/* START ADD READ CONT*/ /* END ADD READ CONT */

17 Aralık 2015 Perşembe

Garipçe Köyü ve Rumeli Feneri




   Geçtiğimiz sabah buz pateni dersine gitmek için alarmımı 7.15'e kurmuştum ama üç saniye gözlerimi yumup otuz dakika daha uyuyunca her ne kadar uçarak da gitsem derse geç kaldım. Derse giremedik bari Florya sahilinde yürüyüş yapalım dedik. Hava o kadar mükemmeldi ki sadece yürümek bizi kesmedi tabi =) Nasıl oldu da Rumeli Feneri'ne gitmeye karar verdik karar vermekle kalmadan oraya kadar gittik ben o kısmı kaçırdım.


   Rumeli Feneri'ne gitmeden önce Garipçe'ye uğradık. Çok kez adını duyup hiç gitmemiştim Garipçe'ye. Sessiz, sakin bir balıkçı kasabası Garipçe. Neden bu kadar popüler olduğunu anlayamadım sanırım insanlar bu sessiz sakinliği seviyor. Benim için fazla sessiz sakin ve küçük bir yer. Bu yüzden direk sahile inip bir kaç fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam etmeye karar verdik. Fotoğraf çekerken sahil kenarında iki restoran gördüm. Siz Garipçe'ye giderseniz bu restoranlarda kahvaltı edebilir ya da balık yiyebilirsiniz. Zaten Garipçe genelde Koç Üniversitesi öğrencileri tarafından yemek yemek için tercih ediliyor. 


   Garipçe'ye yaklaşık 1,5 km olan Rumeli Feneri'ni ben daha çok beğendim. Önce Cenevizler'den kalma olan kaleye çıktık. Kalenin içinin ve etrafının çöplerle dolu olması beni üzdü açıkcası. Fotoğraf çekmeyi sevenler burada çok güzel kareler yakalayabilir.


   Daha sonrasında Fener'e geçtik. Fener'in hemen altında bulunan Mendirek Balık Lokanta'sı öğle yemeği için tercih ettiğimiz mekan oldu. Tam sağlıklı beslenme kararı aldığım şu günlerde balık benim için harika bir seçenek oldu. Kılçıklı balık yiyemeyen ve balığın kılçığını bir türlü ayıklayamayan ben dışarıda balık yemekten çok hoşlanmazdım aslında ama Mendirek'te bunu söylediğimde deniz levreği önerdiler ve ızgarada pişirmeden önce kılçığını ayırarak servis ettiler. Balık gerçekten çok lezztliydi. Yanında kalamar ve salata söyledik. Hocam bir sorum olacak kalamar diyet bozar mı? Kalamar bozmuyorsa bile balıktan sonra ikram ettikleri sıcak helva kesin bozuyordur. =l 

   Bizim Garipçe Köyü ve Rumeli Feneri gezimiz böyle geçti. Siz hiç buralara gittiniz mi? Nereleri sevdiniz nereleri sevmediniz? Ve bana tavsiye edebileceğiniz başka mekanlar var mı? 


   Bol gezmeler =)
Devamını oku »

11 Aralık 2015 Cuma

Kahvaltının Mutlulukla Bir İlgisi Olmalı

   Herkese yeniden merhaba, benim için günün en önemli öğünü kahvaltı. Hatta geç kahvaltı edip öğle yemeklerini es geçiyorum çoğu zaman (kabul ediyorum öğün atlamak çok sağlıksız) Yemek yemek beni zaten çok mutlu ediyor. Yaşamak için yemiyorum resmen yemek için yaşıyorum. Ama beni en çok mutlu eden şey güzel bir kahvaltı etmek. Siz de mutlu olun diye Kadıköy civarında kahvaltısını çok sevdiğim mekanları paylaşmak istedim. Mutluluğumuz paylaştıkça çoğalsın diye =)

   1. Happy Moons - Fenerbahçe

   Aslında Happy Moons'un bütün şubelerinde kahvaltı tabağını çok seviyorum. Ancak asıl Happy Moons'u benim listemde birinci yapan pazar günleri Fenerbahçe'de olan açık büfe kahvaltıları. Her gittiğimde gözüm dönüyor. Her kalktığımda en az beş kilo almış oluyorum. Pazar günü Happy Moons'u tercih ederseniz rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim. Rezervasyonsuz giderseniz girişte isminizi yazdırıp biraz beklemeniz gerekebilir. 

