/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

20 Ekim 2014 Pazartesi

Fashion Week'e de Gitmedim Demem

   Geçtiğimiz hafta neredeyse tüm moda bloglarının başlıkları İstanbul Fashion Week idi. Modayla uzaktan yakından ilgim olmadığı, her sabah bugün ne giysem diye düşündüğüm, çoğu zaman buraya giderken ne giyilir ki dediğim halde ben de arkadaşımın daveti üzerine oradaydım. 

   Düşünün ben bile oradaydım. Yani modadan anlamayan insanlar, sadece orada görünmek için gelmiş olan bloggerlar, Ataşehir'de bir ev parası olan ayakkabı ve çantalarını göstermeye gelen sosyete, birbirine bok atmak için gelen ünlüler herkes oradaydı. Çok şükür son gün gittim de ''Nerdeyim ben ya?'' ya da ''Neden buradayım?'' iç hesaplaşmam çok uzun sürmedi.

   Organizasyon şirketinde tanıdığının olması aşırı iyi bir şey bu arada her yere girdim, merak ettiğim ne varsa inceledim. İnsanlar defilelerden önce uzuun kuyruklarda beklerken ben arkadaş bizimle diye pıt diye giriverdim salona. Özellikle Hakan Akkaya'nın erkek mankenlerini backstagede yakından görüp onayladım. 



   Hakan Akkaya'dan önce Zeynep Erdoğan defilesini izledim. Anladığım kadarıyla bu yıl gümüşler, metal görünümlü fileler ve brokar moda olacak.Kendimi bilmezlik yapıp ''Bunu nerde giycez yaa saçmalamış'' dediğim tasarım pek yoktu bu defilede. Defile sonunda Atiye'nin podyuma çıkması sürpriz oldu. Atiye sempatik tavırları ve içten gülüşüyle benim kalbimi kazandı. (Onun da çok umrundaymış.)




   Hakan Akkaya defilesi ise girişteki karmaşayı saymazsak harikaydı. Davetiye krizi her yıl oluyormuş duyduğum kadarıyla buna hala bir çözüm bulamamaları çok ilginç. Belki gireriz umuduyla kapıda bekleyenler, görevlilerle kavga edenler bu yıl da özellikle Hakan Akkaya defilesinde çoktu bu yüzden de gelenlerin çoğu ayakta izledi. Kalabalıktan kusacaktık ve ''Orası benim yerim canııaam'' diyen cici kızlarımızla çok karşılaştık. 


 

   Defile ise gerçekten güzeldi. ''Kız bunu kuzenin düğününde giyerim bak.'', ''Bunu eltinin kınasında giyersin'' gibi yorumlar yaptığım elbiseler içimi açtı. Uzun bacaklarıyla ünlü Ana Hickmann gözlükleri de defilede sergilendi. Defile sonunda podyuma çıkan Ana Hickmann'ı 1.65 boyumuzla kıskançlıkla izledik.
 

   Benim moda yazım bu kadar olur tabi hayatımda değişik bir tecrübe, değişik bir deneyim oldu bu da. İleride çocuklarıma, torunlarıma anlatırım. 
   Hoşçakalın...
Devamını oku »

12 Ekim 2014 Pazar

Pucca Günlük 2: Ve Geri Kalan Her Şey

   Her gün diyorum ki bugün artık bir post hazırlayayım ama eve gelince hiç aklıma gelmiyor ne yapacaktım diye düşünmekten kafayı yiyorum sonra. Aslında yazmak istediğim milyonlarca yazı var kafamda eğer bunlar boş vakitlerimde aklıma gelirse yazacağım sırayla.



   Bayramdan önce hatta tatile gitmeden önce başladım bu kitabı okumaya. Son zamanlardaki psikolojik durumuma ve aşk hayatıma cuk oturan bir kitap oldu. Ceriyi de yaz boyunca aylaklıktan sürekli izlediğim için tanıdığım bir çift gibi geldi. Evlilik isteği, korumacı tutumu, her şeyi ben bilirim havaları, olgunluğu, beklentileri, anlaşamadıkları noktalar... Okurken ay tatlım var benim de başımda aynısı dedim durdum. Bazen de oh be bunları yaşayan bir tek ben değilmişim delirmeyeyim bari dedim.


   Kısa keseceğim Dizüstü edebiyat serisini oldukça eğlenceli buluyorum ve lise yıllarımdan beri Pucca'nın da hem blogunu hem de kitaplarını severek okuyorum size de tavsiye ederim. 



