/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

31 Temmuz 2016 Pazar

Çeşme Günlüğü 1: Paşalimanı


   Hayaller Avrupa’yı gezmekti hayatları Çeşme oldu bu yaz =) Çeşme dediğime de bakmayın Çeşme tatilimizde Çeşme’nin sadece otogarını gördüm 15 dakika falan. Klasik Çeşmeciler gibi Çeşme’ye gidip AyaYorgi’deki plajlara girip geceleri deli gibi eğlenmek bana da uyardı asında ama Ahmet böyle şeylerden hoşlanmadığı için daha sakin bir tatil planladık.


   Çeşme Beach’lerini araştırırken karşıma Quante ve Aquante çıktı bunlar aslında yan yana iki beach Quante daha çok kumsalıyla ünlü çocuklu aileler daha çok tercih ediyomuş denize kumsaldan giriyorsunuz ve kenarda çocuklarınızın oynayabileceği kadar yer var Aquante ise havuzu ile meşhur. İçerisinde iki tane sıcak su havuzu bulunuyor. Öyle kocaman havuzlar da değil derin de değiller dizinize kadar anca geliyor. Burası biraz daha bar tarzında çalan müzikler vs. Buradan denize girilmiyor mu? Giriliyor, havuzların biraz alt tarafında iki iskele var denize direkt atlamanız gerekiyor merdivenden inince benim çeneme geliyordu bu yüzden çocuklu aileler tercih etmiyor. Biz tatile çıkamadan önce bunları araştırdık kalacağımız yeri de buraya yakın seçtik. Paşalimanı diye geçen mevkiide Paşalimanı Otel’de konakladık. 


   Uçaktan inince nasıl olsa buluruz otobüs, minibüs bir şey vardır dedik ama yokmuş. Tatile dair tek pişmanlığımız araba ile gitmemek ya da araba kiralamamak oldu. Uçaktan indiğimizde nasıl gelebiliriz diye oteli aradık. Bize önce Çeşme’ye Çeşme’den Ilıca’ya Ilıca’dan taksiyle buraya gelin dediler. Ilıca’dan minibüs de varmış ama iki üç saatte bir. Ancak şansımıza otelin sahibi ya da siz Havaş’la Çeşme’ye gelin ben sizi Çeşme’den alırım dedi. Bizi inanılmaz sıcak kanlılıkla karşıladı, otele girişimiz yapılırken kahvaltı ikram etti. 2 gece kalıp 3 kere kahvaltı ettik ve şunu söyleyebilirim ki kahvaltılar inanılmaz lezzetliydi. Çalışanlar da otelin sahibi gibi güler yüzlü ve yardım sever davrandılar.
   
(Bu kahvaltıya ek olarak bir gün menemen bir gün omlet bir gün sahanda yumurta vardı)

   İlk gün öğleden sonra etrafı keşfe çıktık. Beach olmadan da denize girebileceğimiz yer var mı diye baktık. Otelimiz Aquante’ye çok yakınmış gezerken önünden geçtik. Pazar olduğu için çok kalabalıktı. Beachlerin önü araba kaynıyordu. Ücretsiz yerler de günübirlikçilerin istilasına uğramıştı. Oteldekilerin yönlendirmesi ile kendimize sessiz sakin bir plaj bulduk Gençlik Kampı’nın yanı Folkart Blu’nun tam önüydü plajımız. Bizim dışımızda birkaç aile vardı. Deniz güzeldi ancak Folkart İnşaat buraya yeni kum getirmiş bu yüzden biraz bulanıktı ve öğrendik inşaat tamamlanınca burası siteye dahil olacakmış zaten düzenlemeler yapılıyordu.




   Akşam yemeği için Ilıca’yı tercih ettik. Yukarıda bahsettiğim gibi Paşalimanı’ndan Ilıca’ya minibüsler varmış minibüs saatine bakıp durağa çıktık ancak bir türlü gelmedi. Meğer sefer saatleri değişmiş. Ne kadar uzak olabilir ki diyip 4.5 km yürüdük vardığımızda açlıktan midem sırtıma yapışmıştı. Ilıca sahili çok dalgalı idi. Pazar olduğu için biz gittiğimizde kalabalıktı ancak haftaiçi nisbeten  daha sakin olduğunu gördüm.