   2. Kirpi Cafe - Koşuyolu
   

   Kirpi benim için özel bir mekan aslında. İstanbul'da ilk akşam yemeğimi orada yedim. İlk kez aşık olduğumu orada hissettim. 20. yaş günümü orada kutladım. Genelde Bağdat Caddesi'ni tercih etsem de kahvaltı için Koşuyolu beni her zaman daha çok mutlu ediyor. Bahçesi ve Cadde'ye göre daha büyük ve ferah bir mekan olmasıyla, daha sessiz sakin olmasıyla kahvaltı için aradığım huzurlu ortamı yakalamamı sağlıyor.

   3.Kukis - Acıbadem



   Kukis'i daha bir kaç gün önce denedim. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine geldiğim bu mekan kahvaltısıyla, elemanlarıyla, servisiyle benim sempatimi kazandı. Ayrıca çeşit çeşit pastalarında da gözüm kalmadı değil. Kahvaltı ederken bize ekler ikram ettiler ve ben de tatlı hakkımı minicik bir eklerle doldurduğuma kendimi inandırdım. Kahvaltı tabağı hem doyurucu hem ekonomik biz gözümüz doyduğu için iki kahvaltı tabağı söyledik ancak bir kahvaltı tabağı ve yanına börek, poğaça türevi şeyler söylerseniz daha hoş olabilir. Haftaiçi gittiğimiz için yer bulma konusunda bir sıkıntı yaşamadık ancak küçük bir mekan olduğu için haftasonları sıra bekleniyor şeklinde duyumlar aldım. Gözüm döndüğü için tabaklarımız geldiğinde fotoğraf çekmeyi akıl edemedim ancak karnım doyduktan sonra aklıma geldi. 

   4. Naan Bakeshop - Moda
   

   Naan'da yeni keşfettiğim çok sevdiğim mekanlardan biri. Biz iki kişilik olan Moda kahvaltısı söyledik ama bunun yanında kendi kahvaltı menünüzü kendiniz de oluşturabilirsiniz. Özellikle ekşi mayalı köy ekmekleri anneannemin yaptığının aynısı o kadar lezzetli ki sanırım kahvaltıyla bir bütün ekmeği bitirdim.

   Ayrıca Kadıköy'den bir vapurla ulaşabileceğiniz Beşiktaş kahvaltıcılar sokağı benim favori kahvaltı mekanlarımdan. En sevdiğim açık büfe kahvaltı mekanı Hardal - Ataköy için buraya tıklayabilirsiniz.
   Siz bu haftasonu kahvaltıya nereye gidiyorsunuz?
Devamını oku »

7 Aralık 2015 Pazartesi

Viaport Venezia Outlet


   Herkese selam, bugün Gaziosmanpaşa'ya kurulan Viaport Venezia Outlet'te idim. Tekirdağ'dan dönerken otogara yakın olduğu için arkadaşımla buluşmak için burayı tercih ettik. Giderken beklentim biraz yüksekti. Minik bir Venedik hayaliyle gittim. Hayallerim gerçek oldu mu?


   Gondollar, köprüler, mimari güzel olmasına güzel olmuş ancak Viaport Venezia gördüğüm kadarıyla henüz bitmemiş bir proje çoğu dükkan henüz açılmamış, yer döşemelerinin yarısı yapılmış yarısı yapılmamış, bazı yerlerden matkap sesleri geliyor, meydanda gezerken kafamıza bir şey düşer mi hissi..! 



Her şey çok mu kötü? Aslında hayır. Henüz her dükkan açık olmamasına karşın gezdiklerimizde fiyatlar gayet iyi idi. Kapalı kısmının tavanının gökyüzü olarak tasarlanması insana açık havada alışveriş hissi yaratıyor, bunun yanında açık bir meydanı olması ve meydanda mağazaların bulunması sizi sıkıcı avm ortamından uzaklaştırıyor. Benim en sevdiğim yanı ise yemek yeme alanının bu açık meydanda olması çünkü avmlerdeki tüm kokuların birbirine karıştığı en üst kattaki yemek bölümlerinden hiç hoşlanmıyorum. Gondola binmeniz için Venedik'e gitmenize de gerek yok çünkü buradaki kanallarda da gondol turu yapabiliyorsunuz. Hee bir Venedik değil tabi ki (Hayaller Venedik hayatlar Gaziosmanpaşa =))



Yılın en sevdiğim dönemi yıl başı olduğu için ve Aralık ayının tamamında benim için noel coşkusu yaşandığından burada hoşuma giden bir başka detay yeni yıl için hazırlanmış vitrinler ve tabi ki en sevdiğim hediyelik eşya dükkanı olan Kadıköy'de her önünden geçtiğimde kendimi tutamayıp içine daldığım The Company oldu.