   Keyifli Okumalar...
Devamını oku »

8 Ekim 2014 Çarşamba

#BookChallengeTag

   Blog sayesinde okumaya başladığım ve sanki arkadaşımmış gibi hissettiğim; yazılarını, yorumlarını çok samimi bulduğum Eskiden Çok Eskiden beni mimlemiş ben de seve seve yanıtlıyorum. 


   1.İlk hayranlığım: Şeker Portakalı-Jose Mauro de Vasconcelos
   Şeker portakalı benim okuduğum ilk roman bu yüzden de benim ilk hayranlığım, ilk aşkım.

  
   2.Favori Serim: Boleyn Serisi-Phıllıppa Gregory
   Bu serinin favorim olmasının en büyük nedeni o zamanlara ve Fransa'ya aşık olmam. Yanlış zamanda yanlış yerde yaşadığımı düşünüyorum sık sık.


   3.Favori Kitabım: Kürk Mantolu Madonna-Sebahattin Ali
   Bu kitapla biraz geç tanışmış olsam da sanırım en sevdiğim bu ama bunun yanında Küçük Prens ve Düşes de favori kitaplarım. Biraz kararsız kaldım.


   4.Favori Erkek Karakterim: Favori erkek karakterim Orhan Veli. Yalnız Seni Arıyorum'da o kadar aşık olmuştum ki ona. Kendimi mektuplarına cevap yazıp onun gibi biri çıksın karşıma diye dua ederken bulmuştum.


   5.Favori Bayan Karakterim: Düşes-Amanda Foreman. Çünkü okurken hem sevdim, hem kızdım, bazen sinirlendim gerçek bir kadındı. Benim, onun, sizin gibi. Hataları, tutkusu, aşkları, duyguları vardı.


   6.Favori Okuma Saatim: Favori okuma saatim yok benim her yerde, her an, her şekilde okurum ama favori okuma mekanım var otobüsler ve eğer oturuyorsam toplu taşıma araçları. İnsanlardan kendimi soyutlayıp kitaplara dalmak beni çok mutlu ediyor. 
   
   Ben de eğer hala bu mimi cevaplamadılarsa:




 Ve yanıtlamak isteyen herkesi davet ediyorum =)



Devamını oku »

1 Ekim 2014 Çarşamba

MARMARİS


   Dün akşam size sanal Akyaka turu yaptırmıştım bu akşam rotamızda Marmaris var. Akyaka'dan Marmaris'e doğru yola çıktığımızda önce Akçapınar köyüne uğruyoruz. Köy yolu sağlı sollu ağaçların arasından geçtiğiniz müthiş bir yol ve sanırım bu yol babam ve oğlumun meşhur sahnesinin çekildiği yol. Akçapınar'da durup meşhur tostçusunda tost, pide ve nar suyu söylüyoruz. Özellikle nar suyu harika. Mekanla ilgili ilk izlenimim ise insanlar köye tostçu açmış ve biz bunun için kalkıp buraya geldik manyak mıyız olmuştu. Üstelik biz Marmaris'e giderken uğramadığımız için başka bir gün özellikle sadece burası için geldik. Geldiğimize değdi gerçekten. Tostunuzu yediyseniz bekliyorum.



   Akçapınar'dan Marmaris'e geldiğimizde Eylül ayında bile çekilmeyen öğlen sıcağında size önerebileceğim en güzel şey klimalı bir mekan bulup serinlemeye çalışmak. Bunun için bahsedebileceğim iki mekan var birisi Bono Beach Cafe. Bono hemen sahilde önünden denize girebileceğiniz çalışanlarının ilgili olduğu güzel bir mekan sahilde onun gibi pek çok mekan var herhangi birini tercih edebilirsiniz ancak biraz daha marina yakınlarında iseniz size asla tavsiye etmediğim bir mekandan bahsedeceğim. Arkadaşlarımla akşamüstü kahvesi için bu mekanı rastgele seçtik. Let's be Friends Cafe- Bar... Marmaris'in aşırı sıcağında serinemek için dondurma da karar kıldık ve seçimlerimizi söyledik. Karamel isteyenlere antep fıstığı geldi. Garsonu çağırıp yanlış gelmiş deyince bizim üç yaşında olduğumuzu falan sanmış olacak ki o karamel tadına bakın dedi. Kuzenim tadına baktı ve bildiğin antepfıstığı dedi. Ki zaten yeşil karamel mi olur. Tam o sırada mekanın işletmecisi olduğunu düşündüğümüz bii yanımıza gelip hanımlar dondurmaları beğendiniz mi demez mi resmen dalga geçtiklerini düşünürek doğru gelse beğenebilirdik belki dedim özür dileyip cuplarımızı aldılar ve bu sefer servisimize bakan garson yanımıza gelip karadut ister misiniz dedi. Rengi tutturamadık isim tutsun diye düşünmüş olacak ki neden karamel istiyoruz diye ısarar edince bize karadutun güzel olduğunu falan anlattı. En sonunda bu kadar salak yerine konmaya dayanamayıp karamel yok mu dedim ve malesef dedi. Gerçekten başıma gelen en komik olay bu sanırım. Sipariş verirken üzgünüm elimizde kalmadı demek yerine bizi salak yerine koyup yanlış getirmeyi tercih ettiler ve nasılsa bunu fark etmeyeceğimizi sandılar. Alkışlar onlar için geliyor.