   Ilıca’da güzel bir tur attıktan sonra yemek için seçtiğimiz mekan Veysi’s oldu. Mekana internetten yorumları okuyarak karar vermiştik. Tıpkı internette yazdığı gibiydi. Çalışanlar fazla samimi abla abi diye hitap ediyorlar, yemekten önce ikram olarak yanlış hatırlamıyorsam iki çeşit meze geliyor anında gelen ekmek ısıtılmış. Ahmet Lokum sipariş verdi bir Nusr-Et değiller ama yine de et lezzetliydi. Ben ise ismini hatırlamadığım ama altındaki açıklamadan barbekü soslu tavuk beklediğim bir tavuk istedim. Maalesef tavuğumda barbekü sos yoktu bunun yanında mekanda barbekü sos yoktu. Kalmamış, insanlık hali anlarım ama bunu bana söylemeden önüme tabağı koydular. Mekanın bence tek eksisi bu idi. Yemek sonrasında ikram ettikleri profiterol ile bunu da artıya çevirdiler.


   Akşam dönüş saatimizde minibüs kalmamıştı. Çeşme’de taksi kullanmayın diye çok uyarılmamıza rağmen taksiye binmek zorunda kaldık. Yaklaşık 4,5 km için 25 TL taksi parası ödedik. Gerçekten gerekmedikçe taksiye binmeyin.



İkinci gün tüm günümüzü arkadaşlarımızla Aquente de geçirdik. Girişi kişi başı 50 TL. Biz haftaiçi gittiğimiz için kimsecikler yoktu adeta plajı kapatmış gibiydik.  Beşten sonra biraz daha hareketlendi. Kelimenin tam anlamıyla sabahtan akşama kadar buradaydık akşam yemeğini de burada yedik. Ama maalesef hamburgeri çok kötü idi. Ekmeği bayattı ve yerken ekmek ufalandı her yeri ayrı dağıldı. Bir sonraki Çeşme tatilimizde sırf şu ekmek yüzünden bile ıyy yediğimiz hamburger iğrençti diye Ahmet’i Aya Yorgi’ye ikna edebilirim.


   Üçüncü gün Alaçatı’ya geçtik. Onu merak edenleri şuraya tıklayarak bu tarafa alalım =)
Devamını oku »

17 Mayıs 2016 Salı

Başka Bir İstanbul: Kuzguncuk



   İki ay sonra taşınmasam yine gitmeyecektim Kuzguncuk'a dört yıldır fotoğraflara baka baka her haftasonu için Kuzguncuk planı yaptım da gidemedim bir türlü. Sanırım bu yüzden kafamda çok fazla büyüttüm, umduğumu bulamadım.



   Ezan sesi, çan sesi ve hazan sesinin aynı anda işitilebildiği üç dinin özgürce ve hoşgörü ile yaşanabildiği bir yer olması beni çok etkiledi. İnsana insan olduğu için saygı ve sevgi besleyen güzel insanlar hala var.




   Sahilden yukarı doğru gezmeye başladık. Amacımız önce biraz fotoğraf çekmek sonra bir şeyler yemekti. Kapısı denize açılan evler var bunun ne kadar mükemmel bir şey olduğunun farkındayım ama her evin kapısında ''Burada ticari amaçla fotoğraf çekmek yasaktır'' yazıyor hatta birinin kapısında ''Burada fotoğraf çektirenler ayrılıyor'' yazdığını gördüm. Amacımız ticari fotoğraf çekmek değildi ancak bu evlerde oturanlar bundan bu kadar rahatsız oluyorsa amacımız ne olursa olsun fotoğraf çekemezdim. İnsanların rahatsızlığını bir sokakta iki düğün çekimi görünce biraz anladım. Eğer düğün çekimi için Kuzguncuk'u düşünüyorsanız bence vazgeçin. Zaten stres olacağınız bir olay düğün fotoğrafı çektirmek daha rahat olacağınız bir yer tercih edebilirsiniz.