Hazır burada da görmüşken son zamanlarda sık sık gördüğüm(neredeyse her avmde var), bir türlü deneyemediğim Alaçatı Muhallebicisi'ni de denemiş olduk. Sakızlı Alaçatı Muhallebisi benden geçer not aldı ancak fırın sütlacından çok hoşlanmadık. 


   Eğer siz de Viaport Venezia'ya giderseniz ya da gittiyseniz, bir dahakine Alaçatı Muhallebicisi'nde şunu da ye derseniz. Burası da hoşuna gidebilir git bir gez bir bak dediğiniz yerler varsa ve benimle paylaşırsanız çok sevinirim. 

   Mutlu kalın =)

Devamını oku »

29 Kasım 2015 Pazar

En Kısa Gecenin Rüyası - Moda Sahnesi

   Herkese yeniden merhaba =) Aylardır yazamadığım bloguma yenilenmiş bir şekilde geri döndüm. Artık daha çok gezip daha çok okuyup daha çok fikir vereceğim. Eskilerden hala buralarda olanlar yorumlar kısmına mum diksin =)


   Mert Fırat'a aşık olmayan kadın Melis Birkan'a hayran olmayan adam var mıdır bilmiyorum. Eğer varsa bu oyunu izledikten sonra bir kez daha düşünsünler. William Shakespeare'in oyunundan uyarlama olan oyun beni asla sıkmadı, perde arasının nasıl geldiğini anlamadım, oyundan bir dakika bile kopmadım. Ağır bir Shakespeare oyunu izleyeceğiz sanmıştım künyesine ilk baktığımda ancak oyunun Atinasında Laz, Trakyalı ve Doğulu bile vardı. Çok keyifli bir kaç saat geçirdim. 


   Mert Fırat ve Melis Birkan'ın yanında Timur Acar, Onur Ünsal, Murat Tüzün, Didem Balçın, Volkan Yosunlu, Ezgi Coşkun, Çağlar Yalçınkaya, Hasan Demirtaş, Mert Şişmanlar, Beyza Şekerci, Caner Erdem ve Alper Baytekin'i izliyoruz sahnede.

   Biz dört arkadaş olarak biletlerimizi çok önceden almıştık. Ankara'da yaşanan terör olayları nedeniyle o zaman oyunu izleyemeyen ev arkadaşım Gizem ve erkek arkadaşı Gökhan da bize katılınca altı kişilik kalabalık bir grup olarak gittik. Eğer siz de bu oyuna gitmek isterseniz buraya tıklayarak Moda Sahnesi'nin internet sitesine geçebilir hem bu oyun için hem de sahnelenen diğer oyunlar için e-bilet bulabilirsiniz. Aralık ayı programı bu oyun için şu anda dolu gözüküyor ama Moda Sahnesi'nde bir oyunu izlerseniz de fikirlerinizi mutlaka benimle de paylaşın =) 

   İyi Seyirler... =)
Devamını oku »

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Vladimir Nabokov - Lolita

   Lolita, Halil Serkan Öz'ün Kitapları Listesinden bir kitaptı yine. Okuma Etkinliği kapsamında okumuştum ancak malesef herkesin tatilde olmasından mı, kitapların yaz aylarına uygun olmamasından mı etkinliğe katılım düştüğünden dolayı sonlandırmak zorunda kaldım. 



   Kitabı okumadan önce bu kitabın pedofiliyi meşrulaştırmaya çalışan bir aşk hikayesi olduğunu sanıyordum. Kitapta bir pedofili vakası var evet aynı zamanda bu bir yol hikayesi. Humbert Humbert'in supericikleri diye tanımladığı küçük kız çocuklarına olan ilgisi meşrulaştırılabilecek bir şey değil zaten. Bence bu bir sapkınlık, bir sapıklık. Bir hastalık mı, tedavi edilebilir bir şey mi bilmiyorum ancak şunu da belirtmeliyim ki okurken beni de rahatsız eden, midemi bulandıran, gözümün önünde canlandığında Allah'ım sen karşılaştırma dediğim noktalar çok oldu.




