmaya çalışıyoruz. İşte o anda hangisine gideceğimiz sorusu kafamızı karıştırıyor. Bu yüzden adaların hepsini gezmiş biri olarak size bir Adalar Rehberi hazırladım.


   Öncelikle bu adaların hepsine Kabataş ya da Kadıköy'de Şehir Hatları vapurları ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıca Bostancı ve Kabataş'tan deniz motorları ile de ulaşım imkanı var. Adaların hepsinden denize girebileceğiniz plajlar var ancak ben buralarda işletmelerin yetersizliğinden, plajların bakımsızlığından ve çoğu yerde kumsaldan değil de kayalıktan girmek zorunda olunduğundan tercih etmiyorum. Daha önce Plajlar ve Plaj Kitapları yazımda bahsettğim gibi Burgazada plajlarından şiddetle uzak durun diyorum çünkü tamamen rezillik ancak Büyükada Yörük Ali plajına arkadaşlarım gitti ve memnun kaldıklarını dile getirdiler. Yine arkadaşlarımın yalancısı olduğum başka ada plajı da Heybeliada'daki Green Beach Club gidip görenler olumlu olumsuz görüşlerini paylaşıp bizi bilgilendirirse sevinirim.


   1.Büyükada



   Adalardan şu daha güzeldir diyemem hepsinin ayrı bir atmosferi var. Kimi sessiz sakin, kimi hareketli sizin nasıl ortamlar sevdiğinize bağlı olarak hangi adayı seveceğiniz değişir benim en sevdiğim Büyükada. 
   Büyükada'ya sabah erken gidip tüm günü geçirmenizi tavsiye ederim. Kahvaltı için iskeleye yakın cafeleri tercih edebilirsiniz. Benim favorilerim Büyükada Pastahenesi ve Sarıyer Börekçisi daha sonra bisiklet kiralayıp ada turu yapabilirsiniz. Atlara edilen eziyeti yaz aylarında yığılıp kalan atları gözlerimle gördükten sonra faytona binmeye karşıyım. Ayayorgi tepesinde mola verip küçük restoranda manzaraya karşı yemek yiyip kahve içebilirsiniz, Çanakkale'den şarapları da var sevenlerine duyrulur =)



   Aya Yorgi 24 Eylül ve 23 Nisan'da ziyaretçilere açılıyor burada dilekler dileniyor. İnanışa göre o yokuşu elinizdeki makarayı sökerek konuşmadan çıkarsanız dileğiniz kabul oluyor. Ben geçen yıl denemiştim aynı gün kandildi. Aya Yorgi'nin azizliğinden mi kandilde edilen dualardan mı bilmem ama hayalimi yaşıyorum.
   Akşamüstü ise Dilburnu ve Yörükali plajında piknik yapabilir ya da İstanbul'a dönmeden iskeledeki balıkçılarda balık yiyebilirsiniz. Biz son gidişimizde Köfte & Piyaz'da yedik. Dönüş vapurunu beklerken ada dondurması da tatlı niyetine =) Eğer benim gibi kitaplara düşkünseniz Reşat Nuri Güntekin'in evinin de Büyükada'da bulunduğunu belirtmeliyim belki görmek istersiniz.



   Eğer haftasonu gitmeyi düşünüyorsanız Büyükada'yı ben bile tavsiye etmem o kadar kalabalık oluyor ki İstanbul'dan bir farkı olmuyor İstanbul trafiğinden kaçarken adada fayton trafiğine yakalanmayın.



   2. Heybeliada

(Fotoğfarlarıma model olarak güzeller güzeli kuzenimi kullandım)

   Heybeliada Büyükada'ya göre daha sakin bisiklet ile ilerlerken daha fazla manzara görebiliyorsunuz. Heybeliada piknik yapmak için de bence çok daha uygun daha fazla mesire alanı var ve buralarda piknik için setler de satılıyor.

   Piknik yapmayacaksanız sahildeki restoranlarda yemek yiyebilirsiniz. Biz son gittiğimizde Farklı Bi Yer'i denedik. Tam öğrenci işi bir mekan olmuş fiyatları gayet uygun. Çalışanları inanılmaz cana yakın. Vee menüsü Küçük Prens. Mekanın ilgimi çeken noktası da Küçük Prens'ten yola çıkarak bir çocuk kitapları kütüphanesi oluşturmaları eğer Heybeli'ye giderseniz elinizdeki çocuk kitaplarını buraya bırakabilirsiniz. 


   Heybeliada'da görmeden dönmemeniz gerekenler Senetoryum, Hüseyin Rahmi Müzesi, Deniz Lisesi, Ruhban Okulu. Tadım Roma Dondurmacısı'nda mutlaka benim için de dondurma yiyin =)




   3. Burgazada



   Eğer akşam da kalacaksanız bence Burgazada'yı tercih etmelisiniz. Kalpazankaya'da güneşin batımını izlemek harika olacaktır. Burgazada'da sessiz sakin mekanları sevenler için ideal. Küçük bir ada olduğu için bisiklet kiralayabileceğiniz yer sayısı bile bir elin parmaklarını geçmiyordu iki yıl önce. Bu adada da Sait Faik Abasıyanık müzesini ve Madam Marta Koyu'nu görmeden dönmemelisiniz.




   4. Kınalıada




   Adaların en küçüğü en sakini ben buraya gittiğimde iki üç saat yetmiş daha sonra Burgazada'ya geçmiştim. Ada çok küçük olduğu için yürüyerek iki üç saatte bitirebiliyorsunuz tarihi köşkleri görüp fotoğraf çekmek isterseniz ada size göre olabilir ama kesinlikle bana göre değil bu fazla sakinlik.


   Sizin en sevdiğiniz ada hangisi? Hangi adada neler yapıyor mutlaka sen de yap diyorsunuz? Benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum =)
Devamını oku »