   Kuzguncuk'ta dolaşırken ilk karşıma çıkan yer Nail Kitapevi idi. Sanırım cumartesi olduğundan çok kalabalıktı ama bir gün buraya sadece kitap okumak için gelmek isterim. 




   Semt'in en meşhur yerlerinden biri de Ekmek Teknesi hiç kuşkusuz. Ünlü dizinin fırını Asude Cağ Kebabı ancak tabelası hala korunuyor.



   Gitmeden araştırmış balık yemeye karar vermiştik ancak fotoğraf çekemediğimiz için sokakları çok hızlı gezdik ve acıkmadığımız için bu planımızı da başka Kuzguncuk gezimize kaldı. Ancak siz giderseniz Kuzguncuk Balıkçısı'nda balık ya da Pita Mantı'da mantı yiyebilirsiniz. Pita'nın Kadıköy'dekinin şubesi mi yoksa isim benzerliği mi olduğunu çok merak ediyorum. Eğer Kadıköy'deki gibi ise kesinlikle güzeldir. Ayrıca çok sevimli minik minik cafelere de denk geldik Kuzguncuk'ta.



   Semt'in kedileri de evleri kadar fotojenik. Bizimkisi telefonu elime alır almaz kaçtığı için sokak kedilerinin bir de beni böyle çek tavırlarına aşık oldum.



   Hoşuma giden bir diğer şey Bostan oldu. Şehir merkezinde böyle bir yer olması ve korunması hayli şaşırtıcı geldi bana ancak öğrendim ki zaten korunmak için uğraşmışlar epeyce. Bostan'da ekili alanlarda okulların isminin yazdığını gördüm. Bence bir çocuk için en faydalı şey toprakla uğraşmak. Ortaokulda tarım dersimiz vardı bizim ektiğimiz marulların, domateslerin olgunlaştığını gördüğümüzdeki sevincimizi hatırlıyorum. O yıllarda ne mp3'üme sevinmiştim o kadar ne de ilk cep telefonuma şimdi düşününce fark ediyorum. 


   Bizim Kuzguncuk gezimizden izlenimlerimiz böyleydi her zaman dediğim gibi eğer siz de buraya gittiyseniz görüşlerinizi ve farklı yerler hakkındaki önerilerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
   Hoşçakalın...









Devamını oku »

15 Mayıs 2016 Pazar

Mihrabat Korusu

   Nerede temiz hava, park, bahçe, iki yeşil ağaç var orayı çok severim. Mihrabat Korusu'na da giderken aynı şeyleri düşündüm. Kanlıca'da sahile yakın ancak biraz daha iç kısımda kalan bir yer burası. İç kısıma gitmenizi sağlayan yol epey yokuş bu yüzden araçsız çıkmak biraz zor olacaktır sanıyorum.



   Koru'ya çıktığımızda önce biraz yürümek istedik harika bir yürüyüş parkuru var bir tarafınız ağaçlar, çiçekler diğer tarafınız deniz, Fatih Sultan Mehmet köprüsü. Yolun sonu çocuk oyun alanına çıkıyormuş ancak bizim gittiğimiz gün okullar arası yarışmalar olduğu için o bölümün kapalı olduğunu söylediler uzaktan gördüğüm kadarıyla çocuklar baya eğleniyordu. Özellikle anne babaların açık havada ve tehlikeden uzak oyun alanlarını araştırmaları gerekiyor bence haftasonları AVM'lere tıkılıp paralı plastik oyun alanlarında oynamak zorunda kalan çocuklara çok üzülüyorum. Günümüzde sokakta oyun oynayabilen çocuklar çok şanslı.



   Koru'nun içinde restoran ve kafe kısmı da var. Bu kısımında manzarası yine çok hoş. Fiyatlar da ucuz olmamakla birlikte manzara için normal bence. Bir şeyler yemediğimiz için lezzet konusunda yorum yapamayacağım ancak limonatası başarılı idi. Servis elemanları ise biraz ilgisizdi. 