   Neyse Marmaris'in bir de çarşısı var üzeri kapalı hediyelik eşya, kıyafet ve yoğunlukla mayo bikini satan gezmenizi tavsiye edebilirim. Bunun dışında uzuun bir sahili var tatlı, romantik akşam üstü yürüyüşleri için ideal biz kız kıza gittik o ayrı.





   Akşam olunca ise gerçekten çok hareketli bir gece hayatına bodoslama dalıp kafaları dağıtabiliceğimiz kalabalık bir barlar sokağı var bu barlar arasında Arena en ünlülerinden gitmişken köpük partisine denk getirelim bari. Derseniz ki tatil demek huzur demek açtıralım şarabımızı alalım peynir tabağımızı onun için de sahilde Yunus'u tavsiye ederim benim gittiğim akşam kaliteli şarkıları kendi tarzlarında yorumlayan başarılı bir grup vardı. Ondan önceki akşam da blackparti varmış. Eğlenirken dinlendim. Sizi şu konuda uyarmalıyım burada gece asla bitmiyor bu yüzden otelinizi bizim gibi sahilde seçerseniz uyku konusunda biraz problem yaşayabilirsiniz.



   Bunun dışında içimde kalanlar tekne turu ve parasailing. Yüzme bilmeyen insan dalmayı ne bilsin teknede napsın. Bayramdan sonra yüzme kursuna başlıyorum ama siz gitmişken tekne turuna da katılın değişik değişik birbirinden mükemmel koylarda yüzmenin tadını çıkarın ben size sonradan katılırım. 



   Keyifli okumalar, bol gezmeler...
   
Devamını oku »

29 Eylül 2014 Pazartesi

AKYAKA

   İnstagradan taki edenler bilir bir kaç hafta önce minnak bir Muğla turuna çıktım üç durağım oldu: Kötekli, Akyaka vee Marmaris...Kötekli'den hızlıca bahsedip geçeceğim. Kötekli Muğla'da Üniversitenin bulunduğu yer üniversite burada olduğu için öğrenci mekanları, öğrenciye gereken her şey var. Sevimli, şirin bir yer herkes birbirini okuldan tanıyor. En fazla dikkatimi çeken şey ise aşırı ucuz olması zaten Muğla genel olarak ucuz geldi bana. Baya dağınık olarak gezdim aslında ama size düzeni bir tatil planı yapayım da seneye de kullanın. Benden uyarması sevgilinizle yapmayın planı son hafta ayrılırsınız sonra işin yoksa en baştan başla...

   Muğla'dan Akyaka'ya gitmek için yola çıktığımızda önce seyir terasına uğruyoruz tabi ben bunları hep aylaklıktan izlediğim yaz dizilerinden öğrendim. Seyir terası manzarası baya güzel. Ama burada karnınızı doyurmayın benim rotamda size başka önerilerim var: fotoğraflarınızı çekip organik ürünlerden alın ve hadi yola devam edelim. 



   Hani o dizide görüyoruz ya bi derede ayaklarını çıkarıp su içindeki masalarda yalın ayak oturuyorlar. Akyaka'ya kadar gitmişken bunu yapmaktan geri duracak değiliz tabi ama su gerçekten o kadar soğuk ki sadece ayağımın fotoğrafını çekip Azmak'a da girmedik dememek için girelim dereye. Ördekler, buz gibi su, mis gibi oksijen allam beni buraya gömüüün. Tabi temiz hava insanı baya acıktırıyor üstelik daha kahvaltı etmedik. Azmak kenarında pek çok resteurant var bunlardan ''Cennet'' test edildi onaylandı. 