   Öte yandan beklediğimin aksine Lolita büyüdüğünde Humbert Humbert ona olan ilgisini kaybetmedi gerçek aşkın tanımı nasıl yapılmalı emin değilim ama bir adamın bir kız çocuğunu daha sonrasında bir kadını bu kadar sevmesi sizce de biraz aşk kokmuyor mu?



   O yaz, Lolita kaç sene evvel doğmuşsa, o yaştaydım. Kitap hakkında ne düşünürseniz düşünün ister bu pedofilidir diyip okumadan bir kenara bırakın, isterseniz merak edip farklı yönlerini keşfedin bu sayfayı gördüğünüzde hiç düşündünüz mü? ...kaç sene evvel doğmuşsa o yaştaydım. Bunu söyleyebileceğiniz biri çıktı mı hiç karşınıza? Biri için her şeyden vazgeçip onunla birlikte herkesten her şeyden kaçtınız mı? Yıllar boyu vazgeçmeden onu arayıp yıllar sonra evli ve hamile haliyle yani ne kadar değişirse değişsin hala aşık olduğunuzu fark ettiniz mi? Humbert Humbert'i yüceltmiyorum. Yaptıkları doğrudur da demiyorum. Sadece kaç sene evvel doğmuşsa o yaştayım diyebileceğiniz insanlar varsa kaybetmeyin diyorum.
   Keyifli okumalar.
Devamını oku »

17 Haziran 2015 Çarşamba

Albert Camus Yabancı

   Halil Serkan Öz'ün listesinden okuduğum 3. kitap Albert Camus'un Yabancısı. İnce ancak derin bir kitap. Okurken çoğu zaman durup düşünmeniz gerekiyor.



   İsmin de anlaşılacağı gibi kitap insanın topluma ve kendisine yabancılaşmasından bahsediyor. Kahramanımızın annesinin ölüm haberini alması ile başlıyor. Umursamazlık, hissizlik de burada başlıyor aslında ve kitabın genelinde kahramanımıza umursamazlık, kabullenmişlik, beklentisizlik hakim. Toplumun genel normlarını umursamayan kahramanımız bu yüzden toplum tarafından yabancılaştırılıyor ve suçlanıyor. Kahramanımız da ''Suçluydum çünkü annemin cenazesinde sütlü kahve içmiştim.'' cümlesiyle kabulleniyor tüm olan biteni.



   Benim için anlaması zor, ağır bir kitaptı Yabancı. Aranızda okuyanlar var mı? Sizler neler düşünüyorsunuz? 
   Keyifli okumalar.
Devamını oku »

Okuma Etkinliği 2. Ay Yoklaması

   Herkese tekrar merhaba Okuma Etkinliği için 2. Ay yoklaması alıyorum. Bu ay ben hiç kitap okuyamadım neredeyse malesef sadece Albert Camus'un Yabancı'sını okuma fırsatı bulabildim. Onun hakkındaki yorumumu da hala yazamadım malesef ancak en kısa sürede yayınlayacağım. Sınavlar yüzünden pek çoğunuzun aynı durumda olduğunu biliyorum ama yine de derslerden arta kalan zamanlarında kitap okumaya da vakit bulabilmiş pek çoklarınızın olduğunu da biliyorum. =)







   Geçtiğimiz ayın en çok okuyanını Dikiş Sevda'sı blogunun sahibi Sevda Hanım olmuştu. Kitabını kendisinin isteği üzerine öğrenci bir arkadaşıma hediye ettim. Okuldan arkadaşıma etkinlikten ve listeden bahsettim o da Franz Kafka' dan Dava'yı tercih etti.





 Bu ay her konuda biraz tembellik yaptığım için 15 Haziran'da yapmam gereken yoklama bugüne sarktı bu yüzden 21 HaziranPazar gününe kadar yine sizlerden okuduğunuz kitapları yazar, isim, yayın evi, baskı sayısı ve sayfa numarası olarak künye şeklinde paylaşmanızı bekliyorum. Paylaşımlarınızı bu yazının altına yorum şeklinde yapabileceğiniz gibi manolyaozkan@gmail.com adresinden de bana ulaştırabilirsiniz.

   Bakalım bu ay kimler neler okumuş =) Yorumlarınızı bekliyorum =)
Devamını oku »