   Kafe'nin alt tarafında düğün için ayrılmış bir kısım var. Evlenecek çiftler için belki bir fikir olabilir ama bana biraz küçük geldi kokteyl tarzı düğünler için ideal hatta kalabalık bir grup bile ağırlanabilir ancak bir Trakya kızı olarak dikkat ettim ki oynama alanı kısıtlı. Bu ara Facebook ve İnstagramım nişan söz fotoğrafı dolu olduğu için aklınızda bulunsun kızlar =) 



   Genel olarak manzarayı çok sevdik, servis hoşumuza gitmedi, evlensek düğünü burada yapmayız ama yürümeye, manzaraya karşı bir çay kahve içmeye ya da siz düğünüze davet ederseniz takı merasimine geliriz =)


Mihrabat Korusu Menu, Reviews, Photos, Location and Info - Zomato
Devamını oku »

5 Mayıs 2016 Perşembe

Tarihi Çınaraltı Aile Çay Bahçesi

   Herkese yeniden merhaba,
   İstanbul'da baharın tadını çıkarmaya devam ediyoruz. Zaten İstanbul'da son iki ayım diye diye neredeyse haftada iki değişik mekan geziyoruz. Geçtiğimiz cumartesi de havanın güneşini fırsat bilip Çengelköy'e gittik.



   Tarihi Çınaraltı Aile Çay Bahçesi kahvaltı için seçtiğimiz mekandı. Aslında bu planı cuma sabahı erken saatler için yapmıştık ancak perşembe günü Büyükada'da iyice hasta olunca ertesi gün dinlenmeye ayırdım biraz iyi hissedince -iyi dediysem boğaz pastilleri, spreyler ve Nurofen kankilerimi de yanıma aldık, mezar taşıma rahmetli çok gezerdi şimdi nerede olduğunu biliyoruz yazarsınız artık- cumartesi gününe kaldı bizim kahvaltı. Emin olamadık yer bulur muyuz, trafik çok olur mu falan diye ama her şey hayal ettiğimizden güzel oldu. Cumartesi olduğu için bütün masalar doluydu ama inat ettik deniz kenarında oturacaktık o yüzden arkadaki masalarda gidenler olsa da oturmadık gözümüze kestirdiğimiz üç masanın başında beklemeye başladık. Resmen insanlara kalkın da biz oturalım baskısı yaptık. Hafta içi gitsek bu durumun nispeten daha az rahatsız edeceğini düşünüyorum. 



   Çınaraltı'nda kahvaltı yapmak için hemen girişindeki pastahaneden sandviç, poğaça, börek vs. aldık. Mekana dışarıdan içecek getirmek yasak zaten onu da dışarıdan getirirseniz ne kazanacak insanlar. Aslında pastahanenin diğer yanında da Çengelköy börekçisi vardı, tercih etmememizin sebebi ise sonsuza uzayan kuyruktu. 



   Mekanın bu kadar popüler olmasının sebebi inanılmaz boğaz manzarası. Aynı manzarayı gören mekanlarda kahvaltıya asgari ücretin yarısını isteyen mekanlar biliyorum. Yoksa annemin hep dediği gibi evimizde domates, salatalık mı yok neden sürekli kahvaltıyı dışarda ediyoruz? Bu mekanda manzara yüzünden. Hatta evinizden domates, salatalık, peynir, zeytin gibi kahvaltılıkları hazırlayarak çıkarsanız ve kalabalık gelirseniz keyfinin daha çok çıkacağını düşünüyorum.



   İşte bizim cumartesi kahvaltımız böyleydi. Eğer sizin de benimle paylaşmak istediğiniz mekanlar ya da herhangi bir fikir varsa yorum yazmanız beni çok mutlu eder. 

Tarihi Çınaraltı Aile Çay Bahçesi Menu, Reviews, Photos, Location and Info - Zomato
Devamını oku »

29 Nisan 2016 Cuma

Ada'ya Gidelim! Ama Hangisine?