   Kalorileri alıyoruz, alıyoruz sonra nasıl vereceğiz tabi ki yüzereeek. (20 yaşında yüzme bilmeyen kızın triplerine bakın allah aşkına) Deniz müthiş şezlonlar ucuz gidin yatın bütün gün bir taraf dağ, bir taraf deniz...Su da mükemmele yakın üstelik. Parasailing de yapın tabi gitmişken ama eğer korkar da dönerseniz canınız sağ olsun. Hayatta en çok yapmak istediğim şeyleren biri olduğu için ben parasailing, yamaç paraşütü gibi şeyler için özel birini beklemeye karar verdim bazı şeyler özel olmalı, gelişigüzel insanlarla harcanmamalı diye düşünüyorum. Bir de yalnız yapmaktan azcık korktum tamam.



   Ben burayı çok sevdim. Siz de gidin siz de sevin =)
   
Devamını oku »

28 Eylül 2014 Pazar

Hayvan Çiftliği

   ''Düzenli hayat düzenli blog'' diye kendi kendime kurallar koydum size yazmayı planladığım bi milyon yazı var kafamdan ama ilk önce bir kitap önerisinde bulunacağım. Aslında bu kitabı yazın okudum ama anca yazabiliyorum her şeyi. 


   İnstagramda ders kitabı gibi peri masalı diye bahsetmiştim gerçekten de öyle. George Orwell'ın Hayvan Çiftliği bir siyaset eleştirisi kitabı olduğu için biraz okuldaki derslerimi hatırladım ama daha çok kitap sanki günümüzü anlatıyordu bu sayfaları okurken sanki günlük bir gazeteyi okuyor ya da televizyonda bir haber izliyor izlenimine kapıldım zaman zaman. 



   ''Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.'' Bu sözün üzerine sayfalarca yazılır, günlerce düşünülebilir. Sadece etrafımıza yarım saat baksak bu söze o kadar çok örnek gösterebiliriz ki hele ki ülkemizde insanlar arasındaki uçurum bu kadar derinken. Yine de bir şeyleri anlayıp anlamlandırabilmek için okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. 



   Keyifli okumalar...
Devamını oku »

3 Eylül 2014 Çarşamba

Yalnız Seni Arıyorum

   Heey, Selam! Beni özleyenler buraya diksin =) 



   Uzun bir zamandır bloga uğrayamıyorum. Yeni kararlar almak, yeni bir hayata başlamak, yeni bir düzen oturtmak sandığım kadar da kolay değilmiş çünkü. Ağzımdan çıkan tek bir sözcüğün hayatımda bu kadar büyük etkiler yaratacağını asla tahmin edemezdim. Ben bu dönemde ne mi yaptım biraz kitap okudum, biraz tatil yaptım, biraz dinlendim ve çokça kendimle baş başa kaldım. İşte Orhan Veli ile bu dönemde tanıştım.

   Yalnız Seni Arıyorum Nahit Hanım'a mektuplar bana iki günde bitecek incecik bir kitap gibi görünmüştü ama hayatımın en kararsız en ne yapacağını bilmez döneminde elimde olduğu için bir türlü bitmedi. Her mektubu sindire sindire okudum. Sanki Orhan Veli hayatımın aşkıydı ve mektuplar bana yazılmıştı. İlk mektup ikinci mektup okuyup giderken yavaş  yavaş hoşlanmaya başlamıştım. Hayatımın erkeği Orhan Veli miydi? Aralarındaki mesafe, Nahit'in başka biri ile olması, huysuzlukları, şımarıklıkları, birbirlerini görememeleri asla vazgeçirmemişti onu. O her şeye rağmen aşıktı. Özlediğim, beklediğim, düşlediğim aşk Orhan Veli'deydi ne yalan söyleyeyim biraz kıskandım. İnsanlar ne aşklar yaşamış diye hasetlendim. Mektupları okurken bana mı yazmış dediğim çok oldu hatta cevapladığım mektuplar oldu. Cevap yazmadan yenisine geçemediğim mektuplar. 



   İlk kez mektup türünde yazılmış bir kitap okudum. Orhan Veli'nin şiirlerini severim ama mektuplar... Birinin özeline girdim, hayatındaki belki kimseyle paylaşmadığı iki kişi arasında sır olan duygularını öğrendim. Değişik ve güzel bir deneyim oldu benim için kitap biteli epey oldu ancak ben bazen çok bunaldığım zamanlarda açıp bir mektup okuyorum. Bazen daha öncce dikkat etmediğim bir cümle o an ki ruh halime göre dokunuyor kalbime. Anlayacağınız kitabı şiddetle tavsiye ederim hatta mektup okumanızı tavsiye ederim.
   Keyifli okumalar...
Devamını oku »