   Herkese yeniden merhaba,
   Baharla beraber havalar ısınınca herkeste bir piknik bir şehirden kaçış isteği başladı. Kanımız kaynıyor gezmek istiyoruz, çayıra çimene serilmek istiyoruz. Her fırsatta kendimizi Caddebostan, Moda, Maçka Parkı'na atıyoruz ama bir süre sonra her gün aynı yere gittiğimizi fark edip değişiklik istiyoruz. İşte o an da biri adaya gidelim diyor! Diyor olmalı çünkü instagram da herkes son günlerde ada fotoğrafı paylaşıyor, Tekirdağ'daki kuzenim geldiğimde beni adalara götür diyor, ev arkadaşım İzmir'deki erkek arkadaşı geldiğinde adalara gitmek için şimdiden plan yapıyor, biz ilk boş günümüzde adaya kaçmaya çalışıyoruz. İşte o anda hangisine gideceğimiz sorusu kafamızı karıştırıyor. Bu yüzden adaların hepsini gezmiş biri olarak size bir Adalar Rehberi hazırladım.


   Öncelikle bu adaların hepsine Kabataş ya da Kadıköy'de Şehir Hatları vapurları ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıca Bostancı ve Kabataş'tan deniz motorları ile de ulaşım imkanı var. Adaların hepsinden denize girebileceğiniz plajlar var ancak ben buralarda işletmelerin yetersizliğinden, plajların bakımsızlığından ve çoğu yerde kumsaldan değil de kayalıktan girmek zorunda olunduğundan tercih etmiyorum. Daha önce Plajlar ve Plaj Kitapları yazımda bahsettğim gibi Burgazada plajlarından şiddetle uzak durun diyorum çünkü tamamen rezillik ancak Büyükada Yörük Ali plajına arkadaşlarım gitti ve memnun kaldıklarını dile getirdiler. Yine arkadaşlarımın yalancısı olduğum başka ada plajı da Heybeliada'daki Green Beach Club gidip görenler olumlu olumsuz görüşlerini paylaşıp bizi bilgilendirirse sevinirim.


   1.Büyükada



   Adalardan şu daha güzeldir diyemem hepsinin ayrı bir atmosferi var. Kimi sessiz sakin, kimi hareketli sizin nasıl ortamlar sevdiğinize bağlı olarak hangi adayı seveceğiniz değişir benim en sevdiğim Büyükada. 
   Büyükada'ya sabah erken gidip tüm günü geçirmenizi tavsiye ederim. Kahvaltı için iskeleye yakın cafeleri tercih edebilirsiniz. Benim favorilerim Büyükada Pastahenesi ve Sarıyer Börekçisi daha sonra bisiklet kiralayıp ada turu yapabilirsiniz. Atlara edilen eziyeti yaz aylarında yığılıp kalan atları gözlerimle gördükten sonra faytona binmeye karşıyım. Ayayorgi tepesinde mola verip küçük restoranda manzaraya karşı yemek yiyip kahve içebilirsiniz, Çanakkale'den şarapları da var sevenlerine duyrulur =)



   Aya Yorgi 24 Eylül ve 23 Nisan'da ziyaretçilere açılıyor burada dilekler dileniyor. İnanışa göre o yokuşu elinizdeki makarayı sökerek konuşmadan çıkarsanız dileğiniz kabul oluyor. Ben geçen yıl denemiştim aynı gün kandildi. Aya Yorgi'nin azizliğinden mi kandilde edilen dualardan mı bilmem ama hayalimi yaşıyorum.
   Akşamüstü ise Dilburnu ve Yörükali plajında piknik yapabilir ya da İstanbul'a dönmeden iskeledeki balıkçılarda balık yiyebilirsiniz. Biz son gidişimizde Köfte & Piyaz'da yedik. Dönüş vapurunu beklerken ada dondurması da tatlı niyetine =) Eğer benim gibi kitaplara düşkünseniz Reşat Nuri Güntekin'in evinin de Büyükada'da bulunduğunu belirtmeliyim belki görmek istersiniz.



   Eğer haftasonu gitmeyi düşünüyorsanız Büyükada'yı ben bile tavsiye etmem o kadar kalabalık oluyor ki İstanbul'dan bir farkı olmuyor İstanbul trafiğinden kaçarken adada fayton trafiğine yakalanmayın.



   2. Heybeliada

(Fotoğfarlarıma model olarak güzeller güzeli kuzenimi kullandım)

   Heybeliada Büyükada'ya göre daha sakin bisiklet ile ilerlerken daha fazla manzara görebiliyorsunuz. Heybeliada piknik yapmak için de bence çok daha uygun daha fazla mesire alanı var ve buralarda piknik için setler de satılıyor.

   Piknik yapmayacaksanız sahildeki restoranlarda yemek yiyebilirsiniz. Biz son gittiğimizde Farklı Bi Yer'i denedik. Tam öğrenci işi bir mekan olmuş fiyatları gayet uygun. Çalışanları inanılmaz cana yakın. Vee menüsü Küçük Prens. Mekanın ilgimi çeken noktası da Küçük Prens'ten yola çıkarak bir çocuk kitapları kütüphanesi oluşturmaları eğer Heybeli'ye giderseniz elinizdeki çocuk kitaplarını buraya bırakabilirsiniz. 


   Heybeliada'da görmeden dönmemeniz gerekenler Senetoryum, Hüseyin Rahmi Müzesi, Deniz Lisesi, Ruhban Okulu. Tadım Roma Dondurmacısı'nda mutlaka benim için de dondurma yiyin =)




   3. Burgazada



   Eğer akşam da kalacaksanız bence Burgazada'yı tercih etmelisiniz. Kalpazankaya'da güneşin batımını izlemek harika olacaktır. Burgazada'da sessiz sakin mekanları sevenler için ideal. Küçük bir ada olduğu için bisiklet kiralayabileceğiniz yer sayısı bile bir elin parmaklarını geçmiyordu iki yıl önce. Bu adada da Sait Faik Abasıyanık müzesini ve Madam Marta Koyu'nu görmeden dönmemelisiniz.




   4. Kınalıada




   Adaların en küçüğü en sakini ben buraya gittiğimde iki üç saat yetmiş daha sonra Burgazada'ya geçmiştim. Ada çok küçük olduğu için yürüyerek iki üç saatte bitirebiliyorsunuz tarihi köşkleri görüp fotoğraf çekmek isterseniz ada size göre olabilir ama kesinlikle bana göre değil bu fazla sakinlik.


   Sizin en sevdiğiniz ada hangisi? Hangi adada neler yapıyor mutlaka sen de yap diyorsunuz? Benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum =)
Devamını oku »

27 Nisan 2016 Çarşamba

Kırmızı Saçlı Kadın - Orhan Pamuk

   Orhan Pamuk'un ilk Kafamda Bir Tuhaflık kitabını okumuştum geçtiğimiz yıl. Yeni kitabı çıktığını görünce hemen alıp okumak istedim ancak elimde okumadığım o kadar çok kitabım var ki onlar bitmeden yeni kitap satın almama kararımı çiğnemedim. Satın da almadım zaten kitap gönderme etkinliği ile elime geçti kitap.


   İlk başlarda bu kadar merak ettiğime değmediğini düşündüm yaklaşık ilk 50 sayfası benim için çok durağandı. İlerleyen sayfalarda ne olacak diye rastgele bir sayfa açıp ilk cümlesini okudum tepkim hala mı kuyu kazıyorlar, bu kitapta kırmızı saçlı bir kadın yok galiba oldu. Evet kitap kuyu kazarak su bulmaya çalışma hikayesi ile başlıyor. Sonra bir ilk aşk hikayesine dönüşüyor bu arada Doğu ve Batı medeniyetlerinde baba oğul ilişkisini irdeleyip efsaneler anlatıyor ve efsanelerin yaşanabilir olduğunu görüyoruz.


   Benim gibi başında sıkılırsanız sakın pes etmeyin sonlara doğru gerçekten heyecanlanıyor. Kitabı hep Cem Bey'in ağzından okuyoruz ama sonunda Kırmızı Saçlı Kadın'ın ağzından tüm bu olaylar yaşanırken onun neler yaşadığını okuyoruz. Aslında benim hoşlandığım bu üçüncü bölüm oldu. Kitabı okurken hep Kırmızı Saçlı Kadın'a ne oldu acaba diye merak ettim sonunda öğrenince rahatladım.


   O kadar herkesin elinde görüyorum ki Marmaray'da benden başka iki kişi daha karşımda kitabı okuyordu=) Bu aralar herkesin elinde gördüğüm kitabı aranızda okuyan var mı? Fikirlerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum.
   Keyifli Okumalar...
Devamını oku »

21 Nisan 2016 Perşembe

Beş Liraya Yoga Mı?: Yoga Şala Deneyimim

   Herkese yeniden merhaba,

   Sizlere Yoga Şala'ya gidip ismimi söylerseniz beş liraya yoga yapabilirsiniz demek isterdim ama ben ünlü bir blogger değilim. Hem zaten Yoga Şala'da üniversite öğrencilerine yoga beş lira.




   Başta biraz korktum. Nasıl yani beş liraya yoga dedim, yoga yapacağız diye böbreğimizden olmayalım dedim, yogada sadece omluyor muyuz internette gördüğüm hareketleri yapacaksak bir yerlerimi sakatlar mıyım dedim. Üç haftadır bunların hiç biri olmadı.

   Yoga Şala'yı geçen yıl bulmuştum aslında pilates yaparken yogaya merak sarıp internet üzerinden fiyat teklifi bile almıştım ancak başlamak bir sene sonrasına kısmet oldu. Hayatımın en stresli dönemini geçiriyorum sanırım üç yıl yatarak okuduğum okulum dördüncü sınıfta birden hareketlendi; sunumlar, ödevler, tez... Mezun olunca ne yapacağımın kararını almak da benim için zor oldu. Tamamen hayatımı değiştirecek bir karar verdim bu sefer adapte olabilecek miyim stresi. Henüz çok yeni bir ilişki ve onun uyum sağlayabilecek miyiz stresi. Ay buraya yazarken bile nasıl kalp krizi geçirmediğime şaşırıyorum. Çok uzattım bunlar aslında sizi ilgilendirmiyor okurken buraları atlayın =) Bu stresimi atmak için ne yapabilirim diye bakarken yogayı ve ardından Yoga Şala'yı buldum. Üniversite öğrencilerine böyle bir kampanyalarını duyunca denemek istedim. Bu kampanya sadece Bağdat Caddesi'nde değil Etiler ve Nişantaşı şubelerinde de geçerliymiş.


    Yoga eğitmenimiz Ayça Güdücü Erdem aynı zamanda freelance çalışan bir iç mimar, üniversite yıllarından beri yoga yapıyormuş ve mimarlığı freelance olarak yapmaya ve yoga eğitmenliği yönüne ağırlık vermeye karar vermiş. Gerçekten çok sempatik ve sıcak kanlı bir eğitmenimiz var ve sanırım stresimi azaltan yoga değil ders öncesinde onunla yaptığımız sohbetler.


   Derslere gelecek olursak sadece omlamıyoruz =) Ayça'nın uzmanlığı Hatha yoga üzerine bu yüzden derslerde bu şekilde ilerliyor. Ben ciddi anlamda zihnimin sakinleştiğini ve vücudumun esnediğini fark ediyorum. Videolarını izlerken "ohaa! yuh! bunu nasıl yapıyorlar bee?" diye hayrete düştüğüm hareketleri yapabildiğimi görünce bedenimi eğitebildiğimi de fark ettim. 

   Eğer sizin de ilginiz varsa ya da zaten beş liraymış gidip bir deneyeyim derseniz Yoga Şala'nın internet sitesini buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz. 
Devamını oku »